ABD-Venezuela Geriliminde Türkiye’nin Pozisyonu

28 Şubat 2026
Screenshot 2025 12 22 at 18.27.09
Maduro'nun olası bir sürgün senaryosunda Türkiye'nin adı ön plana çıkıyor. Türkiye ile Maduro Yönetimi arasındaki yakın ilişkiler, Türkiye'yi potansiyel ev sahibi ülkeler arasında aday konumuna getiriyor. Photo: T.C. İletişim Başkanlığı

Amerika Birleşik Devletleri ile Venezuela arasındaki ilişkiler, 2024-2025 döneminde tarihi bir kriz noktasına ulaştı. Temmuz 2024’te gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimleri bu gerilimin doğrudan tetikleyicisi oldu. Venezuela Ulusal Seçim Konseyi Nicolás Maduro’nun seçimi kazandığını ilan etse de detaylı oy dökümlerini hiçbir zaman yayınlamadı. Muhalefet liderleri ve cumhurbaşkanı adayı Edmundo González Urrutia’nın topladığı seçim tutanaklarına göre ise González açık ara kazandı. Carter Center’ın bağımsız gözlemci raporu, seçimlerin uluslararası standartları karşılamadığını belgeledi. Seçim sonrası hızlı ve şiddetli bir baskı dönemi başladı; 2.000’den fazla gösterici tutuklandı ve 25’ten fazla kişi hayatını kaybetti. González tutuklanma kararının ardından İspanya’ya sığınmak zorunda kaldı. Tüm bu gelişmelerin ardında Maduro, 10 Ocak 2025’te üçüncü dönem için yemin etti.

Trump yönetiminin ikinci dönemi krizi dramatik biçimde tırmandırdı. Dışişleri Bakanı Rubio, göreve başladığı 20 Ocak 2025’te González’i Venezuela’nın meşru cumhurbaşkanı olarak tanıdı ve Tren de Aragua çetesini Yabancı Terör Örgütü olarak belirledi. Nisan 2025’de Venezuela petrolü ithal eden ülkelere yüzde 25 ikincil tarife uygulandı. Askeri boyutta “Operation Southern Spear” kapsamında Iwo Jima Amfibi Hazırlık Grubu ve Gerald R. Ford uçak gemisi filosu Karayipler’e konuşlandırıldı. Bu konuşlandırma, 1962 Küba Füze Krizi’nden bu yana bölgedeki en büyük Amerikan askeri yığınağını oluşturuyor. Aralık 2025 itibarıyla ABD kuvvetleri Venezuela açıklarında en az 22 uyuşturucu teknesi imha etti ve bu operasyonlarda 80’den fazla kişi hayatını kaybetti.

Süreçte Latin Amerika’da da derin bölünmeler ortaya çıktı. Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei, Maduro’yu “narko-terörist” olarak nitelendirdi ve ABD baskısını destekledi. Öte yandan Brezilya Devlet Başkanı Lula, Venezuela’ya silahlı müdahalenin yarımküre için insani felaket olacağı uyarısında bulundu; Maduro’nun 2024 zaferini tanımayı reddetti ancak diyalog yolunu savundu ve Ekim 2024 Kazan zirvesinde Venezuela’nın BRICS’e girişini veto etti. Kolombiya Devlet Başkanı Petro, petrolün meselenin kalbinde olduğunu savunarak Kolombiya askerlerinin olası bir ABD müdahalesini desteklemeyeceğini açıkladı. Meksika Devlet Başkanı Sheinbaum ise geleneksel müdahale etmeme politikasını sürdürerek arabuluculuk teklif etti. Avrupa Birliği ise seçim sonuçlarını doğrulanamaz olarak nitelendirdi ve 69 bireye varlık dondurma ile seyahat yasağı uygulayarak bu yaptırımları Ocak 2027’ye kadar uzattı.

Genel olarak bakıldığında tam ölçekli bir Amerikan işgal harekâtı hâlâ çok düşük bir ihtimal olarak görünüyor. ABD’nin mevcut konuşlandırması, askeri uzmanların tahmin ettiği işgal gereksinimlerinin çok altında kalıyor. Ancak Venezuela petrolünü taşıyan gölge filoya yönelik saldırılar, abluka operasyonları ve petrol tankerlerinin engellenmesi gibi gunboat diplomasisi tarzı eylemler artarak devam edecek gibi görünüyor. Bu tür baskı operasyonları Maduro rejimini ekonomik olarak zorlamaya ve uluslararası alanda izole etmeye devam edecektir. Bununla birlikte, tam ölçekli bir kara müdahalesinin hızlı bir sonuç getirmesi son derece güçtür. Irak ve Afganistan deneyimleri, konvansiyonel askeri üstünlüğün tek başına kalıcı bir siyasi dönüşüm sağlamadığını açıkça ortaya koymuştur. Venezuela örneğinde durum daha da karmaşık: ülke, geniş bir milis ağına doktrinine sahiptir. Dahası, bir ABD işgali durumunda muhalif seçmenlerin bile milliyetçi reflekslerle bu müdahaleye karşı çıkması kuvvetle muhtemeldir. Tarihsel olarak Latin Amerika’da dış müdahaleler, hedeflenen rejimi zayıflatmak yerine çoğu zaman ulusal birlik duygusunu güçlendirmiştir. En hızlı ve en az maliyetli dönüşüm senaryosu, artan baskı altında Maduro’nun ülkeyi terk etmesi ve yönetimi devretmesi olacaktır. Bu senaryo, hem Venezuela’da iç çatışma riskini minimize eder hem de ABD’nin uzun soluklu ve maliyetli bir askeri angajmana girmesini önler. Ancak Maduro’nun böyle bir adımı atacağına dair şu ana kadar somut bir işaret bulunmuyor; aksine rejim, baskı altında direnmeye kararlı görünüyor.

Maduro’nun olası bir sürgün senaryosunda Türkiye’nin adı ön plana çıkıyor. Türkiye ile  Maduro Yönetimi arasındaki yakın ilişkiler, Türkiye’yi potansiyel ev sahibi ülkeler arasında aday konumuna getiriyor. Bu değerlendirme ABD’li yetkililer tarafından da paylaşılıyor. Ancak burada iki farklı senaryo söz konusu. Birincisi, Trump yönetimi ile koordineli bir anlaşma sonucunda Maduro’nun Türkiye’ye gelmesidir. Bu senaryo Türkiye-ABD ilişkilerine zarar vermez; aksine Ankara’nın krizin çözümünde yapıcı bir rol üstlenmesini sağlayarak ikili ilişkileri güçlendirebilir. İkinci senaryo ise herhangi bir anlaşma olmaksızın Maduro’nun Türkiye’ye kaçması ve sığınma talep etmesidir. Bu durum Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni bir gerilim alanı yaratacaktır. Ancak Türkiye’nin böyle bir senaryoda Maduro’ya ev sahipliği yapması ihtimali çok yüksek değil. Nitekim Türkiye, 2024 seçimlerinden bu yana Venezuela konusunda daha itidalli bir politika sergiliyor; seçim sonuçlarını açıkça tebrik etmekten bile kaçındı.

En Çok Okunanlar

Kaçırmayın