<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Defence &#8211; ADDR Magazine</title>
	<atom:link href="https://addrmagazine.com/tag/defence/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://addrmagazine.com</link>
	<description>Defence Diplomacy Review</description>
	<lastBuildDate>Wed, 04 Mar 2026 11:02:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.4</generator>

<image>
	<url>https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2025/11/ADDR-60x60.png</url>
	<title>Defence &#8211; ADDR Magazine</title>
	<link>https://addrmagazine.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Aselsan&#8217;ın Yarım Asırlık Finans Karnesi: Geleceğe Hazır!</title>
		<link>https://addrmagazine.com/aselsanin-yarim-asirlik-finans-karnesi-gelecege-hazir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmut Bölükbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Mar 2026 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Savunma Sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[ASELSAN]]></category>
		<category><![CDATA[Defence]]></category>
		<category><![CDATA[Defence Diplomacy]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Savunma Sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://addrmagazine.com/?p=1576</guid>

					<description><![CDATA[ASELSAN’ın 2025 mali sonuçları, şirketin 50. yılını hem ölçek hem de ihracat ivmesi açısından güçlü bir performansla kapattığını gösteriyor. Enflasyon muhasebesi uygulanmış sonuçlara göre hasılat reel bazda artışla 180,4 milyar TL seviyesine yükselirken, imzalanan yeni sözleşmeler 9,6 milyar ABD doları ve bakiye siparişler 20,4 milyar ABD doları ile tarihî zirvelere taşınmış durumda. Bu tablo, büyümenin yalnızca gelir artışıyla değil; sipariş akışı ve backlog üzerinden daha kalıcı bir zemine oturduğuna işaret ediyor. Raporun en kritik kırılımı ihracat tarafında görülüyor. İhracat sözleşmeleri 2,1 milyar ABD dolarına ulaşarak yıllık bazda yüzde 104 artmış görünüyor. Bu artış, ASELSAN’ın uluslararası pazarlarda ürün ve çözüm kabulünün]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">ASELSAN’ın 2025 mali sonuçları, şirketin 50. yılını hem ölçek hem de ihracat ivmesi açısından güçlü bir performansla kapattığını gösteriyor. Enflasyon muhasebesi uygulanmış sonuçlara göre hasılat reel bazda artışla 180,4 milyar TL seviyesine yükselirken, imzalanan yeni sözleşmeler 9,6 milyar ABD doları ve bakiye siparişler 20,4 milyar ABD doları ile tarihî zirvelere taşınmış durumda. Bu tablo, büyümenin yalnızca gelir artışıyla değil; sipariş akışı ve backlog üzerinden daha kalıcı bir zemine oturduğuna işaret ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Raporun en kritik kırılımı ihracat tarafında görülüyor. İhracat sözleşmeleri 2,1 milyar ABD dolarına ulaşarak yıllık bazda yüzde 104 artmış görünüyor. Bu artış, ASELSAN’ın uluslararası pazarlarda ürün ve çözüm kabulünün hızlandığını; sipariş kompozisyonunun döviz bazlı ağırlığının artmasıyla birlikte finansal dayanıklılığın güçlendiğini düşündürüyor. Alınan iş/satışlar oranının 2,2 seviyesine yükselmesi ise, şirketin satışlarının üzerinde sipariş üretmeye devam ettiğini ve büyüme görünürlüğünü artırdığını gösteren net bir sinyal.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Operasyonel kârlılık tarafında “verimlilik yılı” vurgusu rakamlara yansımış durumda. FAVÖK marjı yüzde 26,2 seviyesine yükselirken, bilanço tarafında kaldıraç düşürülmüş görünüyor: Net borç/FAVÖK oranının 0,53’ten 0,30’a gerilemesi, net borçta kayda değer bir azalma ve net finansman maliyetinde belirgin bir düşüş ile birlikte değerlendirildiğinde, büyüme sürerken finansal riskin azaltıldığı “kaliteli büyüme” resmini destekliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nakit üretimi ve yatırım döngüsü de güçlü bir görünüm sunuyor. Operasyonel nakit akışındaki artış ve serbest nakit akışının pozitif seviyelerde korunması, aynı yıl hızlanan yatırım temposunun finansmanında kritik rol oynuyor. Bu kapsamda AR-GE harcamalarının 1,36 milyar ABD dolarına yükselmesi ve seri üretime yönelik yatırımların 372 milyon ABD dolarına çıkması, ASELSAN’ın artan talebi kapasite darboğazına dönüştürmeden yönetmek üzere “sipariş/backlog artışı → kapasite yatırımı → teslimat ivmesi” zincirini güçlendirmeye odaklandığını gösteriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ADDR perspektifinden bakıldığında 2025 sonuçları, ASELSAN’ın ihracat merkezli sipariş büyümesini marj ve nakit disiplinini kaybetmeden sürdürdüğünü, aynı anda AR-GE ve seri üretim kapasitesine agresif yatırım yaparak 2026–2027 döneminde teslimat kabiliyetini artırmaya hazırlandığını ortaya koyuyor. Önümüzdeki dönemde izlenmesi gereken başlıklar ise artan yatırım temposunun proje teslimat performansı ve kaliteye etkisi, backlog yönetimi ve ihracat sözleşmelerindeki ivmenin sürekliliği olacak.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>IDEF 2027 Detayları Belli Oldu</title>
		<link>https://addrmagazine.com/idef-2027-detaylari-belli-oldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmut Bölükbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 19:09:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Savunma Fuarları]]></category>
		<category><![CDATA[Defence]]></category>
		<category><![CDATA[Defence Diplomacy]]></category>
		<category><![CDATA[IDEF]]></category>
		<category><![CDATA[MSB]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[SSB]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://addrmagazine.com/?p=1501</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’nin en büyük savunma sanayii etkinliklerinden biri olan IDEF 2027 (18. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı), 3–9 Mayıs 2027 tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Millî Savunma Bakanlığı ev sahipliğinde düzenlenecek fuar, T.C. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı destekleriyle hayata geçirilecek. IDEF 2027 Organizasyonu Kim Tarafından Yapılacak? IDEF 2027 organizasyonu, Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı (TSKGV) yönetim ve sorumluluğunda yürütülecek. Fuarın organizatörlüğünü ise KFA Fuarcılık üstlenecek. Bu kapsamda IDEF 2027 İmza Töreninin başarıyla tamamlandığı duyuruldu. IDEF 2027’nin Hedefi: Yerli ve Millî Savunma Sanayii, Stratejik İş Birlikleri ve İhracat TSKGV, IDEF’in yönetim ve sorumluluğunu üstlenmekten duyduğu memnuniyeti paylaşırken; sürecin Genel Müdür Bilal Topçu]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin en büyük savunma sanayii etkinliklerinden biri olan IDEF 2027 (18. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı), 3–9 Mayıs 2027 tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Millî Savunma Bakanlığı ev sahipliğinde düzenlenecek fuar, T.C. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı destekleriyle hayata geçirilecek.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>IDEF 2027 Organizasyonu Kim Tarafından Yapılacak?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">IDEF 2027 organizasyonu, Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı (TSKGV) yönetim ve sorumluluğunda yürütülecek. Fuarın organizatörlüğünü ise KFA Fuarcılık üstlenecek. Bu kapsamda IDEF 2027 İmza Töreninin başarıyla tamamlandığı duyuruldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>IDEF 2027’nin Hedefi: </strong>Yerli ve Millî Savunma Sanayii, Stratejik İş Birlikleri ve İhracat</p>



<p class="wp-block-paragraph">TSKGV, IDEF’in yönetim ve sorumluluğunu üstlenmekten duyduğu memnuniyeti paylaşırken; sürecin Genel Müdür Bilal Topçu liderliğinde ilerlediği belirtildi. Yapılan açıklamada, yerli ve millî savunma sanayiinin küresel rekabette daha güçlü konuma taşınması, stratejik iş birliklerinin artırılması ve savunma sanayii ihracat hedeflerinin desteklenmesi hedefleri öne çıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>IDEF 2027 Hazırlık Süreci ve Paydaş İş Birliği</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">IDEF 2027 hazırlık süreci KFA Fuarcılık tarafından yürütülecek. Tüm paydaşlarla koordinasyon içinde, fuarın Türkiye’nin savunma sanayii vizyonuna yakışır bir ölçekte ve içerikte düzenlenmesi amaçlanıyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güç Yoluyla Barış Sürdürülebilir mi?: ABD Ulusal Savunma Stratejisi 2026</title>
		<link>https://addrmagazine.com/guc-yoluyla-baris-surdurulebilir-mi-abd-ulusal-savunma-stratejisi-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmut Bölükbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 09:04:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Küresel Odak]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Africa]]></category>
		<category><![CDATA[China]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Defence]]></category>
		<category><![CDATA[Defence Diplomacy]]></category>
		<category><![CDATA[Russia]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[USA]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://addrmagazine.com/?p=1337</guid>

					<description><![CDATA[ABD’nin küresel düzene mesaj maiyetinde düzenli olarak yayınladığı Ulusal Savunma Stratejisi’nin 2026 yılı edisyonu yayınlandı. Her şeyden önce doküman, “Restoring Peace Through Strength” yani Güç Yoluyla Barışı Tesis Etme” yaklaşımını son dönemdeki aksiyonlara da paralel olarak ABD’nin hassas odak noktası olarak tanımlıyor. Bu noktada Başkan Trump’ın tarifeleri bir müzakere aracı olarak kullandığı zaten aşikar, ancak süreç askeri güç kapasitesinin de maksimize edilmesini gerektiren başka bir mottoyla daha birleşince riskler artıyor. O da: Önce Amerika. Peki önce Amerika nasıl olacak? Buna yönelik doküman, önceki dönemlerin “büyük strateji” iddialarıyla aşırı geniş angajman, ulus tesisi ve düzensiz savaş döngülerinin askeri hazırlığı erozyona uğrattığı;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">ABD’nin küresel düzene mesaj maiyetinde düzenli olarak yayınladığı Ulusal Savunma Stratejisi’nin 2026 yılı edisyonu yayınlandı. Her şeyden önce doküman, “Restoring Peace Through Strength” yani Güç Yoluyla Barışı Tesis Etme” yaklaşımını son dönemdeki aksiyonlara da paralel olarak ABD’nin hassas odak noktası olarak tanımlıyor. Bu noktada Başkan Trump’ın tarifeleri bir müzakere aracı olarak kullandığı zaten aşikar, ancak süreç askeri güç kapasitesinin de maksimize edilmesini gerektiren başka bir mottoyla daha birleşince riskler artıyor. O da: Önce Amerika.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Peki önce Amerika nasıl olacak?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna yönelik doküman, önceki dönemlerin “büyük strateji” iddialarıyla aşırı geniş angajman, ulus tesisi ve düzensiz savaş döngülerinin askeri hazırlığı erozyona uğrattığı; buna karşın mevcut yaklaşımın pratik çıkar odaklı olduğunu savunuyor. Bir başka deyişle stratejinin; önceliklendirme, gerçekçi tehdit ölçekleme ve kaynak/amaç uyumu üzerinden uygulanması gerektiği vurgulanıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Exupery’nin de dediği gibi, “gerçek ispatlanan değil, basitleştiren şeydir.” diyor Amerikan stratejisi ve çıkarlara hizmet eden her yolu mübah görüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ocak 2025 itibarıyla ülkenin; sınır güvenliği, Batı Yarımküre’de narko-terör ve “kritik araziye erişim” (Panama Kanalı, Grönland gibi) başlıklarında zorlaştığı, Avrupa’da NATO’nun caydırıcılık kapasitesinin zayıflatıldığı, Orta Doğu’da İsrail’in “model müttefik” olarak gösterildiği, Indo-Pasifik’te ise Çin’in askeri gücünün büyüdüğü anlatılıyor. Doküman, bu tabloyu “eşzamanlı büyük savaş riskine” bağlayarak yeni yaklaşımın gerekliliğini gerekçeliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Son cümlenin analizi şuraya çıkıyor: Dünyanın savaşa gitmesini istemiyorsak, güçlünün gücünü sürdürülebilir kılmalıyız. Ancak kuşkusuz dünyada işler böyle yürümüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tehdit Nerede, Düşman Kim?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Strateji genel olarak dört öncelikle kurgulanmış. Bunlar:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>ABD Anavatanını savunmak: Bu açık ifade anavatanın güvenliğini etkileyen tüm unsurlar, yani sınırlar, hava sahası, uzay, siber, nükleer caydırıcılık, terörle mücadele, Batı Yarımküre’deki çıkarlar gibi tüm paydaşları kapsıyor.</li>



<li>Indo-Pasifik’te Çin’i güçle caydırmak: Burada nazik bir nüans var. Caydırıcılık, “gereksiz çatışmacılık” olmadan, müzakere gücü için askeri güç tabanını etkin kullanma ile tanımlanıyor.</li>



<li>Müttefiklerle yük paylaşımını artırmak: Bu zaten Trump Yönetimi’nin her zaman dile getirdiği bir konu. Müttefiklerin “bağımlı” değil “ortak” olması ve daha fazla savunma harcaması ve kapasite artırımı içine girmesi arzu ediliyor.</li>



<li>ABD savunma sanayi tabanını hızlandırmak: Üretim ve ARGE kapasitelerini artırmak yukarıda ifade edilen hırslar için zaten gerekli.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Peki bunları ne için yapmak gerekiyor? Hangi tehdide ve düşmana karşı hazırlık yapılıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doküman bu konuya tehditlerin eşit olmadığı; bu yüzden stratejinin “seçen–sıralayan–önceliklendiren” bir mantıkla yanıt veriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anavatan’da, sınırların aşınması, yasa dışı göç, narkotik akışı ve bunun narko-terör çerçevesinde ele alınması, ayrıca “kritik arazi/kilit coğrafya”ya (Panama Kanalı, Grönland, “Gulf of America”) erişimin stratejik önemine vurgu var. Bırakın dünyanın geri kalanını, şu ilk odak noktasında dahi dünyanın en az yarısını ilgilendiren bir güvenlik problemi var. Bu problemlerin ne tür emsal talepleriyle yönetilecek, o da ayrı bir diplomasi. Bununla birlikte terör tehdidinin (El Kaide/DEAŞ gibi yapıların) “adaptasyon” kapasitesi nedeniyle sürdüğü not ediliyor. Bu konunun stratejinin bir parçası olması Türkiye açısından kıymetli. Zira argümanların kesişim kümesi arttıkça müttefiklik duygusu artıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sınır dışında, radara giren ilk konu olan Çin’in, ABD’ye göre “19. yüzyıldan beri görülen en güçlü rakip” düzeyinde konumlandığı; ekonomik/demografik zorluklarına rağmen askeri yığınağının hız/ölçek/kalite açısından dikkat çekici olduğu savunuluyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Indo-Pasifik’in küresel ekonomi içindeki ağırlığının büyümesi nedeniyle, bölgenin “ABD’nin güvenlik/özgürlük/refah” parametreleriyle doğrudan bağlantılı olduğu çerçeveleniyor. Amaç, Çin’i “domine etmek” değil; hiçbir aktörün ABD’yi veya müttefiklerini domine edemeyeceği bir güç dengesi olarak tarif ediliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dokümanın en “ilginç” çıktılarından biri Rusya için yapılmış. Rusya’nın kalbini kırabilecek şekilde ülke, “kalıcı ama yönetilebilir” bir tehdit olarak tanımlanmış. Çin’e gösterilen itibara karşılık Rusya’nın gördüğü bu muamele gerçekten Soğuk Savaş’ı iliklerinde yaşayan toplumlar için can acıtıcı olsa gerek. Bununla birlikte, Avrupa’nın ekonomik/insan gücü kapasitesinin Rusya’yı aştığı, ABD’nin Avrupa’da “angaje” kalacağı fakat önceliğin Anavatan ve Çin caydırıcılığı olduğu da ilgi alanlarını göstermesi açısından dikkat çekici.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İran konusunda, İran’ın nükleer programının “Operation Midnight Hammer” ile imha edildiği, İran’ın zayıfladığı, vekillerin (Hamas/Hizbullah/Husiler) ağır darbe aldığı anlatılıyor. Buna rağmen İran’ın yeniden konvansiyonel kapasite inşa etme ve nükleer niyetini canlandırma ihtimaline karşı hazırlık, aynı zamanda İsrail ve Körfez ortaklarının daha fazla sorumluluk almasına imkân verme yaklaşımı öne çıkıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kuzey Kore de dokümandan nasibini alan ülkelerden. Güney Kore ve Japonya’ya yönelik konvansiyonel ve nükleer tehditler yanında, ABD anavatanına yönelik nükleer tehdidin de büyüdüğü vurgulanıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sonuç</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç olarak doküman, aslında bilmediğimiz bir şey söylemiyor. Ama doküman zaten Amerikan halkından daha çok ABD ekosistemindeki dost, müttefik, tarafsız ve düşman ülkelerin kendini nasıl konumlandırması gerektiğini ifade eden bir yol haritası.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zaten şu şekilde bir sonla bitmesi bunu destekliyor: Rakipler “makul taleplerle” davranırsa sürdürülebilir güç dengesi ve barış mümkün, aksi durumda ABD’nin “kılıç ve zeytin dalı” ikilemiyle hem hazır hem de caydırıcıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Peki Türkiye’nin bu stratejiyle ilgili fizibilitesi ne olmalı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açıkçası, bu dokümanda Türkiye için daha çok fırsat var.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>ABD’nin hem kendi savunma sanayi alt yapısı, hem de müttefiklerinden kapasite artırım/yük paylaşımı talebinden doğan zaruriyetler için Türkiye iyi bir üretim ve know-how transfer üssü. Bu sürecin bırakın savunma ve ekonomik çıktılarını, Türkiye’nin AB tam üyeliğinin kapısını açacak bir etki zinciri yaratma potansiyeli var.</li>



<li>Terörizm bu dokümanın konularından ve Türkiye’nin de asli güvenlik problemlerinden. Dolayısıyla doküman eylemleri mesnetli kılacak argümanlar üretilmesini destekleyebilir.</li>



<li>İlgi ekseninin ABD anakarası etrafına toplanması (Pasifik ve Kuzey Atlantik dahil) Türkiye’nin bölgedeki kendi çıkarlarında hareket serbestisi sağlayabilir.</li>



<li>Afrika’nın ABD’nin ilgi alanına dahil olması, buradaki tarihsel varlığı kapsamında Türkiye için bir iş birliği fırsatı doğurabilir. Türkiye bu bölgede hem güvenlik hem de alt yapı konusunda ABD iş birliği ile stratejik yatırımlar yapabilir.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Dokümanda Türkiye’nin canını sıkabilecek tek konu da kuşkusuz İsrail’e biçilen bölgesel güvenlik misyonu olur. Çünkü Türkiye’nin Orta Doğu’daki güvenlik çıkarlarında, özellikle Suriye özelinde, bir çakışma olursa burada ABD’nin açıkça İsrail lehine bir sürece gireceği aşikâr.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dokümanın orijinaline şu linkten ulaşabilirsiniz: <a href="https://media.defense.gov/2026/Jan/23/2003864773/-1/-1/0/2026-NATIONAL-DEFENSE-STRATEGY.PDF" target="_blank" rel="noopener">https://media.defense.gov/2026/Jan/23/2003864773/-1/-1/0/2026-NATIONAL-DEFENSE-STRATEGY.PDF</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suriye ve SDG arasında Ateşkes ve Tam Entegrasyon Anlaşması İmzalandı</title>
		<link>https://addrmagazine.com/suriye-ve-sdg-arasinda-ateskes-ve-tam-entegrasyon-anlasmasi-imzalandi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmut Bölükbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Jan 2026 18:39:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Küresel Odak]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma Diplomasisi]]></category>
		<category><![CDATA[Defence]]></category>
		<category><![CDATA[Defence Diplomacy]]></category>
		<category><![CDATA[SDG]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Syria]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://addrmagazine.com/?p=1328</guid>

					<description><![CDATA[Şam yönetimi, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile ülke genelinde derhal yürürlüğe giren bir ateşkes ilan etti ve bunu 14 maddelik kapsamlı bir entegrasyon anlaşmasıyla duyurdu. Görüşme, ABD’nin Suriye özel temsilcisi Tom Barrack’ın Şam temasları sonrasında geldi ve Washington anlaşmayı “birleşik Suriye” yönünde adım olarak niteledi. Anlaşmanın maddeleri şu şekilde: 2. Deyrizor ve Rakka valiliklerinin idari ve askeri kontrolünün tam ve derhal Suriye Hükümetine devredilmesi. Bu, tüm sivil kurum ve tesislerin devredilmesini ve mevcut çalışanların Suriye devletinin ilgili bakanlıkları bünyesinde kalıcı hale getirilmesine yönelik kararnamelerin derhal çıkarılmasını içerir. 3. Haseke Valiliği&#8217;ndeki tüm sivil kurumların Suriye devleti kurumlarına ve idari yapılarına entegre]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Şam yönetimi, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile ülke genelinde derhal yürürlüğe giren bir ateşkes ilan etti ve bunu 14 maddelik kapsamlı bir entegrasyon anlaşmasıyla duyurdu. Görüşme, ABD’nin Suriye özel temsilcisi Tom Barrack’ın Şam temasları sonrasında geldi ve Washington anlaşmayı “birleşik Suriye” yönünde adım olarak niteledi. Anlaşmanın maddeleri şu şekilde:</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="724" height="1024" src="https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G-9TEX6WEAAHoVO-724x1024.jpeg" alt="G 9TEX6WEAAHoVO" class="wp-image-1330" srcset="https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G-9TEX6WEAAHoVO-724x1024.jpeg 724w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G-9TEX6WEAAHoVO-212x300.jpeg 212w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G-9TEX6WEAAHoVO-768x1086.jpeg 768w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G-9TEX6WEAAHoVO-1086x1536.jpeg 1086w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G-9TEX6WEAAHoVO-1448x2048.jpeg 1448w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G-9TEX6WEAAHoVO-60x85.jpeg 60w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G-9TEX6WEAAHoVO-scaled.jpeg 1810w" sizes="(max-width: 724px) 100vw, 724px" /></figure>



<ol class="wp-block-list">
<li>Yeniden konuşlandırma için bir ön adım olarak, tüm SDG askeri oluşumlarının Fırat Nehri&#8217;nin doğusuna çekilmesiyle birlikte, Suriye Hükümet güçleri ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki tüm cephelerde ve temas hatlarında derhal ve kapsamlı bir ateşkes sağlanması.</li>
</ol>



<p class="wp-block-paragraph">2. Deyrizor ve Rakka valiliklerinin idari ve askeri kontrolünün tam ve derhal Suriye Hükümetine devredilmesi. Bu, tüm sivil kurum ve tesislerin devredilmesini ve mevcut çalışanların Suriye devletinin ilgili bakanlıkları bünyesinde kalıcı hale getirilmesine yönelik kararnamelerin derhal çıkarılmasını içerir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">3. Haseke Valiliği&#8217;ndeki tüm sivil kurumların Suriye devleti kurumlarına ve idari yapılarına entegre edilmesi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">4. Suriye Hükümeti, bölgedeki tüm sınır kapılarının, petrol sahalarının ve gaz sahalarının kontrolünü ele alacak; kaynakların Suriye devletine geri dönüşünü sağlamak için düzenli ordularla koruma sağlanırken, Kürt bölgelerinin özel durumu göz önünde bulundurulacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">5. Tüm SDG askeri ve güvenlik personelinin, gerekli güvenlik taramalarının ardından &#8220;bireysel&#8221; bazda Suriye Savunma ve İçişleri Bakanlıkları yapılarına tam entegrasyonu; buna göre kendilerine askeri rütbe, mali haklar ve lojistik gereksinimlerin verilmesi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">6. Suriye Demokratik Güçleri (SDF) liderliği, eski rejimin kalıntılarını saflarına katmamayı ve kuzeydoğu Suriye bölgelerinde bulunan eski rejim kalıntısı subayların listelerini sunmayı taahhüt eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">7. Siyasi katılımın ve yerel temsilin garantisi olarak, Haseke Valisi görevini üstlenecek bir adayın atanmasına ilişkin bir başkanlık kararnamesinin çıkarılması.</p>



<p class="wp-block-paragraph">8. Ayn el-Arab (Kobani) şehrinden ağır askeri varlığın kaldırılması, şehrin sakinlerinden oluşan bir güvenlik gücü oluşturulması ve idari olarak Suriye İçişleri Bakanlığı&#8217;na bağlı yerel bir polis gücünün muhafaza edilmesi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">9. Suriye hükümetinin bunlar için tam yasal ve güvenlik sorumluluğunu üstlenmesi amacıyla, IŞİD mahkumları ve kampları dosyasından sorumlu yönetimin ve bu tesisleri korumakla görevli güçlerin entegrasyonu.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1022" height="1024" src="https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G-9XnTKXsAAGivv-1022x1024.jpeg" alt="G 9XnTKXsAAGivv" class="wp-image-1331" srcset="https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G-9XnTKXsAAGivv-1022x1024.jpeg 1022w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G-9XnTKXsAAGivv-300x300.jpeg 300w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G-9XnTKXsAAGivv-150x150.jpeg 150w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G-9XnTKXsAAGivv-768x769.jpeg 768w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G-9XnTKXsAAGivv-60x60.jpeg 60w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G-9XnTKXsAAGivv-480x480.jpeg 480w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G-9XnTKXsAAGivv.jpeg 1320w" sizes="(max-width: 1022px) 100vw, 1022px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">10. Ulusal ortaklığı sağlamak amacıyla, SDG liderliği tarafından sunulan ve merkezi devlet yapısı içinde üst düzey askeri, güvenlik ve sivil görevlerde bulunacak aday listesinin kabul edilmesi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">11. Kürt kültürel ve dilsel haklarının tanınmasını sağlayan, kayıtsız/vatansız kişiler ve geçmiş on yıllardan biriken mülkiyet hakları iddiaları dahil olmak üzere hak temelli ve sivil sorunların çözümünü öngören 2026 tarihli ve 13 sayılı Başkanlık Kararnamesi&#8217;nin memnuniyetle karşılanması.</p>



<p class="wp-block-paragraph">12. SDG, egemenliği ve bölgesel istikrarı sağlamak amacıyla, Suriye Arap Cumhuriyeti sınırları dışındaki tüm Suriyeli olmayan PKK lider ve üyelerinin uzaklaştırılacağını taahhüt eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">13. Suriye devleti, bölgenin güvenliğini ve istikrarını sağlamak için Amerika Birleşik Devletleri ile koordinasyon halinde, Uluslararası Koalisyon&#8217;un aktif bir üyesi olarak terörizmle (IŞİD) mücadeleyi sürdürmeyi taahhüt eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">14. Afrin ve Şeyh Maksud bölgeleri sakinlerinin evlerine güvenli ve onurlu bir şekilde geri dönüşlerine ilişkin anlayış birliği sağlanması için çalışılması.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anlaşmayı ilk elde, Şam yönetiminin başarısı olarak okumak mümkün, ancak gerçek sonuçları &#8220;Birleşik Suriye&#8221;&#8216;nin izlerini gördükçe okumak doğru olacaktır. Öte yandan Türkiye&#8217;nin başından beri vurguladığı Suriye&#8217;nin toprak bütünlüğü konusu da bu anlaşmayla kayıt altına alınmış gözüküyor. </p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İran’ın Geleceğine Kim Karar Verecek?</title>
		<link>https://addrmagazine.com/iranin-gelecegine-kim-karar-verecek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doç. Dr. Yeşim Demir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Jan 2026 13:36:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[Defence]]></category>
		<category><![CDATA[Defence Diplomacy]]></category>
		<category><![CDATA[Devrim]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Iran]]></category>
		<category><![CDATA[Protests]]></category>
		<category><![CDATA[USA]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://addrmagazine.com/?p=1320</guid>

					<description><![CDATA[İran’da protestolar bir süredir devam ediyor. Protestoların ilk günlerinde yönetimin ve Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in özellikle ekonomi alanında yapılan hataları kabul eden açıklamalar yapması, halkla diyalog kurulacağına dair kararlı mesajlar vermesi ve Merkez Bankası Başkanı’nın değiştirilmesi gibi adımlar, sürecin yumuşak bir biçimde yönetileceği izlenimini vermişti. Ancak ilerleyen günlerde bu hoşgörülü yaklaşım yerini rejimin kendini korumaya dayalı daha sert önlemlere bıraktı. Bu süreçte Şah Rıza Pehlevi’nin oğlu Rıza Pehlevi’nin de sıklıkla mesajları dikkat çekmiştir. Uzun yıllar sonra ilk kez açıkça halka “mücadeleye hazır olun” çağrısı yapmış ve bazı çevrelerden destek bulmuştur. Bu çağrı, bazı çevrelerden destek bulsa da İran’da olası]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">İran’da protestolar bir süredir devam ediyor. Protestoların ilk günlerinde yönetimin ve Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in özellikle ekonomi alanında yapılan hataları kabul eden açıklamalar yapması, halkla diyalog kurulacağına dair kararlı mesajlar vermesi ve Merkez Bankası Başkanı’nın değiştirilmesi gibi adımlar, sürecin yumuşak bir biçimde yönetileceği izlenimini vermişti. Ancak ilerleyen günlerde bu hoşgörülü yaklaşım yerini rejimin kendini korumaya dayalı daha sert önlemlere bıraktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu süreçte Şah Rıza Pehlevi’nin oğlu Rıza Pehlevi’nin de sıklıkla mesajları dikkat çekmiştir. Uzun yıllar sonra ilk kez açıkça halka “mücadeleye hazır olun” çağrısı yapmış ve bazı çevrelerden destek bulmuştur. Bu çağrı, bazı çevrelerden destek bulsa da İran’da olası bir değişimin ani ve köklü bir devrimden çok, sistem içi bir dönüşüm biçiminde yaşanmasının muhtemel olacağı görünmektedir. Bu plana göre, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiya’nın tutuklanmaması veya öldürülmemesi durumunda, Rıza Pehlevi’nin koordinatörlüğünde teknokratlardan oluşacak geçici bir hükümet kurulması, ardından seçimlere gidilerek yeni bir yönetimin şekillenmesi ihtimali gündeme gelebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İç Savaş İhtimali</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İran’da bir iç savaş ihtimali ise zayıf görünmektedir. Bununla birlikte, etnik grupların özerklik talepleri ülkenin en kırılgan alanlarından birini oluşturmaktadır. Kürt, Beluç, Arap ve Türk kimliklerinin siyasal temsili, gelecekte İran’ın ulusal bütünlüğünü doğrudan etkileyebilecek bir unsur haline gelmiştir. Bu durum, dış güçlerin manipülasyonuna açık bir zemin yaratmaktadır. Ancak Türkler, Beluçlar ve Kürtler tarafından yapılan açıklamalara bakıldığında bu grupların büyük ölçüde federal bir devlet yapısından yana oldukları görülmektedir. Bu tablo, iç savaş ihtimalinin neden düşük olduğunu daha net biçimde ortaya koymaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İran’da Rejim Değişirse Ne Değişmez?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Öte yandan, İran’da rejim değişse bile değişmeyecek bazı temel unsurlar bulunmaktadır. Mevcut protestolar, toplumsal korku eşiğinin aşıldığını ve rejime yönelik açık bir direnişin ortaya çıktığını göstermektedir. Buna karşın, dini liderin görevi bırakması ya da ülke dışına çıkmasıyla yönetim değişse dahi İran’da güvenlik refleksi, dış tehdit algısı ve karar alma mekanizmaları, güçlü kurumsallaşma nedeniyle varlığını sürdürecektir. Kısacası, liderler değişebilir, baskının biçimi değişebilir ancak rejimi esas alan refleksler ve güvenlik merkezli yönetim anlayışı kısa vadede ortadan kalkmayacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rejimin tamamen değişmesi ise ancak Velâyet-i Fakih makamının tümüyle işlevsiz hale gelmesi ve Devrim Muhafızları Ordusu’nun rejime olan sadakatini yitirmesi durumunda mümkün olabilir. Nitekim bazı yerel kaynaklara göre Loristan ve Bahtiyari bölgelerinde kimi Devrim Muhafızları unsurlarının silahlarını bırakarak halkla birlikte hareket etmesi, rejimin güvenlik zemininde ciddi bir kayıp yaşadığını göstermektedir. Bu gelişme, iktidarın mutlak kontrol iddiasının sahada giderek zayıfladığına işaret etmesi bakımından önemlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uzun yıllardır İran’a karşı bir baskı unsuru olarak kullanılan nükleer program da bu bağlamda önem taşımaktadır. Nükleer faaliyetler, milliyetçi duygularla hem muhafazakârlar hem de reformcular açısından bir milli gurur kaynağı haline gelmiştir. Bu nedenle yılların birikimi olan bilgi ve altyapının bir anda terk edilmesi beklenmemelidir. Buna karşın, İran’ın bölgedeki vekil güçler üzerinden yürüttüğü stratejide ciddi bir kırılma yaşanacaktır. Sonuç olarak sistem, bazı değişiklikler yaşasa bile belirli alanlarda süreklilik gösterecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İsrail Bu Dönemi Fırsat Olarak Görür mü?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu süreçte İsrail’in İran’a yönelik olası bir saldırısı da tartışılmaktadır. Bazı haber kaynaklarına göre, İsrail tarafından İran’a yönelik sınırlı bir saldırı ihtimali gündemdedir. Ancak, ABD ve İsrail’in yaptıkları açıklamalardan, temel hedeflerinin İran halkına doğrudan liderlik etmek olmadığı, aksine İran’daki iç karışıklıkları istismar etmeye yönelik bir yaklaşım benimsedikleri anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, dış müdahale için henüz uygun koşulların oluşmadığı görülmektedir. Bununla birlikte, İran halkının rejimin sonunun geldiğine ikna edilmesi bu senaryonun hayata geçmesi açısından kritik bir eşik olarak durmaktadır. Bu çerçevede olası bir İsrail saldırısının, geniş çaplı bir askeri operasyon yerine, İranlı üst düzey yetkilileri ya da petrol tesislerini hedef alan sınırlı saldırılar şeklinde gerçekleşmesi daha muhtemel görünmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Venezuela’daki gelişmelerin ardından, İran’da da benzer bir sürecin yaşanıp yaşanmayacağı sorusu giderek daha fazla tartışılmaktadır. İran ile Venezuela arasında hem benzerlikler hem de önemli yapısal farklar bulunmaktadır. Her iki ülkenin de ABD’yi tehdit ve düşman olarak konumlandırması ve rejimlerin otoriterleşmiş yönetim biçimlerine sahip olması, bu benzerliklerin başında gelmektedir. Buna karşın, İran’daki yönetim yapısı Venezuela’ya kıyasla çok daha güçlü ve kurumsallaşmış bir nitelik taşımaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İran’da rejimin meşruiyeti dini otoriteyi merkeze alan Velâyet-i Fakih doktrinine dayanmaktadır. Venezuela’da ise rejim meşruiyetini halktan alsa da bu ilke her zaman istikrarlı biçimde uygulanmamıştır. İdeoloji vardır, ancak bu ideoloji yönetimi ayakta tutmaya hizmet etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplumsal hareketlerin niteliği açısından da belirgin farklar söz konusudur. İran’daki protestolar; kadınları, gençleri, etnik ve dini azınlıkları, esnafı ve farklı toplumsal kesimleri kapsayan, belirli bir sınıfla sınırlı olmayan geniş bir tabana yayılmıştır. Buna karşılık Venezuela’daki sokak hareketlerinde daha çok alt-orta sınıf, öğrenciler ve kamu çalışanları ön plana çıkmış, protestolar sınıfsal ve ekonomik taleplerle sınırlı kalmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Denge Hangi Seviyede Yeniden Sağlanabilir?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İran’daki protestolar, rejimin meşruiyet krizini derinleştirmiş ve toplumda korku eşiğinin aşıldığını açık biçimde göstermiştir. Ancak bu tablo, kısa vadede bir rejim çöküşünden çok, sistemin kendini dengelemeye ve güvenlik merkezli yöntemlerle ayakta kalmaya çalıştığını ortaya koymaktadır. Rıza Pehlevi protestolar için sembolik bir referans oluştursa da rejim değişimini hayata geçirecek devlet ve güvenlik desteğinden yoksundur. Uluslararası toplumun tepkisinin büyük ölçüde söylem düzeyinde kalması da dikkat çekicidir. Bu nedenle İran’da yaşananlar ani ve köklü bir devrimden ziyade, uzun sürecek bir güç mücadelesine ve sınırlı değişimlere işaret etmektedir. Rejim sarsılmaktadır, ancak devletin kurumsal sürekliliği şimdilik korunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rejim değişimi ya sert ve hızlı kırılmayla ya da taraflar arasında bir uzlaşma zemini üzerinden gerçekleşebilir. Ancak artan can kayıpları, uzlaşı ihtimalini giderek zayıflatmaktadır. Mevcut rejimin iktidarını sürdürmesi durumunda dahi köklü değişimlere yönelmesi kaçınılmaz görünmektedir. Çünkü gelinen aşamada eski dengeye dönmek artık mümkün değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yazının orijinali yazar tarafından <a href="https://12punto.com.tr/yazarlar/yesim-demir/iranda-denge-arayisi-107960" target="_blank" rel="noopener">https://12punto.com.tr/yazarlar/yesim-demir/iranda-denge-arayisi-107960</a> adresinde yayınlanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Küresel Isınma”nın Gerçek Merkezi: Grönland</title>
		<link>https://addrmagazine.com/kuresel-isinmanin-gercek-merkezi-gronland/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmut Bölükbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Jan 2026 21:38:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Küresel Odak]]></category>
		<category><![CDATA[Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Canada]]></category>
		<category><![CDATA[Defence]]></category>
		<category><![CDATA[Defence Diplomacy]]></category>
		<category><![CDATA[Greenland]]></category>
		<category><![CDATA[Grönland]]></category>
		<category><![CDATA[Kanada]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[Russia]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<category><![CDATA[USA]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://addrmagazine.com/?p=1313</guid>

					<description><![CDATA[Havaların ve “suların” bir anda fazlaca ısındığı Grönland, dünya kamuoyu kendisini sadece ve sıradan bir buzul sanıyorken de popülerdi kuşkusuz. Ancak kutup ayılarının yuvası olmasının aksine askeri stratejistler için Grönland; stratejik, taktik ve lojistik bir merkez. Washington için konu; Kuzey Amerika’nın erken uyarı/füze savunma mimarisinin kuzey ayağı, GIUK hattı üzerinden Kuzey Atlantik deniz kontrolü ve kritik mineral tedarik güvenliğinden ibaret. Ya da belki daha fazlası. Kopenhag ve Nuuk için ise tartışma; egemenlik, özerklik, ekonomik sürdürülebilirlik ve tarihsel hafıza meselesi. Son haftalarda ABD Başkanı Trump’ın söylemiyle sertleşen “ABD’ye bağlanma” tartışması, NATO iç bütünlüğünü dahi hedef alan bir kriz başlığına dönüşmüş durumda.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Havaların ve “suların” bir anda fazlaca ısındığı Grönland, dünya kamuoyu kendisini sadece ve sıradan bir buzul sanıyorken de popülerdi kuşkusuz. Ancak kutup ayılarının yuvası olmasının aksine askeri stratejistler için Grönland; stratejik, taktik ve lojistik bir merkez. Washington için konu; Kuzey Amerika’nın erken uyarı/füze savunma mimarisinin kuzey ayağı, GIUK hattı üzerinden Kuzey Atlantik deniz kontrolü ve kritik mineral tedarik güvenliğinden ibaret. Ya da belki daha fazlası. Kopenhag ve Nuuk için ise tartışma; egemenlik, özerklik, ekonomik sürdürülebilirlik ve tarihsel hafıza meselesi. Son haftalarda ABD Başkanı Trump’ın söylemiyle sertleşen “ABD’ye bağlanma” tartışması, NATO iç bütünlüğünü dahi hedef alan bir kriz başlığına dönüşmüş durumda.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Grönland’ın Gerçek Sahibi Kim?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Grönland’ın Danimarka ile kurumsal bağının kırılma noktası 1814 olarak kabul ediliyor. Napolyon Savaşları sonrası Kiel Antlaşması ile Danimarka-Norveç birliği çözülürken, Grönland Danimarka tacında kaldı. Bu, modern dönemde Ada’nın Danimarka egemenlik alanına bağlanmasının temel dönüm noktası kabul ediliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD’nin askeri varlığı ise II. Dünya Savaşı sırasında ivme kazandı. 1941’de, Danimarka’nın işgali şartlarında ABD-Danimarka arasında yapılan uzlaşılar ABD’ye Grönland’da savunma amaçlı tesisler kurma ve konuşlanma imkanını açtı ve Soğuk Savaş’ta bu varlık kalıcı bir mimariye dönüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1951 yılında ABD ve Danimarka tarafından imzalanan NATO çerçevesiyle uyumlu “Grönland’ın Savunulması” anlaşması günümüze uzanan hukuki omurgayı oluşturdu. Bu metin, ABD’nin savunma tesisleri ve faaliyetleri için geniş bir hareket alanı tanırken egemenliğin Danimarka’da olduğunu vurgulayan çerçeveyi de korudu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu dönemin en somut ve en taktik/stratejik çıktısı Thule (Pituffik) Hava Üssü olarak öne çıkıyor. Üs, Soğuk Savaş boyunca erken uyarı ve stratejik gözetleme kabiliyetleriyle kritik rol oynadı ve 2023’te ABD Space Force vurgusuyla “Pituffik” adıyla yeniden markalandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Siyasi statüdeki temel eşikler ise şu gelişmelerle geçildi:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>1953: Danimarka Anayasası ile Grönland’ın sömürge statüsü sona erdirilerek Danimarka Krallığı’na doğrudan entegre edildi.</li>



<li>1979: “Home Rule” referandumu ile yerel yönetişim yetkileri genişledi ve Grönland’ın özerk yetki devri adım adım kurumsallaştı.</li>



<li>2009: “Self-Government Act” ile özerklik derinleşti ve Grönland’ın bağımsızlığa giden süreçte referandum seçeneğinin çerçevesi daha görünür hale geldi.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Aslında bu tablo, bugün yaşanan krizin “yeni” değil; uzun süreli bir güvenlik-özerklik-iktisat üçgeninin güncel bir kırılması olduğunu gösteriyor. Asıl sorular ise: Grönland gerçekten bağımsız olmak mı istiyor? Danimarka’ya bağlı bir özerklik mi? Yoksa Amerikan toprağı olmak mı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna bakacağız…</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Neden Bu Kadar Önemli?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Teknik olarak biz buz parçası olan Grönland neden bu kadar önem arz ediyor? Grönland’a ayaklarınız zeminine basıyorken bir buzul muamelesi yapabilirsiniz. Ancak bir atlas üzerinde ya da Ay’a çıkıp bakarsanız, Grönland’ın jeopolitik önemini üç katmanda okuyabilirsiniz:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Birinci Katman:</em></strong> Dünyanın şeklinden doğan coğrafi konum, Grönland’a ABD ve Avrupa kıtaları arasındaki en kısa yolun dinlenme tesisi olma özelliği kazandırıyor. Daha profesyonel bir dille Kuzey Amerika–Avrupa hattında stratejik bir köprü ve Arktik’e açılan bir ileri karakol demek de doğru olabilir. Bu da Ada’nın ABD balistik füze savunması ve erken uyarı zinciri açısından kritik konumunu ayrıca vurguluyor. Buna bir de küresel ısınma sonucu kopan buzul parçaları nedeniyle yeni açılan deniz yollarını dahil edersek, ABD’ye kolay ulaşımı teşvik edecek bir lojistik sorun ortaya çıkıyor ve ABD’nin zor erişilebilirliğe dayalı stratejik güvenlik kuralı çökmeye başlıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>İkinci Katman:</em></strong> GIUK (Greenland–Iceland–UK / Grönland-İzlanda-Birleşik Krallık) hattı, askeri literatürde bir dar boğaz olarak geçer. NATO’nun Soğuk Savaş’tan beri denizaltı hareketliliği ve Kuzey Atlantik deniz ulaşım hatlarını izleme/denetleme çabalarında bu hat yapısal bir referanstır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Üçüncü Katman:</strong> Rusya’nın Arktik’te artan askeri görünürlüğü ve Çin’in kendisini “near-Arctic state” olarak konumlayıp kutup rotaları/altyapı söylemi geliştirmesi, Grönland’ı yalnızca Danimarka’nın değil NATO’nun da “yüksek kuzey” gündeminde üst sıralara taşıyor. Ancak Danimarka’nın zaten NATO üyesi olması bu garantörlüğü sağlarken ABD’den gelen derin müdahil olma söylemleri, işin küresel rekabet boyutu dışında başka bacakları olduğunu net bir şekilde gösteriyor. Dolayısıyla, nadir elementler ve çeşitli yer altı zenginliklerinin var olduğu iddiasını bu noktada es geçmemek gerekiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Trump ve “Bağlanma Sorunu”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Trump’ın Grönland’a dönük yaklaşımı 2019’da “satın alma” fikriyle gündeme gelmişti. Son günlerde ise tartışma, daha sert ve daha kapsamlı seçeneklere evrilmiş görünüyor. Bazı haber kaynaklarına göre Trump yönetiminde, içinde Grönlandlılara kişi başı toplu ödeme (10 bin–100 bin dolar aralığında) gibi, Danimarka’dan kopuşu teşvik etmeye dönük fikirlerin masaya geldiğini aktarıyor. Özerk bir topluluğa para karşılığı ayrılık ya da tersinden bakıldığında bağlılık teklif etmek, üstelik bunu NATO’nun kurucu üyelerinden birine ait bir ülkeye yapmak ne kadar etik tabiki tartışmayacağız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Danimarka Başbakanı Frederiksen’in “ABD’nin el koyması NATO’nun sonu olur” minvalindeki uyarısı ve Avrupa liderlerinin “geleceğe yalnız Danimarka ve Grönland karar verir” çizgisinde pozisyon alması, krizin transatlantik ilişkilerde güven bunalımına dönüşebileceğini de gösteriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İtalya Başbakanı Meloni’nin dahi “askeri güç” ihtimalini dışlayıp NATO’nun Arktik’te daha güçlü rol üstlenmesini savunması, Avrupa tarafında “egemenlik ve NATO iç disiplin” ikilisinin öne çıktığını teyit ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu satırların yazarı olarak zincirleme bir konunun da altını çizmek istiyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Grönland’ta ABD’nin istediğini elde etmesi, gerçek anlamda Kanada için de risktir. Kanada’nın 51’inci eyalet yapılma tartışması, Grönland ABD toprağı olduğunda&nbsp; masaya konacak bir diğer kriz konusudur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sonuç olarak,</strong> Grönland’te tartışılması gereken konu öncelikle NATO’nun güvenlik mimarisi içindeki pozisyonudur ve herhangi bir aksiyonun temel ve kolektif amacı Kuzey Atlantik’in güvenliği olmalıdır. Bunun dışındaki diğer bütün seçenekler, bir Amerikan İmparatorluğu’nu tesis etme çabası olarak tarihe geçecektir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Modern Muharebe Sahasında AESA Radar Kabiliyetleri ve ASELSAN Çözümleri</title>
		<link>https://addrmagazine.com/modern-muharebe-sahasinda-aesa-radar-kabiliyetleri-ve-aselsan-cozumleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Analiz Merkezi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Jan 2026 08:22:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Savunma Sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[AESA]]></category>
		<category><![CDATA[ASELSAN]]></category>
		<category><![CDATA[Defence]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Technology]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Savunma Sanayi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://addrmagazine.com/?p=1301</guid>

					<description><![CDATA[Yeni Nesil Radar Teknolojisine Giriş AESA (Active Electronically Scanned Array) radarlar, yüzlerce hatta binlerce alıcı-verici modülün tek bir anten yüzeyinde bir araya gelmesiyle çalışan modern radar sistemleridir. Bu modüllerin her biri kendi başına sinyal gönderip alabilen küçük birer anten gibi düşünülebilir. AESA&#8217;nın en önemli özelliği, sahip olduğu bu modüllerin her birine farklı faz kaydırma değerleri uygulayarak uzayda yayın yaptığı yönü elektronik olarak ayarlayabilmesidir. Yani radar anteninin fiziksel olarak dönmesine gerek kalmadan, yayın yönü milisaniyeler içinde değiştirilebilir. Bu yetenek, radarın farklı arama bölgeleri içerisinde aynı anda arama yapabilmesine, farklı bölgelerdeki veya farklı tipteki hedefleri aynı anda takip edebilmesine ve böylelikle aynı]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="535" src="https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_OqWrWMAEPyig-1024x535.jpeg" alt="G9 OqWrWMAEPyig" class="wp-image-1302" srcset="https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_OqWrWMAEPyig-1024x535.jpeg 1024w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_OqWrWMAEPyig-300x157.jpeg 300w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_OqWrWMAEPyig-768x401.jpeg 768w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_OqWrWMAEPyig-60x31.jpeg 60w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_OqWrWMAEPyig.jpeg 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yeni Nesil Radar Teknolojisine Giriş</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">AESA (Active Electronically Scanned Array) radarlar, yüzlerce hatta binlerce alıcı-verici modülün tek bir anten yüzeyinde bir araya gelmesiyle çalışan modern radar sistemleridir. Bu modüllerin her biri kendi başına sinyal gönderip alabilen küçük birer anten gibi düşünülebilir. AESA&#8217;nın en önemli özelliği, sahip olduğu bu modüllerin her birine farklı faz kaydırma değerleri uygulayarak uzayda yayın yaptığı yönü elektronik olarak ayarlayabilmesidir. Yani radar anteninin fiziksel olarak dönmesine gerek kalmadan, yayın yönü milisaniyeler içinde değiştirilebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yetenek, radarın farklı arama bölgeleri içerisinde aynı anda arama yapabilmesine, farklı bölgelerdeki veya farklı tipteki hedefleri aynı anda takip edebilmesine ve böylelikle aynı anda farklı görevleri icra edebilmesine olanak tanır. Mekanik radarlara göre çok daha esnek, hızlı ve güvenilir bir yapı sunar.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>AESA Teknolojisi ve Operasyonel Kabiliyetleri</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">AESA radarların önemi, günümüz hava muharebe ortamının esnek görev konseptinin gerektirdiği yüksek performans ve elektronik harbe karşı ileri seviye dayanıklılık ihtiyacını karşılayabilmesinden gelir.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="535" src="https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_O3U5WUAAu6oh-1024x535.jpeg" alt="G9 O3U5WUAAu6oh" class="wp-image-1303" srcset="https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_O3U5WUAAu6oh-1024x535.jpeg 1024w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_O3U5WUAAu6oh-300x157.jpeg 300w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_O3U5WUAAu6oh-768x401.jpeg 768w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_O3U5WUAAu6oh-60x31.jpeg 60w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_O3U5WUAAu6oh.jpeg 1200w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Bu radarlar küçük ve düşük görünürlük özellikli hedefleri bile uzun menzilden tespit edebilir, daha çevik ve yüksek doğruluklu hedef takibini sağlayarak silah angajman başarımını artırabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elektronik olarak tarama yapma kabiliyeti sayesinde hem hedef arama hem hedef takip işlemlerini eş zamanlı gerçekleştirebildiğinden angaje olunan hedeflere takibi koruyarak durumsal farkındalığı devam ettirebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AESA radarlar, esnek hüzme planlama altyapısı ve saniyede 500 gigabit&#8217;in üzerinde veri işleme yeteneği ile radar görevlerinin yanı sıra; iletişim, veri aktarma ve elektronik harp görevlerini de zaman paylaşımlı olarak icra edebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çoklu görev kabiliyeti, mekanik limitlere takılmayan arama bölgesi seçimi, farklı bölgelerdeki çevik hedeflerin çoklu takibi, antenin fiziksel hareketine ve bunun için süreye ihtiyaç duyan mekanik taramalı radarlarda mümkün değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AESA radar antenleri fiziksel yönlendirme gerektirmediğinden daha az mekanik parça içeriyor, bu da radar sisteminin arıza ihtimalini düşürüyor, bakım ihtiyacı ve maliyetini ise azaltıyor. Ayrıca her anten modülü bağımsız çalıştığından, modül bazlı yaşanan arızalarda bile radar kullanılmaya devam edilebiliyor, kritik performans kaybı yaşamadan radar işlevlerini icra edebiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AESA Radar, bakım ve işletme avantajları ile de öne çıkıyor, harbe hazırlık ve bakım kolaylığı anlamında operasyonel bir yetenek kazanımını da beraberinde getiriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AESA radarlar, geniş bir frekans spektrumuna yayılan dalga biçimlerine olanak tanıyor, esnek hüzme oluşturma yeteneği sayesinde düşman radar uyarı alıcıları tarafından tespit edilmeden görevlerini icra edebiliyor, günümüz hava muharebe ortamında kritik öneme sahip olan düşük görünürlüğe katkı sağlıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yetenek AESA radarın entegre edildiği platformun muharebe ortamında tespit edilme olasılığını düşürüyor, platformun beka kabiliyetine katkı sağlıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ASELSAN MURAD AESA Burun Radarları</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="535" src="https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_PbYRXYAAVNH9-1024x535.jpeg" alt="G9 PbYRXYAAVNH9" class="wp-image-1304" srcset="https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_PbYRXYAAVNH9-1024x535.jpeg 1024w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_PbYRXYAAVNH9-300x157.jpeg 300w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_PbYRXYAAVNH9-768x401.jpeg 768w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_PbYRXYAAVNH9-60x31.jpeg 60w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_PbYRXYAAVNH9.jpeg 1200w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">AESA radar sistemleri, mekanik taramalı radarlara göre getirdiği avantajlar sayesinde hava muharebeleri için vazgeçilmez konuma gelmiş ileri seviye radar sistemleridir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çip seviyesinden itibaren ASELSAN mühendisleri tarafından yerli ve milli olarak geliştirilen MURAD AESA Burun Radar ailesi, ülkemizin bu alandaki son teknoloji AESA radar ihtiyacına cevap veriyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="535" src="https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_Ph05WEAAIaON-1024x535.jpeg" alt="G9 Ph05WEAAIaON" class="wp-image-1305" srcset="https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_Ph05WEAAIaON-1024x535.jpeg 1024w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_Ph05WEAAIaON-300x157.jpeg 300w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_Ph05WEAAIaON-768x401.jpeg 768w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_Ph05WEAAIaON-60x31.jpeg 60w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_Ph05WEAAIaON.jpeg 1200w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Geliştirilen MURAD AESA burun radarı, platformlara göre uyumlanabilen farklı alternatifleri ile bir yandan ülkemizin muharip savaş uçaklarına yeni kabiliyetler sağlıyor, diğer yandan da İnsansız Hava Araçlarımıza hava-hava angajman yeteneği sağlayarak hava muharebelerinin geleceğini şekillendiriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">MURAD 100-A AESA Burun Radarı elektronik hüzme yönlendirme kabiliyetine sahip olan ve eş zamanlı hava-hava / hava-yer angajman yetenekleri sunabilen son teknoloji çok fonksiyonlu uçak burun radarıdır. MURAD 100-A, hava-hava angajman yeteneğini BVR (Beyond Visual Range) füze güdüm kabiliyeti ile birleştirerek günümüzün hava harbinde oyun değiştirici role sahip olmaya devam ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Son dönemde savaş alanlarında insansız hava araçlarının artan rolü göz önüne alındığında hem muharip jet uçaklarına hem de İHA’lara entegre edilebilen <strong>MURAD 100-A Radarı</strong>, hava harbindeki operasyonel üstünlüğü sağlamak için tüm hava araçlarında vazgeçilmez bir öneme sahip.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şu ana dek F-16 Özgür, Akıncı İHA ve Bayraktar KIZILELMA gibi çeşitli platformlarda başarılı uçuşlar gerçekleştiren ve yeteneklerini sergileyen MURAD 100-A AESA Burun Radarı’nın ANKA-III ve diğer çeşitli platformlara da entegrasyonu için çalışmalar sürüyor.<a href="https://x.com/aselsan/article/2008809776486977925/media/2008552138872328192"></a></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="535" src="https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_QQa4WYAAOGfT-1024x535.jpeg" alt="G9 QQa4WYAAOGfT" class="wp-image-1306" srcset="https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_QQa4WYAAOGfT-1024x535.jpeg 1024w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_QQa4WYAAOGfT-300x157.jpeg 300w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_QQa4WYAAOGfT-768x401.jpeg 768w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_QQa4WYAAOGfT-60x31.jpeg 60w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_QQa4WYAAOGfT.jpeg 1200w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">AESA radarlar, savunma ekosisteminde hem bugün hem de gelecekte oyunun kurallarını değiştiren teknoloji olarak öne çıkıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüksek tarama hızı, düşük tespit edilebilirlik ve aynı anda birden fazla görevi yürütebilme kabiliyeti sayesinde hava platformlarına çok daha geniş bir görev esnekliği, erken tespit imkânı ve elektronik harp dayanıklılığı kazandırıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AESA mimarisi, sensör füzyonu, yapay zekâ destekli hedef tanıma, düşük görünürlük uyumluluğu ve ağ-merkezli harekât konseptleriyle tam bir uyum içinde çalışarak hava-hava ve hava-yer görevlerinde kuvvet çarpanı etkisi yaratıyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="535" src="https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_QaPRWcAAo0Fs-1024x535.jpeg" alt="G9 QaPRWcAAo0Fs" class="wp-image-1308" srcset="https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_QaPRWcAAo0Fs-1024x535.jpeg 1024w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_QaPRWcAAo0Fs-300x157.jpeg 300w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_QaPRWcAAo0Fs-768x401.jpeg 768w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_QaPRWcAAo0Fs-60x31.jpeg 60w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/G9_QaPRWcAAo0Fs.jpeg 1200w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://x.com/aselsan/article/2008809776486977925/media/2008553108025012224"></a>Gelecekte daha yüksek güç yoğunluğu, dijital hüzme oluşturma, yazılım-tanımlı radar mimarileri ve entegre elektronik harp–haberleşme–radar (RF convergence) konseptlerinin yaygınlaşmasıyla AESA radarlar, otonom platformlar, insansız hava platformları ve insansız savaş uçakları gibi alanlarda savunmanın merkezinde olmaya devam edecek.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Milli AESA ile Sahada Tam Hakimiyet</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">ASELSAN’ın hava platformları için sağladığı AESA radar teknolojileri sahada yeteneklerini kanıtlamaya devam ediyor. Dünyada ilk kez, insansız bir muharip hava aracı, görüş ötesi bir hava-hava füzesiyle bir hava hedefine başarıyla angaje olarak hedefi imha etti; bu süreçte ASELSAN sistemleri angajman zincirinin her aşamasında belirleyici rol oynadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bayraktar KIZILELMA, tamamen millî sensör ve güdüm zinciriyle, ASELSAN teknolojilerinin sağladığı yetenekler sayesinde angajmanı gerçekleştirdi. Platform havadaki hedefi MURAD AESA Burun Radarı ile tespit ve takip edip ara safha güdümü gerçekleştirirken, TÜBİTAK SAGE tarafından geliştirilen GÖKDOĞAN BVR hava-hava füzesi ASELSAN’ın RF Arayıcı Radarı aracılığıyla doğrudan vuruşa yönlendirildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu makalenin orijinali Aselsan X resmi hesabında yayınlanmıştır: <a href="https://x.com/aselsan/status/2008809776486977925">https://x.com/aselsan/status/2008809776486977925</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Haklı Sebep”ler Bir Kez Daha Tarihi Tekerrür Ettirecek mi?</title>
		<link>https://addrmagazine.com/hakli-sebepler-bir-kez-daha-tarihi-tekerrur-ettirecek-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmut Bölükbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Jan 2026 20:28:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Küresel Odak]]></category>
		<category><![CDATA[Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Defence]]></category>
		<category><![CDATA[Defence Diplomacy]]></category>
		<category><![CDATA[Maduro]]></category>
		<category><![CDATA[Russia]]></category>
		<category><![CDATA[Taiwan]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<category><![CDATA[USA]]></category>
		<category><![CDATA[Venezuela]]></category>
		<category><![CDATA[War]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://addrmagazine.com/?p=1293</guid>

					<description><![CDATA[Tarihler 20 Aralık 1989’u gösterdiğinde, ABD Ordusu gecenin ilk saatlerinde Panama’da Manuel Noriega’nın kontrolündeki Panama Savunma Kuvvetleri’ni hedef alan, eş zamanlı ve yüksek yoğunluklu bir harekâtla ülkeye girdi. Washington’un resmî hedef seti, demokratik seçilmiş Guillermo Endara yönetimini yeniden tesis etmek ve Noriega’yı uyuşturucu kaçakçılığı suçlamalarıyla yakalamaktı. Bu müdahalenin adı, o günün siyasal sözlüğünde “meşruiyet” ve “zorunluluk” çağrışımını tek hamlede üreten bir markaya dönüştü: Operation Just Cause, yani Haklı Sebep Operasyonu. Vietnam’dan bu yana “en büyük ve en karmaşık” operasyonlardan biri olarak anılan bu harekâtta on binlerce personel konuşlandırıldı. Ülke geneline yayılmış çok sayıda hedefe meskun mahal, hava indirme, havadan taarruz]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Tarihler 20 Aralık 1989’u gösterdiğinde, ABD Ordusu gecenin ilk saatlerinde Panama’da Manuel Noriega’nın kontrolündeki Panama Savunma Kuvvetleri’ni hedef alan, eş zamanlı ve yüksek yoğunluklu bir harekâtla ülkeye girdi. Washington’un resmî hedef seti, demokratik seçilmiş Guillermo Endara yönetimini yeniden tesis etmek ve Noriega’yı uyuşturucu kaçakçılığı suçlamalarıyla yakalamaktı. Bu müdahalenin adı, o günün siyasal sözlüğünde “meşruiyet” ve “zorunluluk” çağrışımını tek hamlede üreten bir markaya dönüştü: Operation Just Cause, yani Haklı Sebep Operasyonu. Vietnam’dan bu yana “en büyük ve en karmaşık” operasyonlardan biri olarak anılan bu harekâtta on binlerce personel konuşlandırıldı. Ülke geneline yayılmış çok sayıda hedefe meskun mahal, hava indirme, havadan taarruz ve özel kuvvet konseptleriyle baskınlar icra edildi. Operasyon, yalnızca askeri planlama değil, aynı zamanda siyasi sonuçların yönetimi bakımından da “lideri devre dışı bırak, kurumsal düzeni yeniden kur ve meşruiyet anlatısını hızlı üret” yaklaşımının bir prototipi olarak tarihe geçti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Panama, aynı zamanda şu açıdan da kritik bir eşikti: ABD, 1989’da Noriega’yı devirerek Latin Amerika’da doğrudan askerî müdahale ölçeğinde bir örnek yaratmış; ancak bu türden açık ve doğrudan bir işgal modelini, uzun süre bölgede tekrarlamamıştı. Ne var ki Panama’dan sonra gelen 1991’deki Çöl Fırtınası Operasyonu, namı diğer Birinci Körfez Savaşı, “haklı sebep” retoriğinin nasıl genişleyebildiğini ve operasyonel başarı ile stratejik sonuç arasındaki makasın nasıl açılabildiğini tüm dünyaya göstermiştir. O dönemde gerçek stratejik merkezin Orta Doğu olduğu bu kadar bariz değildi kuşkusuz. Dolayısıyla Panama müdahalesinin “haklı sebepleri” içinde arka bahçeyi kontrol altına almak olduğu uzunca bir süre istişare konusu olmadı. Irak örneğinde amaç seti büyüdükçe, askeri harekâtın kısa vadeli neticesi uzun vadeli maliyetlere dönüştü ve meşruiyet tartışmaları derinleşti. Bölgesel kırılmalar kalıcılaştı ve uluslararası sistem “gerekçe enflasyonu”na karşı daha kuşkucu bir eşiğe oturdu. Günümüzde Büyük Ortadoğu Projesi adı altında neler olduğunu gördükten sonra kuşkucu eşiğin endişeli hazırlıklara dönüştüğünü söylemek de yanlış olmayacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün Venezuela bağlamında kamuoyuna yansıyan iddialar ve karşılıklı açıklamalar, Panama–Irak hattının kavramsal izlerini yeniden görünür kılıyor. Venezuela Hükümeti, ABD’nin “Venezuela topraklarına ve halkına, sivil ve askeri bölgelerde yönelik son derece ciddi askeri saldırısını” kınayan resmî bir açıklama yayımlarken, Washington’u uluslararası barış ve istikrarı tehdit etmekle suçladı ve saldırıların “özellikle petrol ve mineraller olmak üzere Venezuela’nın stratejik kaynaklarını ele geçirme ve ülkenin siyasi bağımsızlığını zorla kırma” girişimi olduğunu ileri sürdü. Buna karşılık Trump, basın toplantısında “güvenli, uygun ve sağduyulu bir geçiş yapana kadar ABD ülkeyi yönetecek” ifadesini kullanarak müdahalenin çerçevesini yalnızca “kısa süreli bir operasyon” olmaktan çıkarıp fiilî idare tartışmasına taşıdı. Aynı açıklamada, Maduro’nun yardımcısı Delcy Rodríguez’in başkanlık yemini ettiğini; ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşerek “neye ihtiyacınız varsa yapacağız” dediğini ve “gerçekten de başka seçeneği yok” sözleriyle bu süreci bir tür zorunlu mutabakata bağladığını aktardı. Muhalefet lideri ve 2025 Nobel Barış Ödülü sahibi olduğu belirtilen María Corina Machado’ya ilişkin soruya ise Trump’ın “destek görmediği veya saygı duyulmadığı” yönünde bir yanıt vermesi, Washington’un sahadaki aktörleri seçme ve meşruiyet üretme stratejisinin dahi kendi içinde gerilimli bir zeminde ilerlediğini gösteriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tabloya bir de argümanlar eklendiğinde, Venezuela dosyası Panama’dan çok Irak sonrası dönemin kırılganlıklarına yaklaşıyor. Trump’ın Amerikan petrol şirketlerinin altyapıyı onarmak ve “ülke için para kazanmaya başlamak” üzere harekete geçeceğini söylemesi; “yeryüzünden muazzam miktarda servet çıkaracağız”, “harcadığımız her şeyin parasını geri alacağız” ve “diğer ülkelere petrol satacağız” gibi ifadelerle müdahalenin ekonomik mantığını açıkça siyasallaştırması, Caracas’ın “petrol ve minerallere el koyma” suçlamasını uluslararası kamuoyunda daha kolay taşınabilir hale getiriyor. Bu noktada mesele, yalnızca bir rejim değişikliği tartışması değil. Haklı sebep etiketinin ardındaki stratejik niyetlerin nasıl algılandığına dair bir algı-hukuk mücadelesi kesinlikle masada duruyor. Nitekim BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in saldırılardan “derinden endişe duyduğunu” belirtmesi ve bunun “tehlikeli bir emsal” oluşturduğuna işaret etmesi; ayrıca tüm aktörlere insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne tam saygı temelinde kapsayıcı diyalog çağrısı yapılması, 1990’lı yılların başındaki dönemde yükselen uluslararası hukuk hassasiyetinin Venezuela dosyasında da hızla devreye girdiğini teyit ediyor. Ancak bu ultra-diplomatik, kendini beladan uzak tutma söylemlerinin bir şeyi değiştireceğini düşünmek hayal gibi görünüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İç siyaset cephesi de bu resmin ayrılmaz parçası. Trump’ın “Önce Amerika” vaadiyle mobilize olan MAGA tabanının bir kısmının, artan müdahalecilikten memnun olmaması; kararın sadece dış politika değil, yönetim koalisyonu açısından da maliyet üretebileceğini gösteriyor. Panama 1989’da hızlı bir “yakın çevre düzenlemesi” olarak sunulmuştu; Irak önce 1991’de, sonra 2003’te uzak coğrafyada uzun süreli bir “dönüştürme” iddiasına evrildi ve bunun bedeli ağır oldu. Venezuela’da bugün ortaya çıkan “ABD ülkeyi geçiş tamamlanana kadar yönetecek” söylemi, müdahaleyi Panama tipi dar hedefli bir operasyon olmaktan çıkarıp, Irak’ı hatırlatan süre ve kapsam belirsizliğine sürüklüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu denklemin dördüncü boyutu ise Pasifik’tir. Tarih tekerrürden ibaretse, Venezuela meselesi salt Latin Amerika dosyası olmaktan çıkıp küresel rekabet mimarisine yerleşiyor. Zira Washington aynı anda hem Batı Yarımküre’de fiilî düzen kurma iddiası taşıyan bir müdahaleyi yönetmeye, hem de Pasifik’te Tayvan üzerinden Çin’e karşı caydırıcılık ve ittifak sinyali üretmeye çalıştığında, stratejik bant genişliği daralır ve rakiplerin fırsat pencereleri genişler. Bu, tarihte defalarca görülen iki cephe etkisidir. Bir cephede siyasi-askeri maliyet büyüdükçe diğer cephede caydırıcılık zayıflayabilir ya da tersine, diğer cephede sertleşen rekabet, yakın çevrede daha riskli adımları ‘hızla sonuç alma’ baskısıyla teşvik edebilir. Venezuela’daki müdahale dili “geçişi biz yöneteceğiz” noktasına taşındığında, bu adım yalnızca Caracas’ı değil Pekin’i, Moskova’yı ve küresel Güney’i de doğrudan ilgilendiren bir “emsal” tartışmasına dönüşür. Egemenlik mi, insani/demokratik müdahale mi, kaynak güvenliği mi, düzen inşası mı, hukuk mu, güç mü? Hangisine ya da hangilerine sığınarak geleceği okuyacağız? Ya da bunu da yine bir arka bahçe temizliği olarak görüp gerçek hedefi şimdi mi arayacağız?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç olarak, 20 Aralık 1989’un Operation Just Cause ile açtığı sayfa, bugün Venezuela’da tekrar çevriliyorsa; mesele “tarihin birebir tekerrürü” değil, benzer gerekçe mimarisinin daha karmaşık bir uluslararası sistemde yeniden sahaya sürülmesidir. Panama şablonu, sınırlı hedef ve kısa süre varsayımıyla çalışır. Irak tecrübesi, hedef genişledikçe meşruiyetin eridiğini ve maliyetin katlandığını hatırlatır. Venezuela’da “yönetme” iddiası, kaynak vurgusu, BM’nin emsal kaygısı ve ABD iç siyasetindeki müdahale karşıtı rahatsızlık aynı anda büyüyorsa; “haklı sebep” etiketi kısa vadede hız kazandırsa bile, uzun vadede stratejik sonuçların kontrolünü zorlaştırabilir. Ve eğer bu süreç Pasifik’te Tayvan üzerinden yürüyen büyük güç rekabetiyle eş zamanlı bir güç gösterisine bağlanıyorsa, “Haklı Sebep”ler gerçekten de bir kez daha tarihi tekerrür ettirebilir. Fakat bu kez tekerrür eden, zafer anlatısı değil, gerekçelerin büyüdükçe maliyetleri büyüttüğü o tanıdık stratejik paradoks olabilir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kuzey Cephesinde Yeni Bir Şey Yok: Ukrayna &#8211; Rusya Savaşı 2025 Analizi</title>
		<link>https://addrmagazine.com/kuzey-cephesinde-yeni-bir-sey-yok-ukrayna-rusya-savasi-2025-analizi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Levent Köse]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2026 13:33:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Küresel Odak]]></category>
		<category><![CDATA[Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[2025]]></category>
		<category><![CDATA[Defence]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[Peace]]></category>
		<category><![CDATA[Russia]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Ukraine]]></category>
		<category><![CDATA[Ukrayna]]></category>
		<category><![CDATA[War]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://addrmagazine.com/?p=1286</guid>

					<description><![CDATA[Ukrayna’daki savaşı yakından takip etmeyenler, Rusların sahada hızla ilerlediğini, zafere yaklaştığını ve Ukrayna’nın büyük kayıplar verdiğini öne sürüyor. Ancak şu soruyu çoğunlukla sormuyorlar: Rusya, dört yıldır üstün muharebe gücüne rağmen neden hâlâ Ukrayna’yı teslim alamadı; neden hedef olarak belirlediği Donetsk’i ele geçiremedi? Çünkü Rusya’nın muharebe gücü üstün olsa da birliklerinin ve askerlerinin savaşma azim ve iradesi düşük. Ukrayna askerleri ise tüm sıkıntılara ve tüm hatalara rağmen iyi savaşıyor. Rusların bir konuda hakkını teslim edelim: Muharebe sahasındaki başarısızlıklar karşısında hızlıca ders çıkarıyor, yeniden düzenleme yapıyor ve değişim gerçekleştiriyorlar. Geçmişten gelen bilgilerimdeki “statükocu, değişime kapalı Rus komutan” profiline artık daha az rastladığımı]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Ukrayna’daki savaşı yakından takip etmeyenler, Rusların sahada hızla ilerlediğini, zafere yaklaştığını ve Ukrayna’nın büyük kayıplar verdiğini öne sürüyor. Ancak şu soruyu çoğunlukla sormuyorlar: Rusya, dört yıldır üstün muharebe gücüne rağmen neden hâlâ Ukrayna’yı teslim alamadı; neden hedef olarak belirlediği Donetsk’i ele geçiremedi? Çünkü Rusya’nın muharebe gücü üstün olsa da birliklerinin ve askerlerinin savaşma azim ve iradesi düşük. Ukrayna askerleri ise tüm sıkıntılara ve tüm hatalara rağmen iyi savaşıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rusların bir konuda hakkını teslim edelim: Muharebe sahasındaki başarısızlıklar karşısında hızlıca ders çıkarıyor, yeniden düzenleme yapıyor ve değişim gerçekleştiriyorlar. Geçmişten gelen bilgilerimdeki “statükocu, değişime kapalı Rus komutan” profiline artık daha az rastladığımı görüyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rusya, dronlar ve füzeler desteğinde; teknolojik uyarlamalar ve taarruz taktiklerindeki değişimle desteklenen yeni bir harekât anlayışı sayesinde 2025 yılında ortalama ilerleme hızını artırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ISW’nin yayımladığı raporlara göre:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Rus kuvvetlerinin Ukrayna’da <strong>4.831 km²</strong> alanı ele geçirdiğini (Ruslar 2024 yılında <strong>3.604 km²</strong> alanı ele geçirmişti) ve Ukrayna kuvvetlerinin Kursk Oblastı’nda ele geçirdiği yaklaşık <strong>473 km²</strong> alanın geri alındığını gösteren kanıtlar bulunmaktadır.</li>



<li>Rusya’nın Ukrayna’daki kazanımları, Ukrayna topraklarının <strong>%0,8’ine</strong> denk gelmektedir.</li>



<li>Ukrayna kaynaklarına göre Rus kuvvetleri 2025 yılı boyunca <strong>416.570 personel zayiatı</strong> vermiş; Ukrayna ve Kursk Oblastı’nda ele geçirilen <strong>her km² için ortalama 78 zayiat</strong> oluşmuştur.</li>



<li>Rusların tüm cephe boyunca 2024’te ortalama ilerleme hızı günlük <strong>9,87 km²</strong> iken, 2025’te ortalama günlük ilerleme hızı <strong>13,24 km²</strong> seviyesine çıkmıştır.</li>



<li>Rusların 2025 yılı boyunca ilerleme hızı değişkenlik göstermiş; Kasım ayında <strong>günde 20,99 km²</strong> ile en yüksek seviyeye ulaşmış, Ekim ayında <strong>günde 8,8 km²</strong> seviyesinde kalmış, Aralık ayında ise <strong>günde 15 km²</strong> seviyelerine kadar yavaşlamıştır.</li>



<li>Rus kuvvetleri, 2025 sonbaharından itibaren taarruzlarında kontrollü ilerlemeyi mümkün kılan; uzun süreli dron-füze ateşiyle taarruzları içeren <strong>hava müdahalesi (BAI) harekâtına</strong>, taktik seviyedeki müdahale çabalarına, sızma görevlerine ve genel olarak küçük; ancak şartlar oluştuğunda büyük birlik taarruzlarına dayanan yeni bir harekât uygulamasını kullanmaya başlamıştır.</li>



<li>Rusların artık muharebe sahasında Ukrayna’ya kıyasla çok daha etkin şekilde dron, SİHA ve İHA’ları tüm cephe boyunca kullandığı görülmektedir.</li>



<li>Rusların, dronsavarların etkilerine ve elektronik/manyetik taarruzlara maruz kalmamak için <strong>fiber optik İHA</strong> üretimini artırdığı; fiber optik İHA’ların menzilini <strong>7 km’den 20 km’ye</strong> çıkardığı değerlendirilmektedir.</li>



<li>Rusların görüş menziliyle sınırlı birinci şahıs görüş (FPV) dronlarının menzilini taşıyabilen ve genişletebilen; Rus dron taarruzlarını daha derinliğe ulaştıran “<strong>ana gemi</strong>” dronları tanıttığı; son teknolojik uyarlamalarla Rus fiber optik dronlarının menzilini <strong>50–60 km</strong> bandına kadar daha da genişlettiği anlaşılmaktadır.</li>



<li>Fiber optikli dron menzilindeki artışın, cephede daha hızlı ilerlemeyi desteklediği değerlendirilmektedir.</li>



<li>Rus kuvvetleri taktik seviyedeki taarruz harekâtı uygulama esaslarını değiştirmiş; Haziran 2025’ten itibaren yüksek yıpratma oranına sahip, piyade önderliğindeki manevralar yerine, cephe boyunca kazanım elde etmek amacıyla <strong>sızma/akın tipi küçük birlik harekâtlarını</strong> uygulamaya başlamıştır. Bu taktik değişiklik 2025’te Rus ilerleme hızını artırmış; ancak Rus kuvvetleri küçük kazanımlar için yüksek zayiat oranları yaşamaya devam etmiştir.</li>



<li>Ukrayna savunmaları ve tahkim edilmiş bölgeleri, 2025 yılında Rus ilerlemelerini bazı bölgelerde engellemiştir.</li>



<li>2025’te Rusya’nın nispeten daha hızlı ilerlemesi yine de <strong>yavaş bir tempo</strong> içinde gerçekleşmiş; Rusya çoğu zaman Ukrayna’nın İHA/dron operasyonlarını kısıtlayan kötü hava koşullarından yararlanmıştır. Ancak bu koşulların kalıcı olmayacağı, dolayısıyla Rusların bu avantajının devam etmeyeceği belirtilmektedir.</li>



<li>Rus kuvvetleri, Ukrayna’nın keşif ve taarruz amaçlı İHA operasyonlarını kısıtlayan yağmur, sis ve kar koşullarını; yeni taarruz şablonlarına göre taarruzlarını düzenlemek için kullanmıştır.</li>



<li>Rus kuvvetleri 2025’te 2024’e göre daha etkili savaşmış; ancak savaş alanında eski manevra kabiliyetini geri kazanamamış ve yavaş ilerlemiştir. Rus kayıpları, kazanılan toprakla kıyaslandığında orantısız derecede yüksek kalmaya devam etmiş; Rusya’nın bu harekât temposunu orta ve uzun vadede sürdürüp sürdüremeyeceği belirsizliğini korumuştur.</li>



<li>Ukrayna, Rusya’nınkine paralel olarak kendi hava harekâtını/dron taarruzlarını yürütmüş; bu maksatla 2025 boyunca Rus enerji tesislerine ve askerî varlıklarına yönelik orta menzilli dron taarruzlarını belirgin şekilde artırmıştır.</li>



<li>Her iki tarafın temas hattı gerisindeki hemen her yeri vurabildiği bir ortamda, geri bölgede bulunan lojistik tesislerin emniyetinin kritik önemde olduğu; hedef olmamaları için lojistik doktrin ve uygulama esaslarında (stok, dağıtım, bakım, sıhhi tahliye/tedavi) muharebe şartlarına uygun değişikliklere gidilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.</li>



<li>Rus kuvvetleri 2025 yılında Ukrayna’ya karşı <strong>54.000’den fazla</strong> uzun menzilli insansız hava aracı (dron/SİHA vb.) ve <strong>1.900’den fazla</strong> füze fırlatmıştır. Rusya’nın bunların çoğunu geceleri düzenlediği; günlük olarak <strong>yaklaşık 700 dron</strong> ve <strong>10–15 füze</strong> kullandığı belirtilmektedir.</li>



<li>Rusların dronlarla yaptığı ateşle taarruzda çoğunlukla Ukrayna’nın enerji şebekesi başta olmak üzere altyapıyı hedef aldığı ve yıkıcı sonuçlar doğurduğu ifade edilmektedir.</li>



<li>Rus kuvvetlerinin ayrıca Ukrayna lojistiğini engellemek için Ukrayna demiryolu altyapısına yönelik saldırılarını önemli ölçüde artırdığı görülmektedir.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Trump’ın barış planı netice verir mi bilinmez; ancak Ukrayna yorgun ve barış istiyor. Putin barışa yarım ağızla “evet” derken, yeni yıl mesajında 2026’da savaşa devam edileceğini söylüyor. Putin, harekât alanında kazandığı küçük başarılara güvenerek iştahını kabartmakta; Ukrayna’dan daha fazla toprak istemektedir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="826" height="673" src="https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/image.png" alt="image" class="wp-image-1287" srcset="https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/image.png 826w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/image-300x244.png 300w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/image-768x626.png 768w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/image-60x49.png 60w" sizes="auto, (max-width: 826px) 100vw, 826px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Haritaya baktığımızda Rusya’nın 2025’te ne kadar alan kazandığını görüyoruz. Rusya’nın tüm Donetsk’i ele geçirmek istediğini biliyoruz. Hâlen Donetsk Oblastı’nın batı idari sınırına kadar Pokrovsk bölgesinden <strong>28 km</strong>, Pokrovsk’un kuzeyinde en fazla ilerleme sağlanan bölgeden ise <strong>56 km</strong> mesafe kalmıştır. Bu bölgede en son ilerleme hızının ortalama <strong>23–30 m</strong> olduğunu hatırladığımızda, Donetsk’in geri kalan kısmını <strong>ortalama 35.000 m / 30 m = 1.166 günde</strong>; yani <strong>1.166 / 365 ≈ 3 yılda</strong> ele geçirebileceğini öngörüyoruz. Yani bu savaş daha uzun süre devam edecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu alandaki Rus kazanımları ve Trump’ın Rusya yanlısı tutumu, Rus iştahını kabartıyor; Rusların hedef olarak Odesa ve Mykolaiv’i de istediklerini söyledikleri görülüyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="665" height="761" src="https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/image-1.png" alt="image 1" class="wp-image-1288" srcset="https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/image-1.png 665w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/image-1-262x300.png 262w, https://addrmagazine.com/wp-content/uploads/2026/01/image-1-60x69.png 60w" sizes="auto, (max-width: 665px) 100vw, 665px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">20 maddelik Trump barış planında, Rusların tüm Donbas’ı (Luhansk ve Donetsk) istemelerine rağmen Donetsk’in “serbest ekonomik bölge” olması seçeneğinin yer aldığı ifade ediliyor. Bu konuda daha detaylı bilgi umarım öğreniriz. Ancak Ruslar, Donetsk, Luhansk, Zaporizhia ve Herson’un Rus toprağı olması dışında bir seçeneği asla kabul etmezler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Trump’ın 20 maddelik barış planına baktığımızda, ABD tarihi belki de Rusya’ya böyle yardım eden başka bir başkan görmeyecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya, Rusya’ya yaptırım baskısı uygulamadan Ukrayna’da barışın gelmesi zor görünmektedir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hür, Jet ve Söz</title>
		<link>https://addrmagazine.com/hur-jet-ve-soz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmut Bölükbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Dec 2025 08:36:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[Defence]]></category>
		<category><![CDATA[Defence Diplomacy]]></category>
		<category><![CDATA[Export]]></category>
		<category><![CDATA[Hürjet]]></category>
		<category><![CDATA[Israel]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[Spain]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[TUSAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[USA]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://addrmagazine.com/?p=1282</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’nin F-35 Programı’ndan çıkarıldığı Temmuz 2019 tarihi, Türkiye’nin havacılık ve savunma ekosistemi açısından yalnızca bir program değişikliğinin değil, stratejik bir kırılmanın da eşiği. Küresel arenada da büyük yankı uyandıran bu “cezalandırma”, resmî söylemde S-400 tedarikiyle gerekçelendirildi ve aynı coğrafyada ayrı ittifakların parçası olan iki sistemin birlikte işletilmesinin F-35’in kritik teknolojilerine risk oluşturacağı argümanı öne çıktı. Biz o gün de konunun aslında “öyle” olmadığını istişare meclislerinde dile getirmiştik. Ancak o günün dilinde mesele, teknik uyumluluk ve bilgi güvenliği üzerinden tarif ediliyordu. Ancak aradan geçen yıllar, bu dosyanın salt teknik bir envanter tartışması olmadığını; bölgesel güç dengelerini, ittifak içi psikolojiyi ve belirli]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin F-35 Programı’ndan çıkarıldığı Temmuz 2019 tarihi, Türkiye’nin havacılık ve savunma ekosistemi açısından yalnızca bir program değişikliğinin değil, stratejik bir kırılmanın da eşiği. Küresel arenada da büyük yankı uyandıran bu “cezalandırma”, resmî söylemde S-400 tedarikiyle gerekçelendirildi ve aynı coğrafyada ayrı ittifakların parçası olan iki sistemin birlikte işletilmesinin F-35’in kritik teknolojilerine risk oluşturacağı argümanı öne çıktı. Biz o gün de konunun aslında “öyle” olmadığını istişare meclislerinde dile getirmiştik. Ancak o günün dilinde mesele, teknik uyumluluk ve bilgi güvenliği üzerinden tarif ediliyordu. Ancak aradan geçen yıllar, bu dosyanın salt teknik bir envanter tartışması olmadığını; bölgesel güç dengelerini, ittifak içi psikolojiyi ve belirli aktörlerin hassasiyetlerini doğrudan etkileyen bir stratejik denklemin parçası olduğunu gösterdi. Nitekim dün Trump’ın kameralar önünde yaptığı açıklama, bu gerçeği daha da görünür kıldı: Türkiye’ye yeniden F-35 verilebileceği yönünde kapı aralanırken, bunun İsrail’e karşı kullanılmayacağına dair “söz” vurgusunun gündeme taşınması, 2019’da S-400’ün arkasına yerleştirilen gerekçenin ötesinde bir kırmızı çizginin varlığını tescil etti. Bu ifade, F-35’in yalnızca bir savaş uçağı değil; ABD’nin ittifak içi güç dengesini, caydırıcılık mimarisini ve bölgesel askeri üstünlük algısını yöneten bir araç olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Türkiye açısından ise asıl kritik olan, bu tartışmanın kendisinden çok, tartışmanın doğurduğu zorunluluğun nasıl fırsata çevrildiğidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">F-35 Programı’ndan çıkarılma, kısa vadede belirsizlik ve maliyet doğurdu, evet. Hatta F-35 tedarik zincirinde yer alan ve bunun için ciddi yatırımlar yapan bazı firmalarımız karanlık bir dönem de geçirdi. Mesaj netti aslında. Kendi kara ve deniz araçlarını tasarlayan Türkiye’nin, en azından hava üstünlüğünü kırmak gerekiyordu. Modern savunma havacılığında kritik eşik, yalnızca bir uçağı edinmek değil; o uçağın tasarım, entegrasyon, test, sertifikasyon, seri üretim ve yaşam döngüsü idamesi gibi katmanlarını yönetebilen bir ekosistem kurabilmektir. Bu ekosistem, tek seferlik bir alımın sunduğu geçici kapasiteden farklı olarak, sürdürülebilir güç üretir, dış politikada pazarlık alanı açar, sanayide derinleşme sağlar; insan kaynağını, tedarik zincirini ve teknoloji birikimini yukarı taşır. İşte bu süreci biraz yavaşlatmak gerekiyordu. Ancak bu kriz, orta ve uzun vadede Türkiye’yi “platform kullanıcı” konumundan “kabiliyet üreticisi” konumuna taşıyan bir ivme yarattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yani bu yol aslında, havacılıkta tüketicilikten sürdürülebilir üreticiliğe giden milli bir kapıya çıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Durumdan vazife çıkaran öncül sanayicilerimiz kolları sıvayarak insansız filolarımızı inşa etti. Daha yükseğe, daha uzak menzile derken Kızıl Elma’yı konuşur olduk. Çünkü gerçek hava üstünlüğü insanlı ya da insansız jet uçaklarıyla sağlanabilir. Sonra KAAN uçtu. Sonra özgün motorlar hava solumaya başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nitekim…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin insansız ilk jet uçağı Kızıl Elma’nın ilk ikili otonom kol uçuşu gerçekleştirdiği haftada, Türkiye’nin ilk jet uçağı Hürjet, ilk kez ihraç edildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bağlamda Hürjet, yalnızca bir eğitim uçağı ya da bir proje adı değil; Türkiye’nin jet çağında “kendi kendine yeterlik” iddiasını somutlaştıran bir sıçrama alanıdır. Hürjet üzerinden okunan hikâye, bir platformun ötesinde bir model sunar: Tasarım ve üretim disiplininin olgunlaşması, aviyonik ve entegrasyon kabiliyetinin artması, test altyapısının geliştirilmesi ve en önemlisi, tüm bu çıktının uluslararası bir müşterinin beklentileriyle sınanabilmesi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam da bu nedenle, İspanya’ya yönelik Hürjet satışı ve bu satışın Avrupa/NATO sanayi mimarisi içinde konumlanması, Türkiye’nin kazandığı jet üretim kabiliyetinin “tescili” olarak değerlendirilmelidir. Çünkü savunma sanayinde ihracat, bir ürünün teknik yeterliliğinin yanında, üretici ülkenin kurumsal güvenilirliğinin, teslimat disiplininin, idame yaklaşımının ve stratejik ortaklık kurma kapasitesinin de dış doğrulamasıdır. Bir NATO müttefikinin pilot eğitim ekosistemini, kendi operasyonel ihtiyaçları ve endüstriyel öncelikleri doğrultusunda yeniden tasarlarken Hürjet’i bu kurgunun merkezine alması, Türkiye’nin artık yalnızca tedarik eden değil, birlikte geliştiren; yalnızca satan değil, uzun dönemli eğitim–idame–entegrasyon mimarisinin parçası olan bir aktöre dönüştüğünü gösterir. Üstelik bu çerçeve, savunma diplomasisinin en somut alanlarından biridir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu noktada ortaya çıkan büyük resim şudur: F-35 tartışması, doğası gereği dalgalı ve çok katmanlı bir siyasi pazarlık alanı olarak kalacaktır. Dünkü açıklamada görüldüğü üzere, F-35 dosyası artık yalnızca teknik bir uyum tartışması değil; açık biçimde bölgesel güç dengeleri ve İsrail parametresiyle de şekillenmektedir. Bu nedenle, F-35’e ilişkin her yeni söylem, her yeni “kapı aralığı”, kendi içinde bir stratejik şartlar paketini taşır. Türkiye açısından doğru strateji ise, bu dalgalanmalara bağımlı kalmadan, kabiliyet üretimini kalıcılaştırmaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç olarak Türkiye, 2019’daki kopuşu bir kırılma olarak yaşadı; ancak bu kırılmayı stratejik bir dönüşümün itici gücüne çevirmeyi başardı. Başkan Trump’ın F-35 açıklaması, dosyanın arka planındaki siyasi dinamiklerin —özellikle İsrail’e dair kırmızı çizgilerin— ne kadar belirleyici olduğunu yeniden hatırlatırken, Türkiye’nin kendi jet üretim kabiliyetine yatırım yapmasının ne denli isabetli bir yönelim olduğunu da teyit ediyor. Bugün Hürjet’in İspanya’ya uzanan hattı, Türkiye’nin “platform bağımlılığı” yerine “kabiliyet bağımsızlığı” yaklaşımını somut bir başarıya dönüştürdüğünün işaretidir. Bu işaret, yalnızca bir satış haberi değil; Türkiye’nin savunma diplomasisinde yeni bir eşiğe geldiğini gösteren stratejik bir tescildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biz de söz veriyoruz: Daha çok çalışacağız, daha çok üreteceğiz.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
