Türkiye, kıta genelindeki ülkeler için başlıca güvenlik ortaklarından biri olarak kendini konumlandırırken, Afrika’nın jeopolitik mimarisi de köklü bir dönüşüm geçiriyor. Ankara; gelişmiş askerî teçhizat, esnek ihracat politikaları ve büyük ölçekli altyapı yatırımlarını bir arada kullanarak, Batılı güçlere, Rusya’ya ya da Çin’e olan geleneksel bağımlılıkların ötesine geçmek isteyen Afrika devletlerine üçüncü bir yol sunuyor.
Bu stratejik yönelim, 17 Şubat 2026’da Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Türk ve Nijeryalı yetkililer arasında imzalanan dokuz kapsamlı anlaşmayla yeni bir aşamaya ulaştı. Askerî iş birliği protokollerinden medya ve eğitime kadar uzanan bu anlaşmalar, Türkiye’nin yüksek teknolojiye dayalı savunma sanayii iş birliği ve derin ekonomik bütünleşme yoluyla yerleşik dış etkileri dengelemeyi hedefleyen siyasi doktrininin somut bir yansıması niteliğindedir.
Nijerya, bu stratejinin coğrafi ve ekonomik dayanak noktası olarak öne çıkıyor. Kıtanın en kalabalık ülkesi, Boko Haram gibi silahlı gruplarla uzun soluklu mücadelesini sürdürürken, yeni askerî iş birliği protokolü Türk savunma uzmanlığı ve teçhizatının doğrudan aktarılmasına imkân tanıyor. Türkiye Ticaret Bakanı Ömer Bolat, iki ülkenin, yeni kurulan Ortak Ekonomi ve Ticaret Komitesi (JETCO) ile Helal Kalite Altyapısına ilişkin Mutabakat Muhtırası’nın desteğiyle ikili ticaret hacminde 5 milyar dolarlık bir hedef belirlediğini teyit etti. Dokuz anlaşmanın kapsamı askerî eğitimden diaspora politikasına ve yükseköğretime kadar bilinçli biçimde geniş tutulmuş olsa da, ilişkinin öncü alanı savunma sektörü olmaya devam ediyor.
Türkiye’nin Afrika’daki hızlı genişlemesinin başlıca itici gücü ise insansız hava aracı teknolojisi oldu. Türk havacılık şirketi Baykar, platformlarını Angola, Burkina Faso, Cibuti, Etiyopya, Kenya, Mali, Fas, Nijer, Nijerya, Somali, Togo ve Tunus’un da aralarında bulunduğu geniş bir müşteri grubuna başarıyla ihraç etti. Pek çok Batılı tedarikçinin aksine Ankara, Afrika hükümetlerinin tedarik süreçlerini çoğu zaman zorlaştıran kısıtlayıcı siyasi şartlar olmaksızın ileri teknoloji sunuyor.
Bu sistemlerin teknik özellikleri, özellikle Afrika’daki harekât ortamına son derece uygun görünüyor. Yüksek irtifa, uzun havada kalış kabiliyetine sahip bir platform olan Akıncı İHA, 1.500 kilogram faydalı yük kapasitesi ve 25 saati aşan havada kalış süresiyle öne çıkıyor. Bu sayede Sahel’in geniş ve geçirgen sınırları boyunca sürekli gözetleme ve hassas vuruş kabiliyeti sağlanabiliyor. Mali’de bu sistemler, hükümetin Kidal’i yeniden ele geçirmesinde etkili oldu; çöl arazisinde daha önce takibi güç olan isyancı gruplara karşı hassas vuruş imkânı sundu. Nijer’de ise 2022’de teslim edilen Bayraktar TB2 platformları, terörle mücadele görevleri ile sınır güvenliğinde anında kuvvet çarpanı etkisi yarattı.
11-14 Kasım 2025 tarihlerinde Mali’de düzenlenen Bamako Uluslararası Savunma ve Güvenlik Fuarı (BAMEX 2025), bu kararlılığın derinliğini gözler önüne serdi. Savunma Sanayii Başkanlığının koordinasyonunda, ASELSAN ve Otokar dâhil yaklaşık 30 Türk şirketi entegre savunma çözümlerini sergiledi. Bu fuar, yalnızca Türk teknolojisine odaklanması ve Sahel koşullarında canlı saha testlerine yer vermesi bakımından dikkat çekiciydi. Ankara artık sadece tekil platformlar satmıyor; komuta-kontrol sistemleri, elektronik harp araçları ve akıllı mühimmatları da içeren kapsamlı bir güvenlik ekosistemi pazarlıyor.
Hava platformları en fazla dikkat çeken unsur olsa da, Türk kara sistemleri de bölgesel istikrar açısından aynı derecede hayati hâle geldi. Sahel’de el yapımı patlayıcıların devriyeler için sürekli tehdit oluşturduğu ortamda, Kirpi, Ejder Yalçın ve Hızır gibi Türk zırhlı araçları, bakım yükü yüksek eski Batı menşeli sistemlerin yerini alıyor. Bu araçlar, üstün mayın koruması ve Mali ile Burkina Faso’daki izole askerî karakolları birbirine bağlayacak hareket kabiliyeti sunuyor.
Nijer’de Türkiye’den tedarik edilen hafif taktik araçlar, hızlı müdahale birliklerinin ağır platformların ulaşamadığı sınır bölgelerinde silahlı grupları takip edebilmesine imkân verdi. Daha doğuda, Çad’da ise odak noktası, geniş çöl mesafelerinde görev yapan kara kuvvetlerini desteklemek amacıyla düşük maliyetli ve uzun dayanımlı araçlara kaydı. Türkiye, asker moralinin temel dayanakları olan lojistik destek ve koruyucu teçhizatı sağlayarak Afrika ordularının kurumsal yapısına daha derinden yerleşiyor.
Kuzey Afrika ve Doğu Akdeniz’in savunma görünümü de Ankara ile Kahire arasındaki yakınlaşma nedeniyle değişiyor. Türk devlet şirketi Makine ve Kimya Endüstrisi AŞ (MKE) ile Mısır Savunma Bakanlığı arasında kısa süre önce 350 milyon dolarlık bir savunma iş birliği paketi sonuçlandırıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi arasındaki üst düzey görüşmelerin ürünü olan bu anlaşma, yeni üretim tesislerini yönetecek ortak girişim şirketinin kurulmasını da içeriyor.
Belki de en dikkat çekici gelişme, Mısır’ın Türkiye’nin beşinci nesil savaş uçağı KAAN programına katılmasına verilen onaydır. Kahire’nin Türk Havacılık ve Uzay Sanayii ile birlikte ortak üretici olarak yer almasını öngören bu adım, Orta Doğu ve Afrika’daki hava gücü dengelerini yeniden tanımlama potansiyeli taşıyor. Teknik değişim ve ortak üretim takvimini resmileştirecek bir mutabakat muhtırasının 2025 sonuna kadar imzalanması bekleniyor. Bu düzeyde bir sanayi iş birliği, taraflar arasında yüksek derecede karşılıklı güvene ve ileri savunma üretimini yerlileştirme yönündeki ortak iradeye işaret ediyor.
Sahel ve Doğu Afrika’da Genişleyen Etki Alanı
Türkiye’nin askerî varlığı, doğrudan konuşlandırmalar ve üs yönetimi yoluyla da daha görünür hâle geliyor. Somali’de Ankara, Mogadişu’ya ilk aşamada 500 asker konuşlandırmaya başladı; bu, planlanan 2.500 kişilik gücün ilk safhasını oluşturuyor. Türk parlamentosu tarafından Temmuz 2024’te iki yıllık görev için onaylanan bu kuvvet, Somali hükümetini Eş-Şebab’a karşı güçlendirmeyi amaçlıyor. Askerî nakliye uçaklarıyla personel ve ağır silahların, Katar lojistik desteğiyle bölgeye ulaştırılması, Türkiye’nin Afrika Boynuzu’ndaki başlıca güvenlik garantörlerinden biri olarak rolünü ortaya koyuyor.
Aynı zamanda Türk ordusu, Çad’daki Abéché askerî üssünün kontrolünü devralıyor. Bu tesis daha önce Fransız kuvvetlerinin önemli merkezlerinden biriydi ve Türkiye’nin buraya girişi, Paris’in çekilmesiyle oluşan stratejik boşluğu dolduruyor. Abéché ve Faya-Largeau’daki üslerin güvence altına alınması ve bölgeye insansız hava araçlarının konuşlandırılmasıyla Ankara, kıta boyunca lojistik bir köprü kurarken, Afrika güvenlik meselelerinde Rus etkisine karşı da denge unsuru oluşturuyor.
Daha güneyde Türkiye, eğitim ve sanayi ortaklıkları yoluyla Doğu Afrika’daki nüfuzunu artırıyor. Uganda’da 2022’de imzalanan Askerî Eğitim İş Birliği Anlaşması nihai onay aşamasına ilerliyor. Bu çerçeve, Uganda Ordusu ve özel kuvvetleri için el yapımı patlayıcılarla mücadele, siber savunma ve istihbarat operasyonları alanlarında değişim programları ile uzmanlık eğitimlerini kapsıyor. Batı Afrika’da ise Senegal, Türk elektronik şirketleriyle bağlarını güçlendiriyor. Senegal Başbakanı Ousmane Sonko’nun 7 Ağustos 2025’te Ankara’daki ASELSAN Gölbaşı Teknoloji Üssü ile HAVELSAN tesislerini ziyaret etmesi, gelişmiş sensörler ve haberleşme sistemlerinin gelecekteki tedarikine işaret etti.
Yumuşak ve Sert Gücün Bütünleşmesi
Türkiye’nin stratejisi yalnızca mühimmat ve zırhlı çelik satışından ibaret değildir. Bu yaklaşım, büyük altyapı projeleri ve artan bağlantısallıkla da desteklenmektedir. Türk müteahhitlik firmaları Afrika’da toplam değeri yaklaşık 100 milyar doları bulan 2.000’den fazla projeyi tamamladı. Bu fiziki varlık, Türk Hava Yollarının bugün 40 Afrika ülkesinde 62 noktaya uçmasıyla destekleniyor. Bu bağlantısallık, Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın ifade ettiği “kazan-kazan” yaklaşımını kolaylaştırıyor; böylece yalnızca hükümetler arasında değil, akademisyenler, öğrenciler ve özel sektör arasında da bağlar kuruluyor.
Bölgesel güvenlik dinamikleri 11 Şubat 2026’da yeni bir dönüm noktasına daha ulaştı. Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Kahire’de Mısırlı askerî yetkililerle bir araya gelerek Mısır Silahlı Kuvvetlerinin Somali’deki Afrika Birliği Destek ve İstikrar Misyonu’na (AUSSOM) atanmasını simgeleyen resmî geçit törenini izledi. Önceki Afrika Birliği girişimlerinin yerini alan bu misyon, Somali’nin toprak bütünlüğünü esas alıyor. Bu tür görevlerde yer alan hem Somali hem de Mısır güçlerine eğitim ve teçhizat sağlayıcısı olarak Türkiye’nin üstlendiği rol, Ankara’yı yeni şekillenen çok taraflı güvenlik çerçevelerinin merkezine yerleştiriyor.
Türkiye, TB2 ve Akıncı gibi yüksek teknoloji çözümlerini, dayanıklı kara araçları ve kapsamlı eğitim programlarıyla birlikte sunarak Afrika ordularını kendi sanayi ve eğitim ekosistemine giderek daha sıkı biçimde bağlıyor. Sömürgecilik geçmişine ilişkin tarihsel yüklerden büyük ölçüde uzak olması, teknoloji paylaşımına açık yaklaşımı ve ortak girişim kurma isteği, Ankara’yı giderek daha cazip bir ortak hâline getiriyor. Batı’nın geleneksel nüfuzunun sınandığı ve Rusya gibi diğer aktörlerin daha çok paralı asker temelli güvenlik modellerine yöneldiği bir dönemde, Türkiye’nin kurumsal kapasite inşası ve ileri teknoloji transferine dayalı yaklaşımı, Afrika’nın güvenlik geleceğinde kalıcı ve etkili bir rol oluşturuyor.
Bu haberin orijinali military.africa sitesinde yayınlanmıştır.


