Amerika Birleşik Devletleri’ne ait Ulusal Güvenlik Stratejisi, Başkan Donald Trump imzasıyla 33 sayfalık bir metin olarak Beyaz Saray resmî sitesinde yayınlandı. Strateji uluslararası ilişkiler çerçevesinde aşağıdaki konulara vurgu yapıyor:

1. Amerikan “Stratejisi” Nasıl Yoldan Çıktı?
Dokümanda, Soğuk Savaş sonrası Amerikan elitlerinin, ABD’nin dünyaya kalıcı egemenliğini hedefleyen, hemen her konuyu “ulusal çıkar” sayan ve bu yüzden net öncelik belirlemeyen bir çizgi izlediği eleştiriliyor. Hem devasa iç refah/devletçi yapı hem de küresel askeri-bürokratik yükün aynı anda finanse edilemeyeceği; “küreselleşme ve serbest ticaret” politikalarının orta sınıfı ve sanayi tabanını erozyona uğrattığı savunuluyor. Müttefiklerin savunma yükünü ABD’ye yıktığı, ABD’nin gereksiz krizlere sürüklendiği ve egemenliği aşındıran uluslararası kurumlara fazla bağlandığı iddia ediliyor.
2. ABD Ne İstemeli?
ABD; askeri saldırı, casusluk, adil olmayan ticaret, uyuşturucu/insan kaçakçılığı, propaganda ve kültürel aşındırma dahil her türlü dış tehdide karşı korunmak istiyor. Sınırlar ve göç üzerinde tam egemenlik; kitlesel, düzensiz göçlerin önlenmesi ve altyapının felaketlere veya saldırılara dayanıklı hâle getirilmesi vurgulanıyor. Dünyanın en güçlü ve teknolojik ordusu, modern nükleer caydırıcılık ve ABD ana karası için bir “Altın Kubbe” füze savunma sistemi hedefleniyor. “Yumuşak güç” ve Amerikan kültürel etkisi korunurken ülkenin geçmişi ve büyüklüğünden gurur duyan, güçlü ailelere dayalı, çalışarak refah üreten bir toplum ideali çiziliyor.
3. ABD dünyadan ne istiyor?
Batı Yarımküre:
Bölgenin yeterince istikrarlı ve yönetilebilir olması; kitlesel göçlerin önlenmesi; karteller ve suç örgütlerine karşı iş birliği; kritik varlıkların düşman güçlerin eline geçmemesi; tedarik zincirlerinin güvenliği öncelik olarak ifade ediliyor. Monroe Doktrini’ne eklenen “Trump Doktrini” kapsamında ABD, kendi yarımküresindeki dış güç varlığına izin vermeyecek.
Hint-Pasifik:
ABD ekonomisini zedeleyen uygulamaların durdurulması; bölgenin “özgür ve açık” kalması; seyrüsefer serbestisi ve kritik deniz yollarının korunması; tedarik zincirlerinin ve kritik hammaddelerin güvenceye alınması stratejisi ifade ediliyor.
Avrupa:
Müttefiklerin özgürlüğü ve güvenliği ile beraber, Avrupa’nın kendi medeniyet kimliğini ve Batılı kimliğini yeniden güçlendirmesi gerekliliği üzerine duruluyor.
Orta Doğu:
Hiçbir hasım gücün bölgenin enerji kaynaklarına ve boğazlarına hakim olmaması; ancak ABD’nin “sonsuz savaşlara” yeniden sapmaması vurgulanıyor.
Teknoloji ve standartlar:
Özellikle yapay zeka, biyoteknoloji ve kuantumda ABD teknolojilerinin ve standartlarının dünya çapında belirleyici olması isteniyor.
IV. ABD’nin Elindeki Araçlar Nelerdir?
Peki bu hedeflere ulaşmak için ABD nasıl bir yaklaşım izleyecek? İşte bu noktada; ideolojik etiketlerden bağımsız, pratikte “Amerika’ya yarayan ne ise odur” tanımıyla America First mottosu öne çıkıyor. Bununla beraber dokümanda, Başkan Trump, ilk dönemindeki Abraham Anlaşmaları ve ikinci döneminde birçok bölgesel ihtilafta sağlanan barışlarla “Barışın Başkanı” olarak tanıtılıyor.
Ayrıca, yeni anlayışa göre her şeyin ulusal çıkar olmadığı, çekirdek güvenlik çıkarlarına odaklanılması gerektiği de belirtiliyor. Güç yoluyla barış anlamına gelen güçlü ekonomi, ileri teknoloji, kültürel bütünlük ve caydırıcı ordu, savaşları önlemenin temel aracı olarak ifade ediliyor. Ek olarak, kurucu idealler doğrultusunda, başka ülkelere müdahale için çıtanın çok yüksek tutulması ya da tutulacağı iddia ediliyor. Farklı rejimlerle de, onlara kendi sistemimizi dayatmadan, çıkar temelinde iyi ilişkiler kurma yolu gözetiliyor.
Temel birimin ulus-devlet olduğu; egemenlik aşındırıcı ulusüstü yapılara karşı mesafe koyulması gerekliliği ile uluslararası örgütlerin, yabancı lobilerin, söylem sansürünün, göç mühendisliğinin ABD’nin iç işlerine müdahalesine karşı çıkılması önceliği vurgulanıyor.
Dokümana göre ABD, kendisi küresel hakimiyet peşinde koşmayacağı gibi başka bir gücün de bölgesel/küresel hegemon olmasını engellemek için denge politikası izleyecek. Ayrıca, ittifaklarda ve ticarette “bedavacılığa” izin verilmeyecek ve müttefiklerin daha fazla savunma harcaması ve dengeli ticaret içinde olması teşvik edilecek.
ABD’nin bu kapsamda en önemli odak noktalarından biri göç ve sınır meseleleri olacağa benziyor. Öte yandan dünyadaki kritik “barışı koruma” misyonlarındaki sorumluluk refleksini müttefiklerin kendi bölgelerinde birincil sorumluluğu üstlenmesi gerektiğini belirterek reddetme eğilimi içine giriyor. Ancak müttefik olmayanlar hakkında herhangi bir strateji belirtilmiyor.
Ayrıca Lahey Taahhüdü hatırlatılarak NATO ülkelerinin GSYH’nin %5’ini savunmaya harcaması bekleniyor ve daha fazla sorumluluk alan ülkelere; ticaret, teknoloji paylaşımı ve savunma tedarikinde avantaj vaadinde bulunuluyor. Düşük maliyetli savunma çözümleri ile yüksek uç sistemlerin birlikte ve ölçekli üretimi; tedarik zincirlerinin “re-shore” edilmesi; müttefiklerin de sanayi üssünün güçlendirilmesi stratejik konular olarak ifade diliyor.
V. Bölgeler
A. Batı Yarımküre
ABD, kıtanın güvenliğini kendi güvenliğinin ön koşulu sayarak; dış güçlerin askeri varlığına, stratejik altyapı sahipliğine ve etkisine izin vermemeyi hedefliyor. Yeni ortaklar kazanmak; stratejik maden ve altyapıların ortak geliştirilmesi; Çin gibi dış aktörlerin borç tuzakları ve siber/istihbarat riskleri vurgulanarak bu etkilerin geri çevrilmesi de dokümanda yer alan başlıklardan.
B. Asya
Savunma boyutunda; denizaltı, uzay, nükleer, yapay zeka, kuantum ve otonom sistemler gibi alanlarda üstünlük sürdürülerek caydırıcılık sağlanmak isteniyor. Tayvan, hem yarı iletkenler hem de Birinci/İkinci Ada Zinciri jeopolitiği nedeniyle kritik görülüyor; ABD’nin “statükoyu tek taraflı değiştirmeme” politikası teyit ediliyor. ABD ayrıca; Birinci Ada Zinciri’nde saldırıyı caydırabilecek bir kuvvet bulundurmayı, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Tayvan’ın savunma harcamalarını ve kritik kabiliyetlerini artırmasını talep ediyor.
C. Avrupa
Dokümanda en ağır eleştiriyi Avrupa alıyor. Avrupa’nın asıl sorununun sadece düşük savunma harcamaları değil; medeniyet özgüveni kaybı, ultra-regülasyon, düşük doğum oranları, kitlesel göç, ifade özgürlüğü kısıtları ve ulusüstü kurumların egemenliği zedeleyen uygulamaları olduğu savunuluyor. Mevcut trendler devam ederse kıtanın 20 yıl içinde tanınmaz hâle geleceği, bazı NATO ülkelerinin çoğunlukla “Avrupa dışı” nüfusa sahip olacağı ve ittifakın anlamının sorgulanacağı belirtiliyor. Dokümana göre ABD için öncelik; Ukrayna savaşında hızlı bir ateşkes ve kalıcı düzenleme sağlamak, Avrupa ekonomilerini istikrara kavuşturmak, Rusya ile stratejik istikrarı yeniden tesis etmek ve Ukrayna’nın yaşanabilir bir devlet olarak ayağa kalkmasını sağlamak.
Avrupa’nın özellikle Almanya’nın enerji ve sanayi alanında Çin ve Rusya’ya daha da bağımlı hâle geldiği; Avrupa seçmeninin büyük çoğunluğu barış isterken, kırılgan koalisyon hükümetlerinin bunu engellediği eleştirisi yapılıyor. ABD, Avrupa’nın “kendi ayakları üzerinde duran, egemen uluslardan oluşan, ama hasım güçlere de teslim olmayan” bir yapı hâline gelmesini; Orta, Doğu ve Güney Avrupa’daki “sağlıklı ulusları” silah satışları, ticaret ve kültürel bağlarla güçlendirmeyi hedefliyor. NATO’nun “sürekli genişleyen” bir yapı gibi algılanmaması ve ekonomik/teknolojik saldırganlıklara karşı Avrupa’nın daha aktif davranması isteniyor.
D. Orta Doğu
Soğuk Savaş sonrası ABD dış politikasında Orta Doğu’nun enerji, süper güç rekabeti ve çatışma riski nedeniyle “merkezî öncelik” olduğu; artık enerji bağımlılığının azaldığı ve ABD’nin net enerji ihracatçısı olduğu belirtiliyor. İran’ın, İsrail’in operasyonları ve Operation Midnight Hammer ile ciddi biçimde zayıflatıldığı; İsrail-Filistin hattında ateşkes ve rehine takasıyla bir “pencere” açıldığı anlatılıyor. ABD iç enerji üretimini artırdıkça bölgenin önemi “risk kaynağından, yatırım ve ortaklık alanına” evriliyor: nükleer enerji, yapay zeka, savunma teknolojileri, Afrika’ya açılım gibi alanlar öne çıkarılıyor.
Dokümana göre ABD, bölgedeki müttefiklerin radikalizmle mücadele çabalarını destekleyecek; buna karşılık bu ülkeleri kendi tarihsel yönetim biçimlerinden vazgeçmeye zorlayan demokratikleştirme/ulus inşa projelerinden uzaklaşacak. Bu bölgedeki değişmeyen çekirdek çıkarlar ise Körfez enerji kaynaklarının düşmanların eline geçmemesi, Hürmüz ve Kızıldeniz’in açık kalması, ABD ve müttefiklerine yönelik terör tehdidinin engellenmesi ve İsrail’in güvenliği olarak vurgulanıyor. Bölgeyle ilgili son olarak Abraham Anlaşmaları’nın genişletilmesi ve Orta Doğu’nun artık ABD politikası içinde bir “sürekli kriz odağı” değil, iş birliği ve yatırım bölgesi olarak ele alınması hedefleniyor.
E. Afrika
ABD’nin Afrika politikasında, liberal ideolojiyi ve yardımı önceleyen yaklaşımdan; seçilmiş, güvenilir ve kapasitesi yüksek devletlerle yatırım ve ticaret odaklı ortaklığa geçilmesi öneriliyor. Devam eden çatışmalar (ör. DRC-Ruanda, Sudan) için çözüm arayışı; olası yeni krizlerin (Etiyopya-Eritre-Somali hattı gibi) önlenmesi ve AGOA dahil ticaret/yardım rejimlerinin gözden geçirilmesi dile getiriliyor. Uzun süreli askeri varlıklardan kaçınırken, İslamcı terörün yeniden yükselişine karşı dikkatli olunacağı belirtiliyor. Enerji, nükleer santral projeleri, LPG/LNG altyapısı ve kritik minerallerde ABD şirketlerinin yatırım yapması; bunun hem kârlı hem de küresel kaynak rekabetinde ABD’ye avantaj sağlayacağı öngörülüyor.
Dokümanın orijinali için: https://www.whitehouse.gov/wp-content/uploads/2025/12/2025-National-Security-Strategy.pdf


