Yemen savaşı, yıllardır büyük ölçüde donmuş durumda olan cephe hatlarının yeniden hareketlenmesiyle bir kez daha bölgesel güvenlik denklemine taşındı. Husi güçlerinin son haftalarda Yemen’in batı kıyısında ilerlemesi, Suudi Arabistan’a yönelik füze ve insansız hava aracı saldırılarının yeniden yoğunlaşması ve çatışmaların dünyanın en kritik deniz geçişlerinden Babulmendeb çevresinde toplanması, Yemen’i Orta Doğu’daki gelişmelerin yeniden merkezine yerleştirdi.
Eylül ayında Husi güçlerinin Kızıldeniz kıyısındaki ilerleyişi Muha ve stratejik adalara kadar ulaştı. Birleşmiş Milletler, 15 Eylül’de yaptığı değerlendirmede çatışmaların Yemen’in batı kıyısında yoğunlaştığını, Husilerin Babulmendeb yönünde ilerlediğini ve güney Kızıldeniz’deki bazı adaları ele geçirdiğinin bildirildiğini açıkladı. Aynı dönemde hükümet güçleri karşı saldırıya geçerken Marib, Lahic, Cevf, Hacce, Beyda ve Saada dahil farklı cephelerde de çatışmalar yaşandı. BM’ye göre ticari gemi trafiği o tarihte devam etmekle birlikte Babulmendeb çevresindeki durum giderek daha kırılgan hâle geldi.
Son gelişmeler Yemen’de aslında hiç sona ermeyen bir çatışmayı yeniden gündeme getiriyor. Ancak bugünkü tabloyu anlayabilmek için önce Yemen’de kimin kiminle savaştığına ve Husilerin nasıl ülkenin en güçlü askerî aktörlerinden biri hâline geldiğine bakmak gerekiyor.

Husiler Kimdir?
Resmî adı Ensarullah olan Husi hareketinin kökeni, Yemen’in kuzeyindeki Zeydi Şii topluluğuna dayanıyor. 1990’larda dinî ve kültürel bir hareket olarak gelişen yapı, 2000’li yıllarda merkezi hükümetle art arda silahlı çatışmalara girdi. Hareket adını, 2004 yılında Yemen güçleri tarafından öldürülen liderlerinden Hüseyin Bedreddin el-Husi’den alıyor.
Husilerin bugünkü gücüne ulaşmasında 2011’deki Arap ayaklanmalarının Yemen’de yarattığı siyasi kriz önemli bir dönüm noktası oldu. Ülkeyi 30 yılı aşkın süre yöneten Ali Abdullah Salih, protestoların ardından iktidarı yardımcısı Abdurabbu Mansur Hadi’ye bıraktı. Ancak geçiş süreci Yemen’deki siyasi, ekonomik ve toplumsal sorunları çözemedi.
Husiler, geçiş yönetimine yönelik hoşnutsuzluktan yararlanarak kuzeyden güneye doğru ilerledi ve 2014 yılında başkent Sana’nın büyük bölümünü kontrol altına aldı. Hadi yönetiminin çökmesi ve Husilerin güneye ilerlemesi üzerine Hadi önce Aden’e, ardından Suudi Arabistan’a geçti. Riyad ise Mart 2015’te uluslararası tanınan hükümeti yeniden iktidara taşımak amacıyla oluşturduğu koalisyonla Yemen’e askerî müdahalede bulundu.
Bu nedenle Yemen’deki savaşı yalnızca Sünni-Şii ayrışması üzerinden okumak yeterli değil. Ülkenin kuzey-güney bölünmesinin tarihsel mirası, kabile yapıları, merkezi yönetimin zayıflığı, güneydeki ayrılıkçı hareketler, ekonomik sorunlar ve bölgesel güç mücadelesi iç savaşın bugünkü hâlini almasında birlikte rol oynadı.
Husiler de geçen yıllar içinde yalnızca yerel bir silahlı hareket olmaktan çıktı. Reuters’ın 17 Eylül’de yayımladığı incelemeye göre hareket; balistik ve seyir füzeleri, uzun menzilli İHA’lar ve gemilere karşı kullanılabilen sistemleri bünyesine katan daha örgütlü bir askerî güce dönüştü. BM uzmanlarının tahminleri Husi güçlerinin yüz binlerle ifade edilebilecek bir insan kaynağına ulaştığına işaret ediyor.
İran-Husi İlişkisi
Yemen savaşının bölgesel boyutunun merkezinde İran ile Husiler arasındaki ilişki bulunuyor.
Husiler Yemen’de ortaya çıkmış yerel bir hareket ve İran tarafından kurulmuş bir örgüt değil. Ancak özellikle iç savaş boyunca Tahran ile hareket arasındaki askerî ve siyasi ilişkiler belirgin biçimde gelişti.
BM Yemen Uzmanlar Panelinin bulgularında Husilerin İran’dan, Irak’taki silahlı gruplardan ve Hizbullah’tan teknik yardım, eğitim, silah ve mali destek aldığına ilişkin bilgiler yer alıyor. Reuters da İran ve Hizbullah tarafından sağlanan eğitim ve teknolojik desteğin Husilerin füze ve İHA kapasitesinin gelişmesinde önemli rol oynadığını aktarıyor.
Bununla birlikte Husilerin doğrudan İran tarafından yönetildiğini söylemek Yemen’deki güç ilişkilerini fazlasıyla basitleştiriyor. Hareketin kendi yerel siyasi hedefleri ve karar mekanizması bulunuyor. İran ile Husiler arasındaki ilişki, Tahran’ın sağladığı askerî ve teknolojik desteğin yanı sıra örtüşen bölgesel çıkarlar üzerinden gelişen bir ortaklık niteliği taşıyor.
Son gelişmeler bu ilişkiyi yeniden uluslararası gündemin üst sıralarına taşıdı. G7 dışişleri bakanları 21 Eylül’de yaptıkları ortak açıklamada İran’a Husilere silah ve destek sağlamayı durdurma çağrısı yaptı.
Suudi Arabistan Kimi Destekliyor?
Çatışmanın diğer tarafında ise uluslararası alanda tanınan Yemen yönetimi bulunuyor. Bugünkü yapı, Reşad el-Alimi başkanlığındaki Başkanlık Liderlik Konseyi etrafında şekilleniyor ve Suudi Arabistan tarafından destekleniyor.
Riyad açısından Yemen yalnızca komşu ülkedeki bir iç savaş meselesi değil. Husilerin güçlenmesi, İran’la yakın ilişkiler geliştiren silahlı bir yapının Suudi Arabistan’ın uzun güney sınırında kalıcı hâle gelmesi anlamına geliyor. Bu güvenlik algısı, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun 2015’te savaşa doğrudan müdahil olmasının temel nedenlerinden biriydi.
Ancak Husi karşıtı cephe de tek bir yapıdan oluşmuyor. Uluslararası alanda tanınan hükümet güçlerinin yanı sıra güneyli ayrılıkçı gruplar, kabile güçleri ve farklı yerel silahlı yapılar bulunuyor. Birleşik Arap Emirlikleri de özellikle güneydeki bazı aktörlere destek sağladı. Husi karşıtı grupların farklı siyasi hedeflere sahip olması, Yemen’deki çatışmanın yalnızca iki taraf arasında yürütülen klasik bir iç savaş şeklinde değerlendirilmesini zorlaştırıyor.
Bu parçalı yapı, Husilerin son ilerleyişinde de önem taşıyor. Reuters’ın bölgedeki kaynaklara dayandırdığı haberine göre Husiler büyük saldırıları öncesinde önemli miktarda kuvvet toplarken, karşılarındaki güçlerin koordinasyon sorunları ve dağınık yapısı ilerleyişi kolaylaştıran faktörler arasında yer aldı.

2022 Ateşkesiyle Gelen Kırılgan Sükûnet
Yemen’deki büyük çaplı çatışmalar, BM arabuluculuğunda Nisan 2022’de sağlanan ateşkesle önemli ölçüde azaldı. Resmî ateşkes aynı yılın ekim ayında uzatılamadı ancak cephe hatlarında oluşan görece sakinlik sonraki yıllarda büyük ölçüde korundu.
Bu dönem siyasi çözüm anlamına gelmiyordu. Yemen fiilen farklı güç merkezlerine bölünmüş durumda kalırken Husiler askerî kapasitelerini korudu. BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, Ağustos 2026’da ülkenin 2022 ateşkesinden bu yana görülmemiş ölçüde büyük çaplı bir çatışmaya dönüş riskiyle karşı karşıya bulunduğu uyarısında bulunmuştu.
Kızıldeniz’deki gelişmeler ise Yemen savaşının sınırlarını çoktan ülke dışına taşımıştı. Husilerin Gazze savaşı sonrasında ticari gemilere yönelik saldırıları ve buna karşı gerçekleştirilen askerî operasyonlar, Yemen’i uluslararası deniz güvenliğinin başlıca gündemlerinden biri hâline getirdi.
2026 yazından itibaren yaşanan gelişmeler ise bu kırılgan dengeyi yeniden bozdu.
Cephe Babulmendeb’e Taşınıyor
Husilerin son harekâtının en önemli sonucu, çatışmanın Yemen’in batı kıyısı ve Babulmendeb çevresinde yoğunlaşması oldu.
Husi güçleri eylül ayında Kızıldeniz kıyısında hızla ilerleyerek stratejik bölgeleri ele geçirdi. Çatışmalar daha sonra Taiz ve Lahic vilayetlerindeki yüksek bölgelere taşındı. Reuters’a göre Husiler bu bölgelerdeki stratejik yükseltileri ele geçirerek Suudi Arabistan destekli güçlerin elinde kalan Kızıldeniz kıyı bölgeleri arasındaki bağlantıyı kesmeye çalışıyor.
Babulmendeb’in önemi ise Yemen’in sınırlarının çok ötesine uzanıyor. Aden Körfezi ile Kızıldeniz’i birbirine bağlayan boğaz, Süveyş Kanalı üzerinden Akdeniz’e ulaşan Asya-Avrupa deniz ticaretinin temel geçiş noktalarından biri. Bu nedenle Yemen kıyılarındaki askerî kontrolün değişmesi yalnızca iç savaşın seyri açısından değil, uluslararası ticaret ve enerji güvenliği açısından da önem taşıyor.

Şimdilik Babulmendeb’in tamamen kapandığından söz etmek mümkün değil. BM, 15 Eylül itibarıyla ticari gemi akışının sürdüğünü belirtirken Husilerin ilerleyişinin özellikle Hürmüz Boğazı çevresindeki mevcut aksaklıklarla birlikte piyasalardaki endişeyi artırdığına dikkat çekti.
Suudi Arabistan Yeniden Çatışmanın Merkezinde
Husilerin ilerleyişi yalnızca Yemen içindeki cepheleri değiştirmedi. Suudi Arabistan topraklarına yönelik füze ve İHA saldırılarının yeniden yoğunlaşması Riyad’ı doğrudan çatışmanın içine çekti.
Suudi Arabistan, 19 Eylül’de başkent Riyad’a yönelen bir Husi balistik füzesinin önlendiğini açıkladı. Husiler aynı dönemde Yanbu ve diğer Suudi hedeflerine yönelik saldırılar düzenlediklerini ileri sürdü. Riyad ayrıca Husi İHA’larını engellemeye çalışırken Suudi hava sahasında yaşanan olaylarla karşı karşıya kaldı.
Çatışmanın yoğunlaşması Suudi Arabistan’ı uluslararası destek arayışına da yöneltti. AP’ye konuşan bölgesel yetkililere göre Riyad, Fransa, İngiltere, Pakistan ve Mısır’dan hava savunmasına yönelik destek istedi. İngiltere ise Suudi uçaklarına sınırlı süreyle havadan yakıt ikmali desteği sağlamayı kabul etti.
ABD ise şu aşamada doğrudan askerî müdahaleden uzak duruyor. Yemen Başkanlık Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin ABD Başkanı Donald Trump ile 20 Eylül’de gerçekleştirdiği görüşmede Amerikan askerî desteği konusu gündeme gelmesine rağmen Washington doğrudan askerî yardım taahhüdünde bulunmadı.
Yerel Savaştan Bölgesel Güvenlik Krizine
Yemen’de son haftalarda yaşananlar, on yılı aşkın süredir devam eden iç savaşın yeni bir aşamaya girdiğine işaret ediyor. Husilerin batı kıyısındaki ilerleyişi, hükümet güçlerinin karşı saldırıları ve Suudi Arabistan’a yönelik füze ve İHA saldırıları 2022 sonrasında oluşan kırılgan sükûneti büyük ölçüde ortadan kaldırdı.
Çatışmanın insani sonuçları da yeniden ağırlaşıyor. Reuters’ın Dünya Gıda Programına dayandırdığı son verilere göre yeni çatışmalar yaklaşık 700 kişinin ölümüne, 120 binden fazla kişinin ülke içinde yerinden edilmesine ve binlerce kişinin deniz yoluyla Afrika Boynuzu’na kaçmasına yol açtı. Yemen’de 18 milyondan fazla kişi hâlihazırda ciddi gıda güvensizliğiyle karşı karşıya bulunurken ülkenin gıdada yaklaşık yüzde 90 oranında ithalata bağımlı olması limanların ve deniz yollarının açık kalmasını ayrıca kritik hâle getiriyor.
Ancak Yemen’deki yeni tırmanışı önceki dönemlerden ayıran en önemli unsurlardan biri çatışmanın coğrafyası. Husilerin Babulmendeb çevresindeki konumunu güçlendirmesi, Yemen’deki iç savaşın küresel ticaret yolları ve enerji güvenliği üzerindeki etkisini artırıyor.
Böylece 2014’te Sana’nın kontrolü üzerinden şekillenen Yemen krizi, on yılı aşkın bir süre sonra farklı bir stratejik eksene taşınıyor. Bugün Yemen’deki mücadelenin merkezinde yalnızca başkenti veya ülkenin siyasi geleceğini kimin kontrol edeceği sorusu bulunmuyor. Kızıldeniz’in güney kapısındaki askerî denge de giderek savaşın belirleyici unsurlarından biri hâline geliyor.


