Uzayan ABD/İsrail İle İran Arasındaki Savaş ve Trump’ın Çıkış Noktası

Yazar:
24 Mart 2026
P20260316MR 0406 scaled
ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş uzarken, sahadaki askerî tablo kadar Washington’un siyasi hesapları da giderek daha kırılgan hâle geliyor. Trump’ın hızlı zafer beklentisi yerini, Hürmüz Boğazı’ndan rejim değişikliği tartışmalarına uzanan çok katmanlı bir stratejik çıkmaza bırakıyor.
Bu makaleyi sesli dinleyin:

İran ile ABD-İsrail savaşının 24. günündeyiz. Savaşın bu kadar uzun sürebileceğini sanırım ne Trump ne de Netanyahu düşünememişti. Tarafların savaşın başından itibaren hedeflerinin neler olduğunu hatırlayarak bu savaştan bahsetmeye başlayalım.

Savaşta İran, 14 ayrı ülkeye balistik füze ve dron ile saldırdı; toplam 1112 balistik füze ve 3210 dron attı. Günlük atılan füze ve dron sayısı azalsa da İran, hâlâ başta İsrail olmak üzere çeşitli Körfez ülkelerine karşı bunları kullanmaya devam ediyor.

İRAN İÇİN

İran için mevcut rejimin nihai hedefinin zafer değil; hayatta kalmak, caydırıcılığı yeniden sağlamak ve savaştan sonra ne olacağına dair şartları dikte etmek için gücü yeniden ele geçirmek olduğunu görmekteyiz. İran’ın bu yüksek riskli savaşı tırmandırma isteği, sahip olduğu en büyük silahtır. Rejim, iktidara tutunmak için her şeyi yapacak, buna diğer Körfez ülkelerinin ekonomilerini feda etmek de dâhil olacaktır.

Bir ülkeyi uçuruma sürüklemeden savaşın eşiğine getirme yeteneği olan “uçurumun kenarında durma” stratejisi, Soğuk Savaş diplomasisinin temel taşıydı. Ancak devlet ve devlet dışı aktörler arasındaki çizginin bulanıklaştığı ve savaş silahlarının dağıldığı, daha istikrarsız olan günümüz koşullarında dünya bu hafta nihayet uçurumun kenarına geldi ve aniden serbest düşüşe geçti.

Toossi, “Nihai hedef, sırf tırmanmak için tırmanmak değil. Tırmanmayı, uzlaşmayı zorlamak için bir araç olarak kullanmaktır.” dedi. “İran’ın bu savaşı askerî olarak kazanmasına gerek yok. Savaşın devam etmesinin herkes için çok maliyetli hâle gelmesini sağlaması gerekiyor.” İran, ABD ile İsrail’i bu yüksek maliyetli savaştan bezdirmeye çalışmaktadır.

İran’ın ABD ve İsrail’e oranla askerî güç zayıflığı, onu doğrudan askerî açıdan yenmek yerine ABD’den daha uzun süre dayanmaya amaçlayan asimetrik bir strateji benimsemeye yöneltmektedir. İran, “Dayanırsak kazanacağız.” der gibi hareket etmektedir.

Hatta daha basit değerlendirirsek, tek bir dron veya balistik füzenin İran’a zafer kazandırabileceğini dahi söyleyebiliriz.

ABD İÇİN

İsrail’in Haziran 2025’te İran’a düzenlediği ve ABD’nin İran nükleer tesislerini vurduğu saldırıdan bu yana Amerikan Başkanı, İran’ın müzakerelere dönmesini ve kendi şartlarını kabul etmesini ummaktaydı. Bu şartlar; İran’ın uranyum zenginleştirme hakkından tamamen feragat etmesini, yani nükleer programın tasfiyesi ve sıfır zenginleştirme ilkesinin kabulünü; yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş yaklaşık 440 kilogram uranyumun teslim edilmesini; füze programının menzilinin İsrail’e ulaşamayacak şekilde, yani 300-500 kilometre arası tahminlerle sınırlandırılmasını; ayrıca bölgedeki müttefiklerine verdiği desteğin durdurulmasını kapsamaktaydı. Buna karşılık Amerikan yaptırımlarının kademeli olarak kaldırılması ve Amerikan şirketlerinin İran’daki ihalelerden pay alması öngörülüyordu. Ancak İran, ABD’nin taleplerine veya müzakerelerin yeniden başlatılması çağrılarına olumlu yanıt vermedi.

Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ile birlikte İran’a karşı yürüttüğü ortak askerî harekâta Destansı Öfke (Epic Fury) adını verirken, İsrail bu harekâtı Kükreyen Aslan Operasyonu (Roaring Lion) olarak adlandırdı.

ABD, Destansı Öfke Operasyonu’nun askerî dört hedefini şu şekilde belirlemişti:

  1. İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek,
  2. Balistik füze cephaneliğini ve üretim tesislerini imha etmek,
  3. Bölgedeki vekil güçler ağını zayıflatmak,
  4. Deniz kuvvetleri kapasitesini ortadan kaldırmak.

Siyasi hedef ise rejim değişikliğiydi.

Ancak bu askerî hedeflerin yanı sıra, Amerikan yaptırımlarının temel nedenini oluşturduğu ekonomik koşullardan kaynaklanan halk memnuniyetsizliğini kullanarak rejimi içeriden değişime zorlamak gibi daha geniş bir siyasi amaca da işaret edilmiştir. ABD’nin, İran’a ait ağırlık merkezi olarak da balistik füze birliklerini seçtiğini öngörüyoruz.

Savaş süresince yeni İran dinî liderinin seçilmesi, halkın ayaklanması, Hürmüz Boğazı’nın açılması gibi hedefleri de ilave edebiliriz.

Trump, cumartesi sabahı saldırının başladığını duyurduğu konuşmasında doğrudan İran halkına seslenerek, askerî operasyonlar bittikten sonra “hükümetinizin kontrolünü ele alın” çağrısında bulunmuştur. “Şu an size istediğinizi veren bir başkanınız var, bakalım nasıl karşılık vereceksiniz?” diyen Trump, İran’ı kitlesel terör uygulamakla suçlamıştır.

İsrail için de benzer şekilde, İran’ın nükleer ve füze programları ile Direniş Ekseni de dâhil olmak üzere İsrail’e yönelik “varoluşsal tehditleri ortadan kaldırmayı” amaçladıklarını söyleyebiliriz.

Netanyahu ise İran’ın “şer eksenini” yok etmenin, imajını düzelteceğini ummakta. Ancak geri adım atmayan bir İran ile karşılaşacağını sanırım beklememekteydi.

23 gündür devam eden çok yoğun hava taarruzlarına rağmen İran halkı, Ocak 2026’daki gibi sokağa çıkmamış, rejim aleyhine bir ayaklanma başlatmamıştır.

Savaşın hemen başında, dinî lider başta olmak üzere çok sayıda üst düzey İranlı liderin öldürülmesi sonrası İran’da ciddi komuta-kontrol sorunları yaşanacağını tahmin etmemize rağmen İranlı liderler, birleşik güçlerin üst düzey yetkilileri ve merkezi karar alma kurumlarını hedef alan saldırılarına karşılık olarak yetkileri alt kademe yetkililere devretti. Bu da muhtemelen İran’ın merkezi liderliğindeki aksamalara rağmen devlet işlevlerinin devamlılığını sağlamak içindir.

İran Savaş Hedefleri

İran, büyük ve varoluşsal bir çatışmada ABD ve İsrail’i nasıl mağlup edeceğine dair çok yönlü bir teori geliştirmiş ve uygulamaya çalışmıştır. Bu teoriye göre; Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve Amerika’nın Körfez müttefiklerine yeterince siyasi ve ekonomik acı çektirmek, birleşik gücün operasyonlarını durdurmasını sağlayacaktır. İranlılar, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’i savaşı sona erdirmeye zorlamak için beş çaba hattı geliştirmiştir:

  1. Körfez’de ABD ve İsrail’e kayıplar ve ekonomik zarar vermek için insansız hava aracı ve balistik füze saldırıları yapmak,
  2. Basra Körfezi’ndeki gemi trafiğini aksatmak için insansız hava aracı, füze ve mayınlar da dâhil olmak üzere deniz saldırıları yapmak,
  3. Hizbullah ve diğer İran destekli gruplardan vekâlet saldırıları gerçekleştirmek,
  4. Küresel terörizm icrası,
  5. Kritik altyapıya yönelik siber saldırılar.

ABD-İsrail birleşik harekâtı, Tahran’ın stratejisini uygulamak için ihtiyaç duyduğu en önemli İran araçları oldukları için, insansız hava aracı, balistik füze ve geleneksel deniz saldırılarını durdurmaya en acil şekilde odaklanmıştır. Hem hava hem de deniz insansız hava araçları, Körfez’deki gemi trafiği ve petrol altyapısı için bir tehdit olmaya devam etmekte ve İran’ın boğaza mayın döşeme tehdidi, karmaşık olsa da, gerçekliğini korumaktadır.

Birleşik güç, mevcut harekât hedeflerine ulaşırsa insansız hava aracı ve füze tehdidini, boğazdan deniz yoluyla geçişin yeniden başlamasına izin verecek seviyelere indirecektir; ancak petrol ve nakliye fiyatları kısmen üçüncü tarafların risk toleransına bağlıdır. Bu nedenle İran tehdidinin derhâl sona ermesi bile fiyatların hızla düşmesine neden olmayabilir.

İran’ın ABD’ye kıyasla askerî zayıflığı, onu ABD’ye karşı doğrudan askerî olarak yenmek yerine ABD’den daha uzun süre dayanmayı amaçlayan asimetrik bir strateji benimsemeye yöneltmiştir. Bu stratejiyi oluşturan çeşitli çaba hatları yıllar içinde değişti; ancak bu savaş sırasında İran, yukarıda özetlenen beş temel çabaya güvendi. İran muhtemelen, bu beş unsurun ABD’ye kayıplara yol açması, petrol fiyatlarını yükseltmesi ve hem ABD’ye hem de Körfez müttefiklerine ekonomik maliyetler yüklemesi durumunda, ABD ve İsrail’in hedeflerine ulaşmadan savaşı sona erdirmek için siyasi bir karar alacaklarını hesaplamaktadır.

Bununla birlikte İran’ın deniz ve hava insansız hava araçları, füzeleri ve hızlı deniz saldırı botları bu yaklaşımın kritik unsurlarıdır. Bu varlıklar petrol piyasalarına en kalıcı zararı verebilir ve en tutarlı, en yüksek kayıplara neden olabilir; böylece en şiddetli siyasi baskıyı uygulayabilir. Küresel terörizm, siber saldırılar ve vekâlet saldırıları daha az etkilidir ve ABD hükûmeti üzerinde yalnızca sınırlı siyasi baskı uygular. Boğazı kapatabilecek deniz mayınları zamanla temizlenecektir. İran buna yönelik olarak Lübnan’da Hizbullah’ı, Irak’ta da İran yanlısı Haşdi Şabi gibi grupları harekete geçirdi.

Savaştan İzlenimler

İran’ın savaşın başından itibaren ciddi bir hava kuvvetinin olmadığını gördük ve savaşın 24. gününde İran hava sahasının tamamen ABD-İsrail kontrolünde olduğunu söyleyebiliriz. İran sadece çok az sayıda hava savunma silahını kullanabilmektedir. İran’ın elinde sadece balistik füzeler ve dronlar kalmıştır ve savaşa bunlarla etki etmektedir.

Üst düzey bir İsrail askerî yetkilisi, İsrail’in tahmini 410 ila 440 fırlatma rampasından 260 ila 290’ını imha ettiğini veya muharebeyi etkisiz hâle getirdiğini söyledi. İsrail istihbaratına göre İran füze gücü birliklerinin de moral bozukluğu yaşadığı, firar ettiği ve emirleri reddettiği bildiriliyor. İran’a ait çok sayıda füze atma rampasının vurulduğu, balistik füze mühimmatının tahrip edildiği kesin olmakla beraber bunların ne kadarının muharebe dışı kaldığı tam olarak bilinmiyor. Ancak İran, savaşın üçüncü hafta sonunda hâlâ başta İsrail olmak üzere balistik füzeleri sayıları azalsa da kullanmaktadır. Bu da İran’ın savaşa devam etme gücünü göstermektedir.

İranlı yetkililer, Kasım 2025’te gelecekteki herhangi bir savaşta İsrail’i hedef alan binlerce füze fırlatacaklarını söylemişlerdi. 2022’de 3000 civarında balistik füzesi olan İran’ın, 2024 sonunda 1500 balistik füze ve 200’den fazla rampaya düştüğü, 2025’te yeniden balistik füze yapımına başlayan İran’ın ne kadar füzeye sahip olduğunu söylemek zor. Bu da İran Devrim Muhafızları komutanlarının savaştan önce astlarına kitlesel saldırılar yapma arzusunu dile getirdiklerini gösteriyor.

Ancak Tahran, ABD ve İsrail’in hedef alma saldırılarına yanıt olarak operasyonlarını merkezisizleştirdiğini ve “istediği zaman ateş etme” yaklaşımını benimsediğini defalarca belirtmiştir. Savaş sırasında daha ilkel sistemlere odaklanmak veya füzeleri daha sonraki saldırılar için kasıtlı olarak saklamak gibi herhangi bir strateji değişikliği, örgütün farklı unsurlarının karargâhın istediği gibi yanıt vermesini sağlamak için merkezi bir yönlendirme gerektirir.

Savaşın başında günde yüzlerce olan balistik füze taarruzlarının son günlerde onlu sayılara düştüğü görülmektedir. Bunun da bazı balistik füzeleri saklama mı yoksa balistik füzeleri bir plan dâhilinde kullanma mı olduğunu şimdilik söyleyemeyeceğiz. Birleşik gücün İran’ın füze fırlatma rampalarına yönelik saldırıları, İran’ın misilleme yapma kabiliyetini sınırlıyor olabilir; ancak İran’ın misilleme yapma kabiliyetini sınırlayan başka faktörler de olabilir. Üst düzey bir IDF yetkilisi yakın zamanda, İran füze mürettebatının dışarı çıkmaktan korktuğunu ve firarların yanı sıra emirleri yerine getirmeyi reddedenlerin de olduğunu belirtti.

Son günlerde İran’ın İsrail’e attığı ve etkili olmaya başlayan balistik füzeler, küme bombaları olarak isimlendirilmektedir. Misket bombası olarak da adlandırılan bu füzelerin içinde savaş başlığı içinde 2,5 kilogramlık 25 veya 30 adet ya da 5 kilogramlık 10 veya 15 mühimmatın yer alması, bunların da havada 10 kilometre yükseklikte infilak edip 10 kilometrelik alana yayılması İsrail’i şaşırtmıştır. İsrail hâlâ buna tam olarak tedbir alamamıştır.

Bugün savaşta en önemli noktanın Hürmüz Boğazı’nda odaklandığını görüyoruz. Trump, son açıklamasında 48 saat içinde Hürmüz Boğazı açılmazsa İran’ın elektrik enerji santrallerini hedefleyeceğini açıkladı. Bu boğazın emniyeti için Trump’ın çağrısına ne NATO ne de diğer ülkeler destek verdi. Trump, “Aslında bu ülkelerin gelip kendi topraklarını korumalarını talep ediyorum, çünkü orası onların toprağı.” dedi. “Gelmeliler ve onu korumamıza yardım etmeliler. Belki de orada hiç olmamamız gerektiğini bile savunabilirsiniz, çünkü buna ihtiyacımız yok. Çok fazla petrolümüz var. Dünyanın her yerinde iki kat daha fazla petrol üreten bir numaralı ülkeyiz.” diye açıklama yapmıştı.

Hem ABD hem İsrail, açıkça İran’ın güç gösterme ve komşularını tehdit etme yeteneğini zayıflatmaya odaklanmış durumda. İran’ın hava savunma yeteneklerini, balistik füze stoklarını ve fırlatma rampalarını, üretim kapasitesini, aynı şekilde insansız hava araçlarını, donanmasını ve hava kuvvetlerinden geriye kalan her türlü varlığı zayıflatmaya odaklanmış durumdalar. Halkın ayaklanmasının önünde engel gördükleri Devrim Muhafız birlikleri ile sokakları kontrol eden Devrim Muhafız milis kuvvetlerine birleşik güç unsurları taarruz etmektedir.

Bu bir rejim değişikliği savaşı mı? İsrail’in bu harekâtı sürdürmek istediği ve rejimin sonunu getireceğini umduğu konusunda hiçbir şüphe yok ve bunun anlaşılabilir nedenleri var. Onlarca yıldır çeşitli terör örgütleri ile ilişkisi belirlenmiş, nükleer ve balistik füze yetenekleri geliştirerek bu vizyonu gerçekleştirmeye çalışan, İsrail’i yok etmeye yemin etmiş amansız bir İran ile karşı karşıyalar. İsrailliler için, bu değişime öncülük edebilecekleri bir anda zayıflamış bir İran görmek çok anlaşılabilir bir durum.

Ancak Amerika Birleşik Devletleri’nin de rejim değişikliği savaşları konusunda kendi tarihi var; başkan göreve geldikten sonra bu savaşlara karşı çıktı ve Amerikalıların çoğu da bunları desteklemiyor.

Haftalarca, hatta daha uzun süre devam edebilecek bir savaşın ABD’nin kanına ve hazinesine son derece pahalıya mal olma riski var ve bu durum küresel bir ekonomik krize yol açmaya başlamıştır. Bu durum, ABD askerî kaynaklarını zayıflatacağı gibi Ortadoğu’da çok fazla ABD kapasitesinin harcanmış olması nedeniyle Hint-Pasifik ve Avrupa’daki stratejik ABD çıkarlarına da zarar verebilir.

İsrail, İran rejimini zayıflatmaya devam etmek ve hatta rejimin tamamen yıkılmasını ummak istedikleri için daha uzun süre devam etmek isteyecektir.

Peki ABD ne yapabilir?

Göreve gelirken ABD’yi “aptalca” askerî müdahalelerden uzak tutma sözü veren Trump, şimdi başlattığı bir çatışmanın ne sonucunu ne de mesajını kontrol edebiliyor gibi görünüyor. Net bir çıkış stratejisinin olmaması, hem başkanlık mirası hem de Cumhuriyetçilerin kasım ayındaki ara seçimlerde Kongre’deki dar çoğunluklarını koruma çabaları sırasında partisinin siyasi beklentileri için riskler taşıyor.

Eski Cumhuriyetçi ve Demokrat yönetimler için Ortadoğu müzakerecisi olan Aaron David Miller, “Trump, İran savaşı diye kendine bir kutu inşa etti ve bundan nasıl çıkacağını çözemiyor.” dedi. “Bu onun en büyük hayal kırıklığı kaynağı.”

Trump, bütün gücünü ortaya koyup ABD saldırısını yoğunlaştırabilir, hatta İran’ın Harg Adası’ndaki petrol merkezini ele geçirebilir, Hürmüz Boğazı’ndaki adaları ele geçirebilir veya füze rampaları aramak için İran kıyılarına asker konuşlandırabilir. Ancak bu, Amerikan kamuoyunun büyük çoğunluğunun karşı çıkacağı uzun vadeli bir askerî taahhüt riskini de beraberinde getirir.

Ya da her iki taraf da şimdilik müzakereleri reddetmekteyken Trump zafer ilan edip geri çekilmeye çalışabilir. Ancak bu durum Körfez müttefiklerini yabancılaştırabilir; çünkü geriye yaralı ve düşmanca bir İran kalır. Bu İran, hâlâ ilkel bir nükleer silah peşinde koşabilir ve Körfez’deki denizcilik üzerinde kontrol kurmaya devam edebilir.

Savaş, Trump’ın bir zamanlar sahip olduğu MAGA hareketi üzerindeki demir gibi sağlam kontrolünün zayıfladığını da gösterdi. Önde gelen etkili isimler çatışmaya karşı seslerini yükseltti. Şimdiye kadar tabanının büyük çoğunluğu onun yanında yer alsa da analistler, benzin fiyatlarının yükselmeye devam etmesi ve ABD birliklerinin konuşlandırılması durumunda Trump’ın kontrolünün önümüzdeki haftalarda zayıflayabileceğini söylüyor.

ABD’li askerî analistler, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana yönetim içinde çatışmanın ve sonuçlarının önceden daha iyi planlanması gerektiği yönünde açıklama yapmalarına rağmen Trump ekibi, harekâtın kapsamlı bir şekilde planlandığını ve olası her türlü eyleme karşı iyi donanımlı olduğunu savundu. Ancak bunda yanıldılar. Hatta Trump yaptığı açıklamada İran’ın Körfez ülkelerine saldıracağını öngöremediklerini söyledi. Basit bir kurmayın yapabileceği bir olasılığı öngörememesi gerçekten ilginçtir. Toplam 13 ayrı ülkeye saldıran İran gibi bir ülkenin bunu yapabileceğini öngöremeyen planlayıcıların varlığı ve bilgisi sorgulanmalıdır.

Bu analistler, Trump’ın en büyük yanlış değerlendirmesinin İran’ın varoluşsal olarak gördüğü bir çatışmaya nasıl yanıt vereceği konusunda olduğunu söylüyorlar.

İran, düşmanlarının askerî üstünlüğünü dengelemek için elindeki kalan füzeleri ve silahlı insansız hava araçlarından oluşan bir filoyu kullanarak komşu Körfez ülkelerine saldırdı ve dünyanın petrolünün beşte birinin geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı’nı büyük ölçüde kapattı. Trump ve yardımcılarının bu tehditleri ve riskleri önceden görüp görmedikleri bilinmese de bunlara etkili bir şekilde karşı koyamadıkları ortadadır.

Afganistan ve Türkiye’de görev yapmış eski ABD Büyükelçisi John Bass, “İran’la yaşanabilecek bir çatışmanın, planladıkları gibi gitmeyebileceği, ters gidebileceği olasılıklarını yeterince düşünmediler.” dedi.

Savaşın bitmesini Nisan ayı başındaki Hamursuz Bayramı’na kadar öngören İsrail’in bakalım tahminleri tutacak mı? Savaşta inisiyatifi kaybetmekte olan ABD ile İsrail’in, dünya petrol ithalatının azalması, petrol fiyatlarının artması, dost ülkeleri ve NATO’yu harekete geçirememekle ne kadar savunmasız olduklarını da bizlere gösterdi.

Kasım ayında ABD’de, haziran ayı sonunda ise İsrail’de seçim var. Her iki ülke lideri de savaştan mutlak bir zafer ile çıkmaya çalışmaktadır. Savaşın başında İran’ın tesliminden bahseden ABD liderinin artık daha düşük profilli bir başarı ile savaşı sonlandırabileceğini söyleyebiliriz. ABD kazanmak için mutlak zafer peşinde koşarken İran’ın ise sadece kaybetmemeyi zafer olarak kabul edebileceğini görmek lazım.

Sürekli tehditler savuran Trump’ın savaşı kısa sürede tamamlamak istediğini söyleyebiliriz. Ancak siyasi bir sonuç ödememek için bir başarı hikâyesi yazmaya çalışmaktadır. Bu savaştan bir çıkış yolu bulmaya çalışmaktadır. Uzayan savaş İran’a yarayacaktır. İran’ın asla teslim olmaması, direnmesi, Trump’ın savaştan çekilmesi önündeki en büyük engeldir.

Savaşın sonu için bizce üç seçenek var:

  • İran’ın teslim olmasıyla sonuçlanacak uzun ve çetin bir çatışma,
  • Trump’ın savaşın bu durumu itibarıyla tek taraflı zafer ilanı,
  • Büyük veya küçük, bölgesel veya ikili, kapsamlı veya dar kapsamlı, savaşı sona erdirecek bir anlaşma.

İkinci seçenekte Trump, zafer ilan edip İran’ın bölgeyi yeniden tehdit etme yeteneğini yok ettiğini veya azalttığını savunarak çekip gidebilir. Trump’ın İran donanmasının, nükleer programının, güvenlik aygıtının ve balistik füze fırlatma rampalarının tamamen yok edildiğini iddia ettiği anlarda bu adımı atmaya hazır olacağını söyleyebiliriz.

Üçüncü seçenek, gerilimin azaltılması ve ardından barıştır. Dileriz son seçenek gerçekleşir.

Savaşın Çin Yönü

İran adeta Çin’in en önemli ileri üssü. Çin’in İran üzerindeki kontrolü, Asya devine hayati önem taşıyan nakliye yolları üzerinde güç veriyor; bu yollardan potansiyel olarak sadece Çin’e yönelik petrol güvenli ve istikrarlı bir şekilde Hürmüz Boğazı’ndan geçebiliyor.

Yaptırımlar nedeniyle İran, ekonomik can simidi olarak Çin’e yöneldi. İran bugün petrolünün yüzde 90’ını Çin’e satıyor; çoğu zaman gizli yollarla. BBC’nin bildirdiğine göre petrol varilleri, menşeini gizlemek için “Malezya” olarak yeniden etiketleniyor. Petrol gelirleri, İran’ın toplam bütçesinin yaklaşık dörtte birini karşılıyor ve bunun büyük bir kısmı askerî amaçlara ayrılıyor.

Buna karşılık Çin, İran’ın internet ve iletişim sistemlerini çalıştıran teknolojiyi sağlıyor. İran, dünyanın büyük bölümünde kullanılan GPS sisteminden Çin’in BeiDou sistemine geçti. BBC’nin belirttiğine göre insan hakları grupları, İran’ın protestoculara karşı uyguladığı acımasız baskıların Çin’in yüz tanıma ve gözetleme teknolojisiyle desteklendiğini iddia ediyor.

Çin’in ayrıca İran’a, Amerikan uçak gemilerinde konuşlandırılmış savunma sistemlerinden kaçabilecek şekilde tasarlanmış ve Mach 3’ü aşan hızlara ulaşabilen gelişmiş gemisavar seyir füzeleri tedarik etme sürecinde olduğu da bildirildi. Analistler, İran’ın kendini tamamen Çin’e bağımlı hâle getirdiğini yazmaktadır.

İşte bu savaş, İran’ı bir nebze olsun geriletmek veya nihayetinde Venezuela modeline benzer bir rejim değişikliğine ya da rejim dönüşümüne olanak sağlamak suretiyle Çin’in İran üzerindeki etkisini kıracak; bununla birlikte İran’ın yeni Çin ekipmanlarını test etme ve Çin’e çok ihtiyaç duyduğu petrolü sağlama yeteneğini de ortadan kaldırabilecektir.

BBC Çin muhabiri Laura Bicker, “Çin, ‘ittifaklarına’ Batı’nın baktığı gibi bakmıyor.” diye ekliyor. “Karşılıklı savunma anlaşmaları imzalamıyor ve müttefiklerinin yardımına koşmuyor.”

Sonuç olarak savaşta İran’ın yardımına koşulmaması, bu terk ediliş, Çin’in yumuşak gücüne hiçbir diplomatik saldırının kolayca onaramayacağı bir darbedir, diye belirtiyor İsrail Savunma Bakanı.

Sonuç

Ukrayna’da “büyük Rusya” kavramının yıkılmasından sonra İran’da da “büyük ABD” kavramının yıkılacağını görecek gibiyiz. Büyük ABD’nin Vietnam vari başarısızlığını görebiliriz. Trump’ın İran enerji tesislerine saldırı söylemine karşı İran’ın, ABD’nin enerji tesislerine saldırması hâlinde Orta Doğu altyapısını geri dönüşü olmayan bir şekilde yok edeceğini söylemesi, İran’ın ne olursa olsun teslim olmayacağını göstermektedir.

Herkes bu savaştan kendince onurlu bir zaferle çıkmak istiyor; ancak artık inisiyatif kendi ellerinde değildir. Birbirlerine bağlılar ve bir araya gelmek zorundalar.

İran’ın artık kaybedecek bir şeyi olmadığı ortamda, evet, çanlar çalıyor; sanırım bu çanlar ABD için, Trump için çalıyor.

Hemingway’in, “İnsan ada değildir, bütün de değildir tek başına; ana karanın bir parçası, okyanusun bir damlasıdır. Bir kum tanesini bile alıp götürse deniz, küçülür Avrupa. Sanki kaybolan bir burunmuş, dostlarının ya da senin bir yurdunmuş gibi. Bir insanın ölümüyle eksilirim ben, çünkü bir parçasıyım insanlığın. İşte bu yüzden sorma çanlar kimin için çalıyor diye, çanlar senin için çalıyor, Trump-Netanyahu.” sözlerini onlara hediye edelim.

En Çok Okunanlar

Kaçırmayın

medvedev 1

Avrupa’daki İHA Üretimini Hedef Gösteren Rusya Ne Mesaj Veriyor?

Bu makaleyi sesli dinleyin: Tarayıcınız ses…
Screenshot 2026 04 12 at 09.30.31

İran’daki Savaşın En Önemli Aktörü: Balistik Füzeler

Bu makaleyi sesli dinleyin: Tarayıcınız ses…