<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Çin &#8211; ADDR</title>
	<atom:link href="https://addrmagazine.com/tag/cin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://addrmagazine.com</link>
	<description>Defence Diplomacy Review</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Mar 2026 09:13:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2025/11/ADDR-60x60.png</url>
	<title>Çin &#8211; ADDR</title>
	<link>https://addrmagazine.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Uzayan ABD/İsrail İle İran Arasındaki Savaş ve Trump’ın Çıkış Noktası</title>
		<link>https://addrmagazine.com/iran-savasi-trump-cikis-stratejisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Levent Köse]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 13:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[balistik füze]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Enerji Güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[Hürmüz Boğazı]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Jeopolitik]]></category>
		<category><![CDATA[Körfez]]></category>
		<category><![CDATA[Orta Doğu]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma Analizi]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://addrmagazine.com/?p=1646</guid>

					<description><![CDATA[İran ile ABD-İsrail savaşının 24. günündeyiz. Savaşın bu kadar uzun sürebileceğini sanırım ne Trump ne de Netanyahu düşünememişti. Tarafların savaşın başından itibaren hedeflerinin neler olduğunu hatırlayarak bu savaştan bahsetmeye başlayalım. Savaşta İran, 14 ayrı ülkeye balistik füze ve dron ile saldırdı; toplam 1112 balistik füze ve 3210 dron attı. Günlük atılan füze ve dron sayısı azalsa da İran, hâlâ başta İsrail olmak üzere çeşitli Körfez ülkelerine karşı bunları kullanmaya devam ediyor. İRAN İÇİN İran için mevcut rejimin nihai hedefinin zafer değil; hayatta kalmak, caydırıcılığı yeniden sağlamak ve savaştan sonra ne olacağına dair şartları dikte etmek için gücü yeniden ele geçirmek]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">İran ile ABD-İsrail savaşının 24. günündeyiz. Savaşın bu kadar uzun sürebileceğini sanırım ne Trump ne de Netanyahu düşünememişti. Tarafların savaşın başından itibaren hedeflerinin neler olduğunu hatırlayarak bu savaştan bahsetmeye başlayalım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Savaşta İran, 14 ayrı ülkeye balistik füze ve dron ile saldırdı; toplam 1112 balistik füze ve 3210 dron attı. Günlük atılan füze ve dron sayısı azalsa da İran, hâlâ başta İsrail olmak üzere çeşitli Körfez ülkelerine karşı bunları kullanmaya devam ediyor.</p>



<h4 class="wp-block-heading">İRAN İÇİN</h4>



<p class="wp-block-paragraph">İran için mevcut rejimin nihai hedefinin zafer değil; hayatta kalmak, caydırıcılığı yeniden sağlamak ve savaştan sonra ne olacağına dair şartları dikte etmek için gücü yeniden ele geçirmek olduğunu görmekteyiz. İran’ın bu yüksek riskli savaşı tırmandırma isteği, sahip olduğu en büyük silahtır. Rejim, iktidara tutunmak için her şeyi yapacak, buna diğer Körfez ülkelerinin ekonomilerini feda etmek de dâhil olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir ülkeyi uçuruma sürüklemeden savaşın eşiğine getirme yeteneği olan “uçurumun kenarında durma” stratejisi, Soğuk Savaş diplomasisinin temel taşıydı. Ancak devlet ve devlet dışı aktörler arasındaki çizginin bulanıklaştığı ve savaş silahlarının dağıldığı, daha istikrarsız olan günümüz koşullarında dünya bu hafta nihayet uçurumun kenarına geldi ve aniden serbest düşüşe geçti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toossi, “Nihai hedef, sırf tırmanmak için tırmanmak değil. Tırmanmayı, uzlaşmayı zorlamak için bir araç olarak kullanmaktır.” dedi. “İran’ın bu savaşı askerî olarak kazanmasına gerek yok. Savaşın devam etmesinin herkes için çok maliyetli hâle gelmesini sağlaması gerekiyor.” İran, ABD ile İsrail’i bu yüksek maliyetli savaştan bezdirmeye çalışmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İran’ın ABD ve İsrail’e oranla askerî güç zayıflığı, onu doğrudan askerî açıdan yenmek yerine ABD’den daha uzun süre dayanmaya amaçlayan asimetrik bir strateji benimsemeye yöneltmektedir. İran, “Dayanırsak kazanacağız.” der gibi hareket etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hatta daha basit değerlendirirsek, tek bir dron veya balistik füzenin İran’a zafer kazandırabileceğini dahi söyleyebiliriz.</p>



<h4 class="wp-block-heading">ABD İÇİN</h4>



<p class="wp-block-paragraph">İsrail’in Haziran 2025’te İran’a düzenlediği ve ABD’nin İran nükleer tesislerini vurduğu saldırıdan bu yana Amerikan Başkanı, İran’ın müzakerelere dönmesini ve kendi şartlarını kabul etmesini ummaktaydı. Bu şartlar; İran’ın uranyum zenginleştirme hakkından tamamen feragat etmesini, yani nükleer programın tasfiyesi ve sıfır zenginleştirme ilkesinin kabulünü; yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş yaklaşık 440 kilogram uranyumun teslim edilmesini; füze programının menzilinin İsrail’e ulaşamayacak şekilde, yani 300-500 kilometre arası tahminlerle sınırlandırılmasını; ayrıca bölgedeki müttefiklerine verdiği desteğin durdurulmasını kapsamaktaydı. Buna karşılık Amerikan yaptırımlarının kademeli olarak kaldırılması ve Amerikan şirketlerinin İran’daki ihalelerden pay alması öngörülüyordu. Ancak İran, ABD’nin taleplerine veya müzakerelerin yeniden başlatılması çağrılarına olumlu yanıt vermedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ile birlikte İran’a karşı yürüttüğü ortak askerî harekâta Destansı Öfke (Epic Fury) adını verirken, İsrail bu harekâtı Kükreyen Aslan Operasyonu (Roaring Lion) olarak adlandırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD, Destansı Öfke Operasyonu’nun askerî dört hedefini şu şekilde belirlemişti:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li>İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek,</li>



<li>Balistik füze cephaneliğini ve üretim tesislerini imha etmek,</li>



<li>Bölgedeki vekil güçler ağını zayıflatmak,</li>



<li>Deniz kuvvetleri kapasitesini ortadan kaldırmak.</li>
</ol>



<p class="wp-block-paragraph">Siyasi hedef ise rejim değişikliğiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak bu askerî hedeflerin yanı sıra, Amerikan yaptırımlarının temel nedenini oluşturduğu ekonomik koşullardan kaynaklanan halk memnuniyetsizliğini kullanarak rejimi içeriden değişime zorlamak gibi daha geniş bir siyasi amaca da işaret edilmiştir. ABD’nin, İran’a ait ağırlık merkezi olarak da balistik füze birliklerini seçtiğini öngörüyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Savaş süresince yeni İran dinî liderinin seçilmesi, halkın ayaklanması, Hürmüz Boğazı’nın açılması gibi hedefleri de ilave edebiliriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Trump, cumartesi sabahı saldırının başladığını duyurduğu konuşmasında doğrudan İran halkına seslenerek, askerî operasyonlar bittikten sonra “hükümetinizin kontrolünü ele alın” çağrısında bulunmuştur. “Şu an size istediğinizi veren bir başkanınız var, bakalım nasıl karşılık vereceksiniz?” diyen Trump, İran’ı kitlesel terör uygulamakla suçlamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İsrail için de benzer şekilde, İran’ın nükleer ve füze programları ile Direniş Ekseni de dâhil olmak üzere İsrail’e yönelik “varoluşsal tehditleri ortadan kaldırmayı” amaçladıklarını söyleyebiliriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Netanyahu ise İran’ın “şer eksenini” yok etmenin, imajını düzelteceğini ummakta. Ancak geri adım atmayan bir İran ile karşılaşacağını sanırım beklememekteydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">23 gündür devam eden çok yoğun hava taarruzlarına rağmen İran halkı, Ocak 2026’daki gibi sokağa çıkmamış, rejim aleyhine bir ayaklanma başlatmamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Savaşın hemen başında, dinî lider başta olmak üzere çok sayıda üst düzey İranlı liderin öldürülmesi sonrası İran’da ciddi komuta-kontrol sorunları yaşanacağını tahmin etmemize rağmen İranlı liderler, birleşik güçlerin üst düzey yetkilileri ve merkezi karar alma kurumlarını hedef alan saldırılarına karşılık olarak yetkileri alt kademe yetkililere devretti. Bu da muhtemelen İran’ın merkezi liderliğindeki aksamalara rağmen devlet işlevlerinin devamlılığını sağlamak içindir.</p>



<h4 class="wp-block-heading">İran Savaş Hedefleri</h4>



<p class="wp-block-paragraph">İran, büyük ve varoluşsal bir çatışmada ABD ve İsrail’i nasıl mağlup edeceğine dair çok yönlü bir teori geliştirmiş ve uygulamaya çalışmıştır. Bu teoriye göre; Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve Amerika’nın Körfez müttefiklerine yeterince siyasi ve ekonomik acı çektirmek, birleşik gücün operasyonlarını durdurmasını sağlayacaktır. İranlılar, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’i savaşı sona erdirmeye zorlamak için beş çaba hattı geliştirmiştir:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Körfez’de ABD ve İsrail’e kayıplar ve ekonomik zarar vermek için insansız hava aracı ve balistik füze saldırıları yapmak,</li>



<li>Basra Körfezi’ndeki gemi trafiğini aksatmak için insansız hava aracı, füze ve mayınlar da dâhil olmak üzere deniz saldırıları yapmak,</li>



<li>Hizbullah ve diğer İran destekli gruplardan vekâlet saldırıları gerçekleştirmek,</li>



<li>Küresel terörizm icrası,</li>



<li>Kritik altyapıya yönelik siber saldırılar.</li>
</ol>



<p class="wp-block-paragraph">ABD-İsrail birleşik harekâtı, Tahran’ın stratejisini uygulamak için ihtiyaç duyduğu en önemli İran araçları oldukları için, insansız hava aracı, balistik füze ve geleneksel deniz saldırılarını durdurmaya en acil şekilde odaklanmıştır. Hem hava hem de deniz insansız hava araçları, Körfez’deki gemi trafiği ve petrol altyapısı için bir tehdit olmaya devam etmekte ve İran’ın boğaza mayın döşeme tehdidi, karmaşık olsa da, gerçekliğini korumaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birleşik güç, mevcut harekât hedeflerine ulaşırsa insansız hava aracı ve füze tehdidini, boğazdan deniz yoluyla geçişin yeniden başlamasına izin verecek seviyelere indirecektir; ancak petrol ve nakliye fiyatları kısmen üçüncü tarafların risk toleransına bağlıdır. Bu nedenle İran tehdidinin derhâl sona ermesi bile fiyatların hızla düşmesine neden olmayabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İran’ın ABD’ye kıyasla askerî zayıflığı, onu ABD’ye karşı doğrudan askerî olarak yenmek yerine ABD’den daha uzun süre dayanmayı amaçlayan asimetrik bir strateji benimsemeye yöneltmiştir. Bu stratejiyi oluşturan çeşitli çaba hatları yıllar içinde değişti; ancak bu savaş sırasında İran, yukarıda özetlenen beş temel çabaya güvendi. İran muhtemelen, bu beş unsurun ABD’ye kayıplara yol açması, petrol fiyatlarını yükseltmesi ve hem ABD’ye hem de Körfez müttefiklerine ekonomik maliyetler yüklemesi durumunda, ABD ve İsrail’in hedeflerine ulaşmadan savaşı sona erdirmek için siyasi bir karar alacaklarını hesaplamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte İran’ın deniz ve hava insansız hava araçları, füzeleri ve hızlı deniz saldırı botları bu yaklaşımın kritik unsurlarıdır. Bu varlıklar petrol piyasalarına en kalıcı zararı verebilir ve en tutarlı, en yüksek kayıplara neden olabilir; böylece en şiddetli siyasi baskıyı uygulayabilir. Küresel terörizm, siber saldırılar ve vekâlet saldırıları daha az etkilidir ve ABD hükûmeti üzerinde yalnızca sınırlı siyasi baskı uygular. Boğazı kapatabilecek deniz mayınları zamanla temizlenecektir. İran buna yönelik olarak Lübnan’da Hizbullah’ı, Irak’ta da İran yanlısı Haşdi Şabi gibi grupları harekete geçirdi.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Savaştan İzlenimler</h4>



<p class="wp-block-paragraph">İran’ın savaşın başından itibaren ciddi bir hava kuvvetinin olmadığını gördük ve savaşın 24. gününde İran hava sahasının tamamen ABD-İsrail kontrolünde olduğunu söyleyebiliriz. İran sadece çok az sayıda hava savunma silahını kullanabilmektedir. İran’ın elinde sadece balistik füzeler ve dronlar kalmıştır ve savaşa bunlarla etki etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üst düzey bir İsrail askerî yetkilisi, İsrail’in tahmini 410 ila 440 fırlatma rampasından 260 ila 290’ını imha ettiğini veya muharebeyi etkisiz hâle getirdiğini söyledi. İsrail istihbaratına göre İran füze gücü birliklerinin de moral bozukluğu yaşadığı, firar ettiği ve emirleri reddettiği bildiriliyor. İran’a ait çok sayıda füze atma rampasının vurulduğu, balistik füze mühimmatının tahrip edildiği kesin olmakla beraber bunların ne kadarının muharebe dışı kaldığı tam olarak bilinmiyor. Ancak İran, savaşın üçüncü hafta sonunda hâlâ başta İsrail olmak üzere balistik füzeleri sayıları azalsa da kullanmaktadır. Bu da İran’ın savaşa devam etme gücünü göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İranlı yetkililer, Kasım 2025’te gelecekteki herhangi bir savaşta İsrail’i hedef alan binlerce füze fırlatacaklarını söylemişlerdi. 2022’de 3000 civarında balistik füzesi olan İran’ın, 2024 sonunda 1500 balistik füze ve 200’den fazla rampaya düştüğü, 2025’te yeniden balistik füze yapımına başlayan İran’ın ne kadar füzeye sahip olduğunu söylemek zor. Bu da İran Devrim Muhafızları komutanlarının savaştan önce astlarına kitlesel saldırılar yapma arzusunu dile getirdiklerini gösteriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak Tahran, ABD ve İsrail’in hedef alma saldırılarına yanıt olarak operasyonlarını merkezisizleştirdiğini ve “istediği zaman ateş etme” yaklaşımını benimsediğini defalarca belirtmiştir. Savaş sırasında daha ilkel sistemlere odaklanmak veya füzeleri daha sonraki saldırılar için kasıtlı olarak saklamak gibi herhangi bir strateji değişikliği, örgütün farklı unsurlarının karargâhın istediği gibi yanıt vermesini sağlamak için merkezi bir yönlendirme gerektirir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Savaşın başında günde yüzlerce olan balistik füze taarruzlarının son günlerde onlu sayılara düştüğü görülmektedir. Bunun da bazı balistik füzeleri saklama mı yoksa balistik füzeleri bir plan dâhilinde kullanma mı olduğunu şimdilik söyleyemeyeceğiz. Birleşik gücün İran’ın füze fırlatma rampalarına yönelik saldırıları, İran’ın misilleme yapma kabiliyetini sınırlıyor olabilir; ancak İran’ın misilleme yapma kabiliyetini sınırlayan başka faktörler de olabilir. Üst düzey bir IDF yetkilisi yakın zamanda, İran füze mürettebatının dışarı çıkmaktan korktuğunu ve firarların yanı sıra emirleri yerine getirmeyi reddedenlerin de olduğunu belirtti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Son günlerde İran’ın İsrail’e attığı ve etkili olmaya başlayan balistik füzeler, küme bombaları olarak isimlendirilmektedir. Misket bombası olarak da adlandırılan bu füzelerin içinde savaş başlığı içinde 2,5 kilogramlık 25 veya 30 adet ya da 5 kilogramlık 10 veya 15 mühimmatın yer alması, bunların da havada 10 kilometre yükseklikte infilak edip 10 kilometrelik alana yayılması İsrail’i şaşırtmıştır. İsrail hâlâ buna tam olarak tedbir alamamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün savaşta en önemli noktanın Hürmüz Boğazı’nda odaklandığını görüyoruz. Trump, son açıklamasında 48 saat içinde Hürmüz Boğazı açılmazsa İran’ın elektrik enerji santrallerini hedefleyeceğini açıkladı. Bu boğazın emniyeti için Trump’ın çağrısına ne NATO ne de diğer ülkeler destek verdi. Trump, “Aslında bu ülkelerin gelip kendi topraklarını korumalarını talep ediyorum, çünkü orası onların toprağı.” dedi. “Gelmeliler ve onu korumamıza yardım etmeliler. Belki de orada hiç olmamamız gerektiğini bile savunabilirsiniz, çünkü buna ihtiyacımız yok. Çok fazla petrolümüz var. Dünyanın her yerinde iki kat daha fazla petrol üreten bir numaralı ülkeyiz.” diye açıklama yapmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hem ABD hem İsrail, açıkça İran’ın güç gösterme ve komşularını tehdit etme yeteneğini zayıflatmaya odaklanmış durumda. İran’ın hava savunma yeteneklerini, balistik füze stoklarını ve fırlatma rampalarını, üretim kapasitesini, aynı şekilde insansız hava araçlarını, donanmasını ve hava kuvvetlerinden geriye kalan her türlü varlığı zayıflatmaya odaklanmış durumdalar. Halkın ayaklanmasının önünde engel gördükleri Devrim Muhafız birlikleri ile sokakları kontrol eden Devrim Muhafız milis kuvvetlerine birleşik güç unsurları taarruz etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bir rejim değişikliği savaşı mı? İsrail’in bu harekâtı sürdürmek istediği ve rejimin sonunu getireceğini umduğu konusunda hiçbir şüphe yok ve bunun anlaşılabilir nedenleri var. Onlarca yıldır çeşitli terör örgütleri ile ilişkisi belirlenmiş, nükleer ve balistik füze yetenekleri geliştirerek bu vizyonu gerçekleştirmeye çalışan, İsrail’i yok etmeye yemin etmiş amansız bir İran ile karşı karşıyalar. İsrailliler için, bu değişime öncülük edebilecekleri bir anda zayıflamış bir İran görmek çok anlaşılabilir bir durum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak Amerika Birleşik Devletleri’nin de rejim değişikliği savaşları konusunda kendi tarihi var; başkan göreve geldikten sonra bu savaşlara karşı çıktı ve Amerikalıların çoğu da bunları desteklemiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Haftalarca, hatta daha uzun süre devam edebilecek bir savaşın ABD’nin kanına ve hazinesine son derece pahalıya mal olma riski var ve bu durum küresel bir ekonomik krize yol açmaya başlamıştır. Bu durum, ABD askerî kaynaklarını zayıflatacağı gibi Ortadoğu’da çok fazla ABD kapasitesinin harcanmış olması nedeniyle Hint-Pasifik ve Avrupa’daki stratejik ABD çıkarlarına da zarar verebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İsrail, İran rejimini zayıflatmaya devam etmek ve hatta rejimin tamamen yıkılmasını ummak istedikleri için daha uzun süre devam etmek isteyecektir.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Peki ABD ne yapabilir?</h4>



<p class="wp-block-paragraph">Göreve gelirken ABD’yi “aptalca” askerî müdahalelerden uzak tutma sözü veren Trump, şimdi başlattığı bir çatışmanın ne sonucunu ne de mesajını kontrol edebiliyor gibi görünüyor. Net bir çıkış stratejisinin olmaması, hem başkanlık mirası hem de Cumhuriyetçilerin kasım ayındaki ara seçimlerde Kongre’deki dar çoğunluklarını koruma çabaları sırasında partisinin siyasi beklentileri için riskler taşıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eski Cumhuriyetçi ve Demokrat yönetimler için Ortadoğu müzakerecisi olan Aaron David Miller, “Trump, İran savaşı diye kendine bir kutu inşa etti ve bundan nasıl çıkacağını çözemiyor.” dedi. “Bu onun en büyük hayal kırıklığı kaynağı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Trump, bütün gücünü ortaya koyup ABD saldırısını yoğunlaştırabilir, hatta İran’ın Harg Adası’ndaki petrol merkezini ele geçirebilir, Hürmüz Boğazı’ndaki adaları ele geçirebilir veya füze rampaları aramak için İran kıyılarına asker konuşlandırabilir. Ancak bu, Amerikan kamuoyunun büyük çoğunluğunun karşı çıkacağı uzun vadeli bir askerî taahhüt riskini de beraberinde getirir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ya da her iki taraf da şimdilik müzakereleri reddetmekteyken Trump zafer ilan edip geri çekilmeye çalışabilir. Ancak bu durum Körfez müttefiklerini yabancılaştırabilir; çünkü geriye yaralı ve düşmanca bir İran kalır. Bu İran, hâlâ ilkel bir nükleer silah peşinde koşabilir ve Körfez’deki denizcilik üzerinde kontrol kurmaya devam edebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Savaş, Trump’ın bir zamanlar sahip olduğu MAGA hareketi üzerindeki demir gibi sağlam kontrolünün zayıfladığını da gösterdi. Önde gelen etkili isimler çatışmaya karşı seslerini yükseltti. Şimdiye kadar tabanının büyük çoğunluğu onun yanında yer alsa da analistler, benzin fiyatlarının yükselmeye devam etmesi ve ABD birliklerinin konuşlandırılması durumunda Trump’ın kontrolünün önümüzdeki haftalarda zayıflayabileceğini söylüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD’li askerî analistler, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana yönetim içinde çatışmanın ve sonuçlarının önceden daha iyi planlanması gerektiği yönünde açıklama yapmalarına rağmen Trump ekibi, harekâtın kapsamlı bir şekilde planlandığını ve olası her türlü eyleme karşı iyi donanımlı olduğunu savundu. Ancak bunda yanıldılar. Hatta Trump yaptığı açıklamada İran’ın Körfez ülkelerine saldıracağını öngöremediklerini söyledi. Basit bir kurmayın yapabileceği bir olasılığı öngörememesi gerçekten ilginçtir. Toplam 13 ayrı ülkeye saldıran İran gibi bir ülkenin bunu yapabileceğini öngöremeyen planlayıcıların varlığı ve bilgisi sorgulanmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu analistler, Trump’ın en büyük yanlış değerlendirmesinin İran’ın varoluşsal olarak gördüğü bir çatışmaya nasıl yanıt vereceği konusunda olduğunu söylüyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İran, düşmanlarının askerî üstünlüğünü dengelemek için elindeki kalan füzeleri ve silahlı insansız hava araçlarından oluşan bir filoyu kullanarak komşu Körfez ülkelerine saldırdı ve dünyanın petrolünün beşte birinin geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı’nı büyük ölçüde kapattı. Trump ve yardımcılarının bu tehditleri ve riskleri önceden görüp görmedikleri bilinmese de bunlara etkili bir şekilde karşı koyamadıkları ortadadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Afganistan ve Türkiye’de görev yapmış eski ABD Büyükelçisi John Bass, “İran’la yaşanabilecek bir çatışmanın, planladıkları gibi gitmeyebileceği, ters gidebileceği olasılıklarını yeterince düşünmediler.” dedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Savaşın bitmesini Nisan ayı başındaki Hamursuz Bayramı’na kadar öngören İsrail’in bakalım tahminleri tutacak mı? Savaşta inisiyatifi kaybetmekte olan ABD ile İsrail’in, dünya petrol ithalatının azalması, petrol fiyatlarının artması, dost ülkeleri ve NATO’yu harekete geçirememekle ne kadar savunmasız olduklarını da bizlere gösterdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kasım ayında ABD’de, haziran ayı sonunda ise İsrail’de seçim var. Her iki ülke lideri de savaştan mutlak bir zafer ile çıkmaya çalışmaktadır. Savaşın başında İran’ın tesliminden bahseden ABD liderinin artık daha düşük profilli bir başarı ile savaşı sonlandırabileceğini söyleyebiliriz. ABD kazanmak için mutlak zafer peşinde koşarken İran’ın ise sadece kaybetmemeyi zafer olarak kabul edebileceğini görmek lazım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sürekli tehditler savuran Trump’ın savaşı kısa sürede tamamlamak istediğini söyleyebiliriz. Ancak siyasi bir sonuç ödememek için bir başarı hikâyesi yazmaya çalışmaktadır. Bu savaştan bir çıkış yolu bulmaya çalışmaktadır. Uzayan savaş İran’a yarayacaktır. İran’ın asla teslim olmaması, direnmesi, Trump’ın savaştan çekilmesi önündeki en büyük engeldir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Savaşın sonu için bizce üç seçenek var:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>İran’ın teslim olmasıyla sonuçlanacak uzun ve çetin bir çatışma,</li>



<li>Trump’ın savaşın bu durumu itibarıyla tek taraflı zafer ilanı,</li>



<li>Büyük veya küçük, bölgesel veya ikili, kapsamlı veya dar kapsamlı, savaşı sona erdirecek bir anlaşma.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">İkinci seçenekte Trump, zafer ilan edip İran’ın bölgeyi yeniden tehdit etme yeteneğini yok ettiğini veya azalttığını savunarak çekip gidebilir. Trump’ın İran donanmasının, nükleer programının, güvenlik aygıtının ve balistik füze fırlatma rampalarının tamamen yok edildiğini iddia ettiği anlarda bu adımı atmaya hazır olacağını söyleyebiliriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üçüncü seçenek, gerilimin azaltılması ve ardından barıştır. Dileriz son seçenek gerçekleşir.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Savaşın Çin Yönü</h4>



<p class="wp-block-paragraph">İran adeta Çin’in en önemli ileri üssü. Çin’in İran üzerindeki kontrolü, Asya devine hayati önem taşıyan nakliye yolları üzerinde güç veriyor; bu yollardan potansiyel olarak sadece Çin’e yönelik petrol güvenli ve istikrarlı bir şekilde Hürmüz Boğazı’ndan geçebiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaptırımlar nedeniyle İran, ekonomik can simidi olarak Çin’e yöneldi. İran bugün petrolünün yüzde 90’ını Çin’e satıyor; çoğu zaman gizli yollarla. BBC’nin bildirdiğine göre petrol varilleri, menşeini gizlemek için “Malezya” olarak yeniden etiketleniyor. Petrol gelirleri, İran’ın toplam bütçesinin yaklaşık dörtte birini karşılıyor ve bunun büyük bir kısmı askerî amaçlara ayrılıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna karşılık Çin, İran’ın internet ve iletişim sistemlerini çalıştıran teknolojiyi sağlıyor. İran, dünyanın büyük bölümünde kullanılan GPS sisteminden Çin’in BeiDou sistemine geçti. BBC’nin belirttiğine göre insan hakları grupları, İran’ın protestoculara karşı uyguladığı acımasız baskıların Çin’in yüz tanıma ve gözetleme teknolojisiyle desteklendiğini iddia ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çin’in ayrıca İran’a, Amerikan uçak gemilerinde konuşlandırılmış savunma sistemlerinden kaçabilecek şekilde tasarlanmış ve Mach 3’ü aşan hızlara ulaşabilen gelişmiş gemisavar seyir füzeleri tedarik etme sürecinde olduğu da bildirildi. Analistler, İran’ın kendini tamamen Çin’e bağımlı hâle getirdiğini yazmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte bu savaş, İran’ı bir nebze olsun geriletmek veya nihayetinde Venezuela modeline benzer bir rejim değişikliğine ya da rejim dönüşümüne olanak sağlamak suretiyle Çin’in İran üzerindeki etkisini kıracak; bununla birlikte İran’ın yeni Çin ekipmanlarını test etme ve Çin’e çok ihtiyaç duyduğu petrolü sağlama yeteneğini de ortadan kaldırabilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">BBC Çin muhabiri Laura Bicker, “Çin, ‘ittifaklarına’ Batı’nın baktığı gibi bakmıyor.” diye ekliyor. “Karşılıklı savunma anlaşmaları imzalamıyor ve müttefiklerinin yardımına koşmuyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç olarak savaşta İran’ın yardımına koşulmaması, bu terk ediliş, Çin’in yumuşak gücüne hiçbir diplomatik saldırının kolayca onaramayacağı bir darbedir, diye belirtiyor İsrail Savunma Bakanı.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Sonuç</h4>



<p class="wp-block-paragraph">Ukrayna’da “büyük Rusya” kavramının yıkılmasından sonra İran’da da “büyük ABD” kavramının yıkılacağını görecek gibiyiz. Büyük ABD’nin Vietnam vari başarısızlığını görebiliriz. Trump’ın İran enerji tesislerine saldırı söylemine karşı İran’ın, ABD’nin enerji tesislerine saldırması hâlinde Orta Doğu altyapısını geri dönüşü olmayan bir şekilde yok edeceğini söylemesi, İran’ın ne olursa olsun teslim olmayacağını göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Herkes bu savaştan kendince onurlu bir zaferle çıkmak istiyor; ancak artık inisiyatif kendi ellerinde değildir. Birbirlerine bağlılar ve bir araya gelmek zorundalar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İran’ın artık kaybedecek bir şeyi olmadığı ortamda, evet, çanlar çalıyor; sanırım bu çanlar ABD için, Trump için çalıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hemingway’in, “İnsan ada değildir, bütün de değildir tek başına; ana karanın bir parçası, okyanusun bir damlasıdır. Bir kum tanesini bile alıp götürse deniz, küçülür Avrupa. Sanki kaybolan bir burunmuş, dostlarının ya da senin bir yurdunmuş gibi. Bir insanın ölümüyle eksilirim ben, çünkü bir parçasıyım insanlığın. İşte bu yüzden sorma çanlar kimin için çalıyor diye, çanlar senin için çalıyor, Trump-Netanyahu.” sözlerini onlara hediye edelim.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uluslararası Güvenlik ve Estonya 2026 Raporu: Mevzubahis Rusya</title>
		<link>https://addrmagazine.com/uluslararasi-guvenlik-ve-estonya-2026-raporu-mevzubahis-rusya/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmut Bölükbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 07:31:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Küresel Odak]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma Diplomasisi]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Defence Diplomacy]]></category>
		<category><![CDATA[Estonia]]></category>
		<category><![CDATA[Estonya]]></category>
		<category><![CDATA[Güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[Intelligence]]></category>
		<category><![CDATA[Russia]]></category>
		<category><![CDATA[Security]]></category>
		<category><![CDATA[Ukraine]]></category>
		<category><![CDATA[Ukrayna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://addrmagazine.com/?p=1516</guid>

					<description><![CDATA[Estonya Dış İstihbarat Servisi (Estonian Foreign Intelligence Service) tarafından yayımlanan Uluslararası Güvenlik ve Estonya 2026 (International Security and Estonia 2026) raporu, Avrupa güvenlik mimarisinin 2026’ya girerken hangi eksenlerde zorlandığını, Rusya’nın savaş hedefleri, etki/örtülü operasyonları ve askerî dönüşümü üzerinden analiz ediyor. Raporun temel tezi net: Moskova barış söylemini bir müzakere aracı olarak değil, bir manipülasyon ve zaman kazanma aracı olarak kullanıyor. Bununla birlikte Avrupa’nın caydırıcılık kapasitesini ve Batı birlikteliğini zayıflatmaya dönük çok katmanlı bir etki kampanyasını da devam ettiriyor. Bu çerçevede rapor; dış politika, etki faaliyetleri, iç siyaset, özel servisler, silahlı kuvvetlerin evrimi, Asya (Çin/Kuzey Kore) konuları ile yapay zekâ ve]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Estonya Dış İstihbarat Servisi (Estonian Foreign Intelligence Service) tarafından yayımlanan Uluslararası Güvenlik ve Estonya 2026 (International Security and Estonia 2026) raporu, Avrupa güvenlik mimarisinin 2026’ya girerken hangi eksenlerde zorlandığını, Rusya’nın savaş hedefleri, etki/örtülü operasyonları ve askerî dönüşümü üzerinden analiz ediyor. Raporun temel tezi net: Moskova barış söylemini bir müzakere aracı olarak değil, bir manipülasyon ve zaman kazanma aracı olarak kullanıyor. Bununla birlikte Avrupa’nın caydırıcılık kapasitesini ve Batı birlikteliğini zayıflatmaya dönük çok katmanlı bir etki kampanyasını da devam ettiriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çerçevede rapor; dış politika, etki faaliyetleri, iç siyaset, özel servisler, silahlı kuvvetlerin evrimi, Asya (Çin/Kuzey Kore) konuları ile yapay zekâ ve gizli bilgi güvenliği başlıklarında 2026 için risk işaretlerini topluyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rusya’ya sınır komşusu bu Baltık ülkesinin hangi başlıkları risk olarak gördüğünü tahmin etmek zor değil, ancak algılarını bağladığı argümanlar ülkeyi anlamak açısından önemli.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Öncelikle rapor, Kremlin’in barış görüşmelerine dönük görüntüsünü taktik olarak okuyor. Yani barış görüşmeleri ile hedeflenen aslında; ABD ile ikili ilişkileri eski seviyesine yaklaştırmak, yaptırımların gevşetilmesi için zemin yaratmak ve savaşın Ukrayna aleyhine neticesinin meşrulaştırılmasına kapı aralamak olarak yorumlanıyor.</li>



<li>Rapor, Rusya’nın kendini “büyük güç” olarak konumlamak için Batı’nın etkisini ve demokratik kurumları aşındırmayı hedeflediğini, bunu da küresel çoğunluk diye tarif ettiği ülkeler üzerinde anti-Batı anlatılar ve alternatif ekonomik/finansal kanallar üzerinden yürüttüğünü değerlendiriyor.</li>



<li>Moldova ve Güney Kafkasya rapora göre etki operasyonlarının laboratuvar sahaları… Moldova’da Moskova’nın hükümeti devirmeye dönük kapsamlı girişiminin başarısız olduğu, ancak yöntemlerini güncelleyerek yeniden deneyeceği yönünde güçlü bir kanaat var. Ermenistan – Azerbaycan hattında ise ABD arabuluculuğundaki açılımın Rusya’nın jeopolitik çıkarlarını zayıflattığı, bu nedenle Moskova’nın 2026’da Ermenistan iç siyasetine yönelik geniş ölçekli bir etki kampanyası yürütmesinin olası olduğu belirtiliyor.</li>



<li>Rapor, Kremlin söyleminde Baltık Denizi çevresinin “Baltık-İskandinav makro-bölgesi” olarak yeniden etiketlendiğini, bunun da özellikle Baltık Denizi çevresinde araştırmacı-politika yapıcı ağlarına yeniden erişim kurma çabasını maskelemek için kullanıldığını savunuyor. Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği sonrasında Rusya’nın bölgesel konumunun zayıfladığı, bu nedenle “bilimsel iş birliği” başlığıyla yürütülen temasların, pratikte örtülü etki üretimine hizmet edebileceği uyarısı yapılıyor.</li>



<li>Bir başka ilginç konu ise Rusya’nın Batı’da marjinalleşmesi sonrası kendi barış ödülünü üreterek meşruiyet alanı açma çabası iddiası. Bu konu Rusya’nın L. N. Tolstoy Barış Ödülü örneği üzerinden inceleniyor. Bu girişimin, “iyi niyetli” yabancı aktörlerin Kremlin amaçları için araçsallaştırılmasına zemin oluşturabileceği not ediliyor.</li>



<li>Raporun Afrika bacağına göre Moskova, Afrika’daki angajmanını çeşitlendirerek anti-Batı anlatıları güçlendiriyor. Aynı zamanda eğitim/iş fırsatı gibi başlıklarla gelen kırılgan grupların sömürülmesi riskini büyütüyor. Özellikle öğrencilerin istihdam vaadiyle kandırılıp cepheye sürülmesi gibi örnekler, etki faaliyetinin insan kaynağı boyutuna işaret ediyor. Bu alanda Rossotrudnichestvo ve Russkiy Mir Foundation gibi araçların etkinliğine dikkat çekiliyor.</li>



<li>Rapor, savaşın Rusya tarafında hem toplum hem elitler üzerinde yıpratıcı etkisini vurguluyor. Bütçe baskısı, veride şeffaflığın azaltılması, sivil sektörlerin ihmal edilmesi ve kaynak rekabetinin artması öne çıkarılan başlıklardan… Buna karşın “tam ekonomik çöküş” senaryosunun düşük olasılıklı olduğu, daha çok askerî sektör büyürken sivil ekonominin daraldığı bir patika tarif ediliyor.</li>



<li>Rapor, Kremlin’in 2026’da bağımsız bilgiye erişimi daha da sınırlamaya yönelebileceğini ve gençleri hedefleyen ideolojik telkin ve gözetim araçlarının genişlediğini değerlendiriyor. Bu hattın, uzun vadede toplumun demokratik değerlere ve Batı’ya bakışını daha da sertleştirebilecek bir “nesil etkisi” üretme riski taşıdığı belirtiliyor.</li>



<li>Rapordaki en çarpıcı analizlerden biri, yaptırımların etkisine rağmen Rus askerî-endüstriyel kompleksinin, aracı ağlar ve kaçak tedarik kanallarıyla ayakta tutulduğunu, bu akışta askerî istihbaratın rol oynadığı bilgisi üzerine. Bu analiz Rusya’nın örtülü ticaret üzerinden müttefiklik ilişkilerini ve denge politikasını gözettiği gerçeğini pekiştiriyor.</li>



<li>Raporun en kritik askerî çıktılarından biri ise, Rusya’nın tüm kuvvet komutanlıkları ve sınıfları içinde insansız sistem birimleri kuruyor olması. Gelecekteki çatışmalarda müttefikler “ölçekli insansız kullanımına” hazır olması gerektiği konusunda uyarılıyor. Bu, Ukrayna sahasında edinilen derslerin kurumsal doktrine dönüştürüldüğü anlamına da geliyor.</li>



<li>Rapor, Rusya’nın topçu mühimmatı üretimini 2021’e göre çok yüksek oranda artırdığını ve bunun savaş sürerken bile geleceğe dönük çatışma hazırlığının işareti olabileceğini kaydediyor. Aynı bölümde, askerî disiplin ve moral-etik aşınması gibi risklerin Rus toplumuna ve komşu ülkelere yansıyabilecek bir güvenlik problemi olduğuna da dikkat çekiliyor.</li>



<li>Raporda Kuzey Kore de nasibini almış. Pyongyang’ın dış faaliyetlerini artırarak hem istihbarat topladığını hem de silah programlarını finanse etmek için yurt dışı iş gücü/diaspora ağlarını kullandığı değerlendiriliyor.</li>



<li>Çin konusunda ise Pekin-Moskova iş birliği “yüksek pragmatizm, düşük güven” çerçevesinde okunuyor. İki taraf birbirine tam güvenmese de, mevcut jeopolitik kırılmanın çıkar penceresi açtığına inanılıyor. Ayrıca Çin menşeli üretken yapay zekâ ve bilgi ekosisteminin, Batı’da algı çarpıtma ve propaganda kanalı olarak kullanılma riskine de değiniliyor. Bu bölümde DeepSeek örneği özellikle anılıyor.</li>



<li>Rapor, yapay zekânın getirdiği risklerin (yanlış yönlendirme, veri sızıntısı, model-bağımlılığı, tedarik zinciri riskleri vb.) hem devlet hem kurum düzeyinde AI kullanım stratejisi ile yönetilmesi gerektiğini vurguluyor. Etik-hukuki-teknik önlemlerin, tekil “yasak/izin” yaklaşımı yerine kurumsal politika seti olarak tasarlanması öneriliyor.</li>



<li>Gizli bilginin korunmasında ise “tek tip” önlemlerin esneklik üretemediğini, risklerin hızlı eskidiğini ve bu nedenle risk yönetiminin sürekli yapılması gerektiğini belirtiyor. Koruma tedbirlerinin, bilginin üretildiği ve işlendiği noktalarda risk bazlı belirlenmesi gerektiği vurgusu ise kritik derecede önemli.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İran’ın yeni yalnızlığı: Çin’le ittifak nereye kadar</title>
		<link>https://addrmagazine.com/iranin-yeni-yalnizligi-cinle-ittifak-nereye-kadar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doç. Dr. Yeşim Demir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Küresel Odak]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[China]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Defence Diplomacy]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Iran]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://addrmagazine.com/?p=1512</guid>

					<description><![CDATA[Coğrafi olarak uzak, stratejik olarak yakınlaşan Çin ile İran ilişkileri siyasi olarak Pehlevi dönemine kadar uzansa da ekonomik boyutta asıl ilerleme son on yılda gerçekleşmiştir. Bugün Çin, İran’ın en büyük ticaret ortaklarından biri konumundadır. Bununla birlikte İran ekonomisinin yaptırımlar, yolsuzluk, toplumsal protestolar, yapısal kalkınma sorunları ve geleceğe dair belirsizliklerle karşı karşıya olması, Çin açısından ekonomik ilişkilerin gelişmesini zorlaştırmakta ve işbirliğini sınırlandırmaktadır. Buna rağmen İran, Çin için hem uygun maliyetli bir petrol tedarikçisi hem de Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında stratejik konumda yer almaktadır. Çin’in Temkinli Dış Politika Yaklaşımı ABD’nin dünya enerji haritasını yeniden şekillendirme yönündeki hamleleri ve İran’a yönelik baskı]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Coğrafi olarak uzak, stratejik olarak yakınlaşan Çin ile İran ilişkileri siyasi olarak Pehlevi dönemine kadar uzansa da ekonomik boyutta asıl ilerleme son on yılda gerçekleşmiştir. Bugün Çin, İran’ın en büyük ticaret ortaklarından biri konumundadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte İran ekonomisinin yaptırımlar, yolsuzluk, toplumsal protestolar, yapısal kalkınma sorunları ve geleceğe dair belirsizliklerle karşı karşıya olması, Çin açısından ekonomik ilişkilerin gelişmesini zorlaştırmakta ve işbirliğini sınırlandırmaktadır. Buna rağmen İran, Çin için hem uygun maliyetli bir petrol tedarikçisi hem de Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında stratejik konumda yer almaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Çin’in Temkinli Dış Politika Yaklaşımı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD’nin dünya enerji haritasını yeniden şekillendirme yönündeki hamleleri ve İran’a yönelik baskı politikaları, yalnızca İran’ı değil Çin’i de yakından ilgilendirmektedir. Ancak bu tablo, Çin’i daha temkinli hareket etmeye yöneltmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nitekim Çin dış politikası, uzun yıllardır “<em>gücünü gizle, zamanını bekle</em>” yaklaşımı doğrultusunda şekillenmektedir. İttifaklar kurmak yerine ekonomik çıkarlarına yönelik, karşılıklı faydaya dayalı pragmatik bir politika izlediği görülmektedir. Bu durum, Çin–İran ilişkilerinin sınırlarını anlamak açısından önemlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>25 Yıllık Anlaşma: İttifak mı, Sınırlı Ortaklık mı?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İran ile Çin arasında 2021 yılında imzalanan 25 yıllık kapsamlı stratejik ortaklık anlaşması stratejik bir ittifak olarak nitelendirilse de siyasi ve savunma yükümlülüğü içermemektedir. Bu nedenle Çin’in dış politika anlayışı gereği, olası bir ABD–İran askeri çatışmasında İran’ı doğrudan savunmaya yönelik bir adım atması beklenmemektedir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Çin Açısından İran’ın Jeopolitik Değeri</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte Çin’in İran’ı göz ardı etmesi de mümkün değildir. İran, Çin için jeostratejik bir ülke konumundadır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öncelikle Çin için İran önemli bir enerji tedarikçisidir. Bunun ötesinde ülkenin coğrafi konumu ve Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmesi Çin’in Körfez ülkeleriyle giderek artan ekonomik ilişkileri açısından önem taşımaktadır. Bunun yanında, Çin, körfez ülkelerinden tedarik ettiği enerjinin güzergahını güvence altına almak istemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca uzun yıllardan beri ABD yaptırımlarına ve siyasi baskılarına rağmen dayanıklılık gösteren İran, Çin açısından kolay gözden çıkarılamayacak ülke konumundadır. Ancak, bu durum Çin için riskler barındırmaktadır: ABD’nin İran’a yönelik saldırısı, İran’ın olası rejim değişikliği sonucu Batıya yönelmesi ve bölgenin ABD kontrolüne geçmesi.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Olası ABD Saldırısında Çin’in Muhtemel Tutumu</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bağlamda ABD’nin olası İran saldırısı ya da İran’a dayatmaları Çin için ekonomik ve jeopolitik maliyetler yaratacaktır. Ancak, Çin’in doğrudan askeri destek vermesi beklenmemektedir. Çin’in “<em>Barış İçinde Bir Arada Yaşamanın Beş İlkesi</em>” ile tanımlanan dış politika anlayışı doğrultusunda İran’ın toprak bütünlüğüne ve egemenliğe saygı çerçevesinde bir tutum benimsemesi ve müdahaleye tepki göstermesi muhtemeldir. Nitekim Çin, protestolar sırasında da dış müdahalelere karşı olduğunu açık biçimde dile getirmiştir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Askeri destek ihtimalinin düşük olmasının bir diğer nedeni de bölgesel denge politikasıdır. Çünkü Çin bir yandan İran’dan ucuz petrol temin ederken diğer yandan Körfez ülkeleri ve İsrail ile ekonomik ve teknolojik ilişkilerini geliştirmektedir. Bu çok yönlü politika taraf olmasını da zorlaştırmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Çatışma Çin’e Yarar mı?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD’nin İran’la askeri bir çatışmaya sürüklenmesinin Çin’e dolaylı avantaj sağlayabileceğine yönelik değerlendirmeler yapılmaktadır. Buna göre, ABD’nin dikkatinin Ortadoğu’ya kayması ile Çin Pasifik&#8217;te daha rahat hareket edecek ve Asya&#8217;daki etkisini pekiştirme imkanı doğacaktır. Ancak bu değerlendirmeler Çin’e kısa vadeli fırsatlar sunmakla birlikte bölgedeki istikrarsızlık ve enerji fiyatlarındaki hareketlilik Çin ekonomisine maliyetler getirebilir. Dolayısıyla Çin’in de bir savaş istemeyeceği söylenebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İran’da Artan Hayal Kırıklığı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İran, olası bir kriz durumunda Çin’in kendisine destek vereceği beklentisini sürdürmektedir. Ancak İran, ekonomik alanda işbirliği yaptığı, petrol ihracatının büyük bölümünü gerçekleştirdiği Çin’in önemli bir güç olmasına rağmen neden açık destek vermediğini tartışmaktadır. Nitekim geçmiş örnekler, Çin’in çıkar temelli tutumunu açık biçimde göstermektedir. Çin’in, İran ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki Ebu Musa, Büyük Tunb ve Küçük Tunb adaları üzerindeki anlaşmazlıkta BAE’ye yakın tutum sergilemesi İran’da güvensizlik yaratan önemli bir gösterge olmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sonuç</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Çin, İran’la ilişkilerini sürdürmeye devam etmekle birlikte bu ilişkiyi bir ittifaka dönüştürme niyetinde görünmemektedir. Çin açısından temel öncelik, enerji akışının güvenliği, bölgesel istikrarın korunması ve ABD ile doğrudan çatışmadan kaçınmaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine de Çin, İran’a olası müdahale ile bölgeyi olumsuz etkileyecek durumu önleme bakımından dolaylı bile olsa elinden geleni yapacaktır. Diplomatik düzeyde İran’a destek vererek ve müdahaleyi eleştirerek tepkisini göstermesi muhtemeldir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu durum, İran’ın stratejik yalnızlık algısını derinleştirebilir, dış politikasında daha temkinli bir politika izlemeye yönlendirebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu makale, yayınlandığı &#8220;12punto&#8221; sayfasından birebir aktarılmıştır. Link: <a href="https://12punto.com.tr/yazarlar/yesim-demir/iranin-yeni-yalnizligi-cinle-ittifak-nereye-kadar-111604" target="_blank" rel="noopener">https://12punto.com.tr/yazarlar/yesim-demir/iranin-yeni-yalnizligi-cinle-ittifak-nereye-kadar-111604</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güç Yoluyla Barış Sürdürülebilir mi?: ABD Ulusal Savunma Stratejisi 2026</title>
		<link>https://addrmagazine.com/guc-yoluyla-baris-surdurulebilir-mi-abd-ulusal-savunma-stratejisi-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmut Bölükbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 09:04:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Küresel Odak]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Africa]]></category>
		<category><![CDATA[China]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Defence]]></category>
		<category><![CDATA[Defence Diplomacy]]></category>
		<category><![CDATA[Russia]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[USA]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://addrmagazine.com/?p=1337</guid>

					<description><![CDATA[ABD’nin küresel düzene mesaj maiyetinde düzenli olarak yayınladığı Ulusal Savunma Stratejisi’nin 2026 yılı edisyonu yayınlandı. Her şeyden önce doküman, “Restoring Peace Through Strength” yani Güç Yoluyla Barışı Tesis Etme” yaklaşımını son dönemdeki aksiyonlara da paralel olarak ABD’nin hassas odak noktası olarak tanımlıyor. Bu noktada Başkan Trump’ın tarifeleri bir müzakere aracı olarak kullandığı zaten aşikar, ancak süreç askeri güç kapasitesinin de maksimize edilmesini gerektiren başka bir mottoyla daha birleşince riskler artıyor. O da: Önce Amerika. Peki önce Amerika nasıl olacak? Buna yönelik doküman, önceki dönemlerin “büyük strateji” iddialarıyla aşırı geniş angajman, ulus tesisi ve düzensiz savaş döngülerinin askeri hazırlığı erozyona uğrattığı;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">ABD’nin küresel düzene mesaj maiyetinde düzenli olarak yayınladığı Ulusal Savunma Stratejisi’nin 2026 yılı edisyonu yayınlandı. Her şeyden önce doküman, “Restoring Peace Through Strength” yani Güç Yoluyla Barışı Tesis Etme” yaklaşımını son dönemdeki aksiyonlara da paralel olarak ABD’nin hassas odak noktası olarak tanımlıyor. Bu noktada Başkan Trump’ın tarifeleri bir müzakere aracı olarak kullandığı zaten aşikar, ancak süreç askeri güç kapasitesinin de maksimize edilmesini gerektiren başka bir mottoyla daha birleşince riskler artıyor. O da: Önce Amerika.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Peki önce Amerika nasıl olacak?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna yönelik doküman, önceki dönemlerin “büyük strateji” iddialarıyla aşırı geniş angajman, ulus tesisi ve düzensiz savaş döngülerinin askeri hazırlığı erozyona uğrattığı; buna karşın mevcut yaklaşımın pratik çıkar odaklı olduğunu savunuyor. Bir başka deyişle stratejinin; önceliklendirme, gerçekçi tehdit ölçekleme ve kaynak/amaç uyumu üzerinden uygulanması gerektiği vurgulanıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Exupery’nin de dediği gibi, “gerçek ispatlanan değil, basitleştiren şeydir.” diyor Amerikan stratejisi ve çıkarlara hizmet eden her yolu mübah görüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ocak 2025 itibarıyla ülkenin; sınır güvenliği, Batı Yarımküre’de narko-terör ve “kritik araziye erişim” (Panama Kanalı, Grönland gibi) başlıklarında zorlaştığı, Avrupa’da NATO’nun caydırıcılık kapasitesinin zayıflatıldığı, Orta Doğu’da İsrail’in “model müttefik” olarak gösterildiği, Indo-Pasifik’te ise Çin’in askeri gücünün büyüdüğü anlatılıyor. Doküman, bu tabloyu “eşzamanlı büyük savaş riskine” bağlayarak yeni yaklaşımın gerekliliğini gerekçeliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Son cümlenin analizi şuraya çıkıyor: Dünyanın savaşa gitmesini istemiyorsak, güçlünün gücünü sürdürülebilir kılmalıyız. Ancak kuşkusuz dünyada işler böyle yürümüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tehdit Nerede, Düşman Kim?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Strateji genel olarak dört öncelikle kurgulanmış. Bunlar:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>ABD Anavatanını savunmak: Bu açık ifade anavatanın güvenliğini etkileyen tüm unsurlar, yani sınırlar, hava sahası, uzay, siber, nükleer caydırıcılık, terörle mücadele, Batı Yarımküre’deki çıkarlar gibi tüm paydaşları kapsıyor.</li>



<li>Indo-Pasifik’te Çin’i güçle caydırmak: Burada nazik bir nüans var. Caydırıcılık, “gereksiz çatışmacılık” olmadan, müzakere gücü için askeri güç tabanını etkin kullanma ile tanımlanıyor.</li>



<li>Müttefiklerle yük paylaşımını artırmak: Bu zaten Trump Yönetimi’nin her zaman dile getirdiği bir konu. Müttefiklerin “bağımlı” değil “ortak” olması ve daha fazla savunma harcaması ve kapasite artırımı içine girmesi arzu ediliyor.</li>



<li>ABD savunma sanayi tabanını hızlandırmak: Üretim ve ARGE kapasitelerini artırmak yukarıda ifade edilen hırslar için zaten gerekli.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Peki bunları ne için yapmak gerekiyor? Hangi tehdide ve düşmana karşı hazırlık yapılıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doküman bu konuya tehditlerin eşit olmadığı; bu yüzden stratejinin “seçen–sıralayan–önceliklendiren” bir mantıkla yanıt veriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anavatan’da, sınırların aşınması, yasa dışı göç, narkotik akışı ve bunun narko-terör çerçevesinde ele alınması, ayrıca “kritik arazi/kilit coğrafya”ya (Panama Kanalı, Grönland, “Gulf of America”) erişimin stratejik önemine vurgu var. Bırakın dünyanın geri kalanını, şu ilk odak noktasında dahi dünyanın en az yarısını ilgilendiren bir güvenlik problemi var. Bu problemlerin ne tür emsal talepleriyle yönetilecek, o da ayrı bir diplomasi. Bununla birlikte terör tehdidinin (El Kaide/DEAŞ gibi yapıların) “adaptasyon” kapasitesi nedeniyle sürdüğü not ediliyor. Bu konunun stratejinin bir parçası olması Türkiye açısından kıymetli. Zira argümanların kesişim kümesi arttıkça müttefiklik duygusu artıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sınır dışında, radara giren ilk konu olan Çin’in, ABD’ye göre “19. yüzyıldan beri görülen en güçlü rakip” düzeyinde konumlandığı; ekonomik/demografik zorluklarına rağmen askeri yığınağının hız/ölçek/kalite açısından dikkat çekici olduğu savunuluyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Indo-Pasifik’in küresel ekonomi içindeki ağırlığının büyümesi nedeniyle, bölgenin “ABD’nin güvenlik/özgürlük/refah” parametreleriyle doğrudan bağlantılı olduğu çerçeveleniyor. Amaç, Çin’i “domine etmek” değil; hiçbir aktörün ABD’yi veya müttefiklerini domine edemeyeceği bir güç dengesi olarak tarif ediliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dokümanın en “ilginç” çıktılarından biri Rusya için yapılmış. Rusya’nın kalbini kırabilecek şekilde ülke, “kalıcı ama yönetilebilir” bir tehdit olarak tanımlanmış. Çin’e gösterilen itibara karşılık Rusya’nın gördüğü bu muamele gerçekten Soğuk Savaş’ı iliklerinde yaşayan toplumlar için can acıtıcı olsa gerek. Bununla birlikte, Avrupa’nın ekonomik/insan gücü kapasitesinin Rusya’yı aştığı, ABD’nin Avrupa’da “angaje” kalacağı fakat önceliğin Anavatan ve Çin caydırıcılığı olduğu da ilgi alanlarını göstermesi açısından dikkat çekici.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İran konusunda, İran’ın nükleer programının “Operation Midnight Hammer” ile imha edildiği, İran’ın zayıfladığı, vekillerin (Hamas/Hizbullah/Husiler) ağır darbe aldığı anlatılıyor. Buna rağmen İran’ın yeniden konvansiyonel kapasite inşa etme ve nükleer niyetini canlandırma ihtimaline karşı hazırlık, aynı zamanda İsrail ve Körfez ortaklarının daha fazla sorumluluk almasına imkân verme yaklaşımı öne çıkıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kuzey Kore de dokümandan nasibini alan ülkelerden. Güney Kore ve Japonya’ya yönelik konvansiyonel ve nükleer tehditler yanında, ABD anavatanına yönelik nükleer tehdidin de büyüdüğü vurgulanıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sonuç</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç olarak doküman, aslında bilmediğimiz bir şey söylemiyor. Ama doküman zaten Amerikan halkından daha çok ABD ekosistemindeki dost, müttefik, tarafsız ve düşman ülkelerin kendini nasıl konumlandırması gerektiğini ifade eden bir yol haritası.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zaten şu şekilde bir sonla bitmesi bunu destekliyor: Rakipler “makul taleplerle” davranırsa sürdürülebilir güç dengesi ve barış mümkün, aksi durumda ABD’nin “kılıç ve zeytin dalı” ikilemiyle hem hazır hem de caydırıcıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Peki Türkiye’nin bu stratejiyle ilgili fizibilitesi ne olmalı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açıkçası, bu dokümanda Türkiye için daha çok fırsat var.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>ABD’nin hem kendi savunma sanayi alt yapısı, hem de müttefiklerinden kapasite artırım/yük paylaşımı talebinden doğan zaruriyetler için Türkiye iyi bir üretim ve know-how transfer üssü. Bu sürecin bırakın savunma ve ekonomik çıktılarını, Türkiye’nin AB tam üyeliğinin kapısını açacak bir etki zinciri yaratma potansiyeli var.</li>



<li>Terörizm bu dokümanın konularından ve Türkiye’nin de asli güvenlik problemlerinden. Dolayısıyla doküman eylemleri mesnetli kılacak argümanlar üretilmesini destekleyebilir.</li>



<li>İlgi ekseninin ABD anakarası etrafına toplanması (Pasifik ve Kuzey Atlantik dahil) Türkiye’nin bölgedeki kendi çıkarlarında hareket serbestisi sağlayabilir.</li>



<li>Afrika’nın ABD’nin ilgi alanına dahil olması, buradaki tarihsel varlığı kapsamında Türkiye için bir iş birliği fırsatı doğurabilir. Türkiye bu bölgede hem güvenlik hem de alt yapı konusunda ABD iş birliği ile stratejik yatırımlar yapabilir.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Dokümanda Türkiye’nin canını sıkabilecek tek konu da kuşkusuz İsrail’e biçilen bölgesel güvenlik misyonu olur. Çünkü Türkiye’nin Orta Doğu’daki güvenlik çıkarlarında, özellikle Suriye özelinde, bir çakışma olursa burada ABD’nin açıkça İsrail lehine bir sürece gireceği aşikâr.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dokümanın orijinaline şu linkten ulaşabilirsiniz: <a href="https://media.defense.gov/2026/Jan/23/2003864773/-1/-1/0/2026-NATIONAL-DEFENSE-STRATEGY.PDF" target="_blank" rel="noopener">https://media.defense.gov/2026/Jan/23/2003864773/-1/-1/0/2026-NATIONAL-DEFENSE-STRATEGY.PDF</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tayland–Kamboçya Çatışmasını “ABD–Çin” Merceğinden Okumak</title>
		<link>https://addrmagazine.com/tayland-kambocya-catismasini-abd-cin-merceginden-okumak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmut Bölükbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Dec 2025 09:25:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Küresel Odak]]></category>
		<category><![CDATA[Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma Diplomasisi]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Cambodia]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışma]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Defence]]></category>
		<category><![CDATA[Defence Diplomacy]]></category>
		<category><![CDATA[Diplomasi]]></category>
		<category><![CDATA[Kamboçya]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Tayland]]></category>
		<category><![CDATA[Thailand]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<category><![CDATA[USA]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://addrmagazine.com/?p=1245</guid>

					<description><![CDATA[Tayland–Kamboçya sınır hattında yeniden alevlenen çatışmalar, doğrudan bir “ABD–Çin vekâlet savaşı” mı; yoksa kökleri sömürge dönemi sınır çizimlerine dayanan, iç siyasetle beslenen gerçek bir ihtilaf mı? Küresel kamuoyu süregelen çatışmalarda o kadar “öküz altında buzağı aramaya” alıştı ki, artık en ücra köşede biri birine sataşsa büyük oyun arayışı devreye giriyor. Haklılık payı da yok değil kuşkusuz… Çünkü uluslararası adalet sisteminin gerçek anlamda dejenere olduğu bir dönemdeyiz. ABD Başkanı Donald Trump’ın “barış” söylemleriyle başka bir evreye geçen Tayland-Kamboçya çatışmalarında neler oluyor peki? ABD–Çin stratejik rekabeti, Güneydoğu Asya’da ülkeleri “taraf seçmeye” zorlamaktan çok, risk algısını yükselten bir çerçeve yaratıyor: Savunma tedariki, liman]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Tayland–Kamboçya sınır hattında yeniden alevlenen çatışmalar, doğrudan bir “ABD–Çin vekâlet savaşı” mı; yoksa kökleri sömürge dönemi sınır çizimlerine dayanan, iç siyasetle beslenen gerçek bir ihtilaf mı? Küresel kamuoyu süregelen çatışmalarda o kadar “öküz altında buzağı aramaya” alıştı ki, artık en ücra köşede biri birine sataşsa büyük oyun arayışı devreye giriyor. Haklılık payı da yok değil kuşkusuz… Çünkü uluslararası adalet sisteminin gerçek anlamda dejenere olduğu bir dönemdeyiz. ABD Başkanı Donald Trump’ın “barış” söylemleriyle başka bir evreye geçen Tayland-Kamboçya çatışmalarında neler oluyor peki?</p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD–Çin stratejik rekabeti, Güneydoğu Asya’da ülkeleri “taraf seçmeye” zorlamaktan çok, risk algısını yükselten bir çerçeve yaratıyor: Savunma tedariki, liman erişimi, teknoloji/istihbarat iş birlikleri ve yaptırım/teşvik paketleri aynı anda savunma diplomasisinde bir pazarlık unsuruna dönüşüyor. Bu nedenle Tayland–Kamboçya hattındaki çatışmaları, rekabetin uzantısı olarak okumak cazip bir komplo teorisi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak sahadaki çatışmanın ana tetikleyicileri, pek çok analizde vurgulandığı üzere, öncelikle sınırın belirsizliği, ihtilaflı tapınak alanları, mayın iddiaları ve karşılıklı “ilk ateş” tartışması gibi yerel dinamiklerden ibaret. Tayland tarafına göre gerilimin temel fitili ise Kamboçya’nın mayınlı alanları artırması olayı ve ateşkes bu nedenle askıya alındı. Kamboçya bu konuda bir gerekçe verdi ise de Tayland karşısındaki güç dengesinde geri kalması veya potansiyel bir işgal beklemesi durumu anlaşılır hale getirebilir. Bu noktada kritik ayrım şudur: Çatışma “ABD–Çin rekabetinin ürünü” olmak zorunda değil; fakat rekabet, çatışmanın diplomatik yönetim tarzını ve tarafların dış destek algısını etkileyen bir “çarpan” işlevi görebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Hizalanma: Tayland nereye, Kamboçya nereye?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tayland, “Batı’ya dönük” ama tek eksenli olmayan bir duruş sergiliyor. ABD ekseninde durum biraz daha derin. Amerika Birleşik Devletleri ile Tayland, eski Güneydoğu Asya Antlaşması Örgütü’nün (SEATO) 1954 tarihli Manila Paktı’nın tarafları olmayı sürdürüyor. Bu pakt; 1962 tarihli Thanat–Rusk Muhtırası, 2020 Tayland–ABD Savunma İttifakı Ortak Vizyon Bildirisi ve 2022 ABD–Tayland Stratejik İttifak ve Ortaklık Bildirisi ile birlikte, ABD–Tayland savunma ittifakının temelini oluşturuyor. ABD, 2003 yılında Tayland’ı NATO dışı başlıca müttefik (Major Non-NATO Ally) olarak tanımlamıştır. Kuşkusuz Tayland’ın” büyük abisinin” kim olduğuyla ilgili soru işareti yok. Ancak… Tayland’ın neredeyse10 yıl önce Çin’den ve Rusya’dan aldığı ana muharebe tanklarını da unutmamak lazım. Denge politikası Güney Doğu Asya ülkelerinin her zaman güvenlik manevralarından biri olmuştur. Dolayısıyla Tayland için doğru çerçeve, ABD ile ittifak mimarisi ve Çin ile pragmatik tedarik/ekonomik bağlar şeklinde çok-vektörlü bir denge sistemi olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kamboçya için durum tam tersi, zira Çin etkisi ülkede söylem ve altyapı düzeyinde daha belirgin görünüyor. Zira daha yakın geçmişte Pekin, Xi Jinping ve Hun Manet görüşmeleri sonrasında toplumların her koşulda dayanışması ve kalkınmasını öngören çerçeveyi resmî metinlerle öne çıkardı. Çin’in Kamboçya’daki altyapı yatırımlarını fonlayarak ülkeyi kendine ekonomik olarak bağlaması bir yana, ülkede donanma üsleri kurması ve bazı üslerin modernizasyonunu bizzat gerçekleştirmesi de Kamboçya’nın istese de müttefik seçimi konusunda çok seçeneğinin olmadığını gösteriyor. Bu tablo, Phnom Penh’in Çin merkezli stratejik yakınlığının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Yine de bu, Kamboçya’nın otomatik olarak “Çin’in vekili” olduğu anlamına gelmese de bazı denklemleri açıklar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Askeri birlik yapısı ve envanter açısından basit bir analiz yapıldığında dahi Tayland’ın Kamboçya üzerinde bir baskı unsuru oluşturması kaçınılmaz.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>En basitinden, Kamboçya’da askerlik tamamen gönüllülük esasına dayalıyken, Tayland’da 21 yaşından itibaren zorunlu askerlik bulunuyor.</li>



<li>Askeri birlik yapısı ve dağılımına bakıldığında Tayland teşkilatlanmasını tamamlamış düzenli bir ordu görüntüsü içindeyken, Kamboçya daha çok hafif bir silahlı kuvvet barındırdığı görüntüsü veriyor.</li>



<li>Gripen ve F-16 gibi savaş uçaklarıyla modern bir hava kuvveti görüntüsü içinde olan Tayland’a karşı Kamboçya, Mig-21 ve L-39 gibi etkili olabilecek ancak hasım karşısında pek de şansı olmayan bir görüntü sergiliyor.</li>



<li>Donanma alanında sırtını tamamen Çin ve Sovyet inşası platformlara dayayan bir Kamboçya görüntüsü var. Denizaltı bir yana firkateyni dahi olmayan bir donanmadan müteşekkil. Buna karşın Tayland, su üstü ve su-altı platform düzeyinde ezici üstünlüğe sahip bir donanma barındırıyor.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç olarak…</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Askeri güç orantısızlığı dikkate alınarak Kamboçya, mayın tedbirlerini artırmış olabilir.</li>



<li>Tayland ise proaktif bir tepkiyle gelecekteki olası bir senaryoya karşı hazırlık içinde olabilir.</li>



<li>Vekil olarak Kamboçya, Çin’in teşvikiyle Tayland’ın hazırlık kapasitesini test ediyor olabilir.</li>



<li>Vekil olarak Tayland, ABD’in müttefiki pozisyonundaki Kamboçya’yı test ediyor ya da yıpratıyor olabilir.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">ABD ve Çin’in olaylara yaklaşımını yakından takip etmek, sürecin lokal bir kriz mi yoksa küresel bir güç bir oyunu mu olduğunu gösterecektir. Burada denge Kamboçya aleyhine olduğu için Çin’in yaklaşımı süreçle ilgili daha çok ipucu verecektir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
