ABD’nin küresel düzene mesaj maiyetinde düzenli olarak yayınladığı Ulusal Savunma Stratejisi’nin 2026 yılı edisyonu yayınlandı. Her şeyden önce doküman, “Restoring Peace Through Strength” yani Güç Yoluyla Barışı Tesis Etme” yaklaşımını son dönemdeki aksiyonlara da paralel olarak ABD’nin hassas odak noktası olarak tanımlıyor. Bu noktada Başkan Trump’ın tarifeleri bir müzakere aracı olarak kullandığı zaten aşikar, ancak süreç askeri güç kapasitesinin de maksimize edilmesini gerektiren başka bir mottoyla daha birleşince riskler artıyor. O da: Önce Amerika.
Peki önce Amerika nasıl olacak?
Buna yönelik doküman, önceki dönemlerin “büyük strateji” iddialarıyla aşırı geniş angajman, ulus tesisi ve düzensiz savaş döngülerinin askeri hazırlığı erozyona uğrattığı; buna karşın mevcut yaklaşımın pratik çıkar odaklı olduğunu savunuyor. Bir başka deyişle stratejinin; önceliklendirme, gerçekçi tehdit ölçekleme ve kaynak/amaç uyumu üzerinden uygulanması gerektiği vurgulanıyor.
Exupery’nin de dediği gibi, “gerçek ispatlanan değil, basitleştiren şeydir.” diyor Amerikan stratejisi ve çıkarlara hizmet eden her yolu mübah görüyor.
Ocak 2025 itibarıyla ülkenin; sınır güvenliği, Batı Yarımküre’de narko-terör ve “kritik araziye erişim” (Panama Kanalı, Grönland gibi) başlıklarında zorlaştığı, Avrupa’da NATO’nun caydırıcılık kapasitesinin zayıflatıldığı, Orta Doğu’da İsrail’in “model müttefik” olarak gösterildiği, Indo-Pasifik’te ise Çin’in askeri gücünün büyüdüğü anlatılıyor. Doküman, bu tabloyu “eşzamanlı büyük savaş riskine” bağlayarak yeni yaklaşımın gerekliliğini gerekçeliyor.
Son cümlenin analizi şuraya çıkıyor: Dünyanın savaşa gitmesini istemiyorsak, güçlünün gücünü sürdürülebilir kılmalıyız. Ancak kuşkusuz dünyada işler böyle yürümüyor.
Tehdit Nerede, Düşman Kim?
Strateji genel olarak dört öncelikle kurgulanmış. Bunlar:
- ABD Anavatanını savunmak: Bu açık ifade anavatanın güvenliğini etkileyen tüm unsurlar, yani sınırlar, hava sahası, uzay, siber, nükleer caydırıcılık, terörle mücadele, Batı Yarımküre’deki çıkarlar gibi tüm paydaşları kapsıyor.
- Indo-Pasifik’te Çin’i güçle caydırmak: Burada nazik bir nüans var. Caydırıcılık, “gereksiz çatışmacılık” olmadan, müzakere gücü için askeri güç tabanını etkin kullanma ile tanımlanıyor.
- Müttefiklerle yük paylaşımını artırmak: Bu zaten Trump Yönetimi’nin her zaman dile getirdiği bir konu. Müttefiklerin “bağımlı” değil “ortak” olması ve daha fazla savunma harcaması ve kapasite artırımı içine girmesi arzu ediliyor.
- ABD savunma sanayi tabanını hızlandırmak: Üretim ve ARGE kapasitelerini artırmak yukarıda ifade edilen hırslar için zaten gerekli.
Peki bunları ne için yapmak gerekiyor? Hangi tehdide ve düşmana karşı hazırlık yapılıyor.
Doküman bu konuya tehditlerin eşit olmadığı; bu yüzden stratejinin “seçen–sıralayan–önceliklendiren” bir mantıkla yanıt veriyor.
Anavatan’da, sınırların aşınması, yasa dışı göç, narkotik akışı ve bunun narko-terör çerçevesinde ele alınması, ayrıca “kritik arazi/kilit coğrafya”ya (Panama Kanalı, Grönland, “Gulf of America”) erişimin stratejik önemine vurgu var. Bırakın dünyanın geri kalanını, şu ilk odak noktasında dahi dünyanın en az yarısını ilgilendiren bir güvenlik problemi var. Bu problemlerin ne tür emsal talepleriyle yönetilecek, o da ayrı bir diplomasi. Bununla birlikte terör tehdidinin (El Kaide/DEAŞ gibi yapıların) “adaptasyon” kapasitesi nedeniyle sürdüğü not ediliyor. Bu konunun stratejinin bir parçası olması Türkiye açısından kıymetli. Zira argümanların kesişim kümesi arttıkça müttefiklik duygusu artıyor.
Sınır dışında, radara giren ilk konu olan Çin’in, ABD’ye göre “19. yüzyıldan beri görülen en güçlü rakip” düzeyinde konumlandığı; ekonomik/demografik zorluklarına rağmen askeri yığınağının hız/ölçek/kalite açısından dikkat çekici olduğu savunuluyor.
Indo-Pasifik’in küresel ekonomi içindeki ağırlığının büyümesi nedeniyle, bölgenin “ABD’nin güvenlik/özgürlük/refah” parametreleriyle doğrudan bağlantılı olduğu çerçeveleniyor. Amaç, Çin’i “domine etmek” değil; hiçbir aktörün ABD’yi veya müttefiklerini domine edemeyeceği bir güç dengesi olarak tarif ediliyor.
Dokümanın en “ilginç” çıktılarından biri Rusya için yapılmış. Rusya’nın kalbini kırabilecek şekilde ülke, “kalıcı ama yönetilebilir” bir tehdit olarak tanımlanmış. Çin’e gösterilen itibara karşılık Rusya’nın gördüğü bu muamele gerçekten Soğuk Savaş’ı iliklerinde yaşayan toplumlar için can acıtıcı olsa gerek. Bununla birlikte, Avrupa’nın ekonomik/insan gücü kapasitesinin Rusya’yı aştığı, ABD’nin Avrupa’da “angaje” kalacağı fakat önceliğin Anavatan ve Çin caydırıcılığı olduğu da ilgi alanlarını göstermesi açısından dikkat çekici.
İran konusunda, İran’ın nükleer programının “Operation Midnight Hammer” ile imha edildiği, İran’ın zayıfladığı, vekillerin (Hamas/Hizbullah/Husiler) ağır darbe aldığı anlatılıyor. Buna rağmen İran’ın yeniden konvansiyonel kapasite inşa etme ve nükleer niyetini canlandırma ihtimaline karşı hazırlık, aynı zamanda İsrail ve Körfez ortaklarının daha fazla sorumluluk almasına imkân verme yaklaşımı öne çıkıyor.
Kuzey Kore de dokümandan nasibini alan ülkelerden. Güney Kore ve Japonya’ya yönelik konvansiyonel ve nükleer tehditler yanında, ABD anavatanına yönelik nükleer tehdidin de büyüdüğü vurgulanıyor.
Sonuç
Sonuç olarak doküman, aslında bilmediğimiz bir şey söylemiyor. Ama doküman zaten Amerikan halkından daha çok ABD ekosistemindeki dost, müttefik, tarafsız ve düşman ülkelerin kendini nasıl konumlandırması gerektiğini ifade eden bir yol haritası.
Zaten şu şekilde bir sonla bitmesi bunu destekliyor: Rakipler “makul taleplerle” davranırsa sürdürülebilir güç dengesi ve barış mümkün, aksi durumda ABD’nin “kılıç ve zeytin dalı” ikilemiyle hem hazır hem de caydırıcıdır.
Peki Türkiye’nin bu stratejiyle ilgili fizibilitesi ne olmalı?
Açıkçası, bu dokümanda Türkiye için daha çok fırsat var.
- ABD’nin hem kendi savunma sanayi alt yapısı, hem de müttefiklerinden kapasite artırım/yük paylaşımı talebinden doğan zaruriyetler için Türkiye iyi bir üretim ve know-how transfer üssü. Bu sürecin bırakın savunma ve ekonomik çıktılarını, Türkiye’nin AB tam üyeliğinin kapısını açacak bir etki zinciri yaratma potansiyeli var.
- Terörizm bu dokümanın konularından ve Türkiye’nin de asli güvenlik problemlerinden. Dolayısıyla doküman eylemleri mesnetli kılacak argümanlar üretilmesini destekleyebilir.
- İlgi ekseninin ABD anakarası etrafına toplanması (Pasifik ve Kuzey Atlantik dahil) Türkiye’nin bölgedeki kendi çıkarlarında hareket serbestisi sağlayabilir.
- Afrika’nın ABD’nin ilgi alanına dahil olması, buradaki tarihsel varlığı kapsamında Türkiye için bir iş birliği fırsatı doğurabilir. Türkiye bu bölgede hem güvenlik hem de alt yapı konusunda ABD iş birliği ile stratejik yatırımlar yapabilir.
Dokümanda Türkiye’nin canını sıkabilecek tek konu da kuşkusuz İsrail’e biçilen bölgesel güvenlik misyonu olur. Çünkü Türkiye’nin Orta Doğu’daki güvenlik çıkarlarında, özellikle Suriye özelinde, bir çakışma olursa burada ABD’nin açıkça İsrail lehine bir sürece gireceği aşikâr.
Dokümanın orijinaline şu linkten ulaşabilirsiniz: https://media.defense.gov/2026/Jan/23/2003864773/-1/-1/0/2026-NATIONAL-DEFENSE-STRATEGY.PDF


