Türkiye’nin travma ve acil cerrahi alanındaki en köklü bilimsel buluşmalarından biri olan 12. Ulusal Travma ve Acil Cerrahi Kongresi, bu yıl Antalya’da gerçekleştirildi. Bilimsel içeriği kadar güncel tartışmalara da zemin hazırlayan kongre, özellikle “savaş cerrahisi” başlığında öne çıkan oturumlarıyla dikkat çekti.
Son yıllarda giderek karmaşık hale gelen çatışma ortamları, cerrahinin sınırlarını yeniden tanımlıyor. Irak ve Afganistan savaşlarında her sekiz yaralıdan biri hayatını kaybederken, Ukrayna’daki çatışmalarda bu oranın üçte bire kadar çıktığı verileri, modern savaşlarda tıbbın karşılaştığı yeni zorlukları açıkça ortaya koyuyor. Kongrede sunulan veriler, dron saldırıları ve şarapnel yaralanmalarının ölüm oranlarını dramatik biçimde artırdığını, klasik savaş cerrahisi yaklaşımlarının bu yeni gerçeklik karşısında yetersiz kaldığını vurguladı.
Bir diğer önemli başlık ise askeri hastanelerin yeniden açılması konusuydu. Uzmanlar, savaş ve afet koşullarına özel eğitim almış cerrahların, kriz anlarında sadece askeri değil, sivil sağlık altyapısı için de kritik rol oynayacağını ifade etti. Bu çerçevede, Türkiye’nin savaş cerrahisinde yeniden kapasite inşasına yönelik adımlarının hem ulusal güvenlik hem de sağlık diplomasisi açısından stratejik bir hamle olacağı değerlendirildi.
Kongrede ayrıca, tele-cerrahi, yapay zekâ destekli triyaj sistemleri ve ileri travma simülasyonları gibi teknolojik konular da gündeme geldi. Yeni nesil savaş alanlarının, sadece fiziksel değil bilişsel dayanıklılık da gerektirdiği vurgulandı.
Sonuç olarak; 12. Ulusal Travma ve Acil Cerrahi Kongresi, bir bilimsel toplantı olmanın ötesinde, Türkiye’nin savaş ve afet tıbbında yeniden konumlanma sürecine ışık tutan bir platforma dönüştü.
Modern savaşın insan üzerindeki etkilerini anlamak, bu çağın en sessiz ama en çetin cephelerinden birinde yürütülen bir mücadele aslında: hayatta kalma sanatı.


