YPG SDG feshi, Suriye’nin kuzeydoğusundaki askerî ve siyasi dengelerde yeni bir dönemin kapısını araladı. YPG/SDG, bağımsız askerî yapı olarak varlığını sona erdirdiğini ve Suriye devlet kurumlarına entegrasyon sürecinin tamamlandığını açıkladı. Gelişme, Türkiye’nin sınır güvenliği, terörle mücadele politikası ve “Terörsüz Türkiye-Terörsüz Bölge” hedefi bakımından da kritik önem taşıyor.
YPG/SDG yöneticisi Mazlum Abdi, 25 Ağustos’ta Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından örgütün bağımsız askerî güç olarak misyonunun sona erdiğini duyurdu. Abdi, YPG/SDG güçlerinin Suriye ordusunun tugayları bünyesine entegrasyon sürecinin tamamlandığını belirtti.
Gelişme, Şam yönetimi ile YPG/SDG arasında uzun süredir devam eden müzakerelerin ardından geldi. Ancak bu noktaya yalnızca müzakere yoluyla gelinmedi. Suriye ordusunun yılın başındaki askerî harekâtı sonucunda YPG/SDG’nin kontrol ettiği geniş alanların önemli bölümünü kaybetmesi, Şam karşısındaki pazarlık gücünü ciddi biçimde azalttı. Daha önce ayrı askerî yapı ve geniş idari özerklik talepleriyle yürütülen süreç böylece merkezi devlet yapısına entegrasyon eksenine kaydı.
Türkiye Açısından Asıl Mesele Sahadaki Uygulama
Ankara’nın gelişmeye yaklaşımı temkinli bir memnuniyet üzerine kurulu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, YPG/SDG’nin fesih açıklamasının Türkiye’nin bölgede atmak istediği adımları tamamlayıcı nitelikte olduğunu belirtti. Ancak Fidan’ın açıklamasındaki en önemli vurgu, kararın yalnızca metin üzerinde kalmaması gerektiği yönündeydi.
Türkiye açısından mesele yalnızca “SDG” isminin ortadan kaldırılması değil. Ankara uzun süredir YPG’nin farklı isimler veya kurumsal yapılar altında askerî varlığını sürdürmesine karşı çıkıyor. Dolayısıyla gerçek başarı, örgütsel tabelanın değiştirilmesinden ziyade bağımsız komuta zincirinin, silahlı yapının ve paralel yönetim mekanizmasının ortadan kalkmasıyla ölçülecek.
Bu durum Suriye’nin gelecekteki devlet yapısıyla da doğrudan bağlantılı. Türkiye’nin yaklaşımı, Suriye’de tek devlet ve tek ordu temelinde merkezi egemenliğin ülkenin tamamında yeniden kurulmasına dayanıyor. YPG/SDG’nin bağımsız askerî güç olarak ortadan kalkması ve unsurlarının Suriye ordusuna entegre edilmesi bu nedenle Ankara’nın uzun süredir savunduğu modelle önemli ölçüde örtüşüyor.
Bununla birlikte Türkiye, Suriye’deki Kürt nüfusun siyasi ve toplumsal varlığı ile YPG’nin silahlı yapılanmasını birbirinden ayırıyor. Fidan’ın Kürt kimliğinin korunması gerektiğini belirtirken aynı zamanda Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğüne vurgu yapması da Ankara’nın görmek istediği modeli ortaya koyuyor. Kürtlerin haklarının Suriye devlet sistemi içerisinde korunduğu ancak ülkenin kuzeydoğusunda merkezi yönetimden bağımsız bir askerî yapının bulunmadığı bir Suriye.
Türkiye-ABD İlişkilerindeki Önemli Bir Sorun Dönüşüyor
Fesih kararının Türkiye açısından önemli sonuçlarından biri de Washington ile Ankara arasında yıllardır devam eden YPG/SDG anlaşmazlığının zemininin değişmesi.
ABD, DEAŞ’la mücadele kapsamında YPG’nin omurgasını oluşturduğu SDG’yi uzun yıllar sahadaki temel ortaklarından biri olarak kullandı. Türkiye ise YPG’yi PKK’nın Suriye uzantısı olarak değerlendirerek Washington’ın örgüte verdiği silah, eğitim ve siyasi desteği iki NATO müttefiki arasındaki en ciddi güvenlik sorunlarından biri olarak gördü.
Ancak Beşar Esad yönetiminin sona ermesi ve Ahmed Şara liderliğindeki yeni yönetimin ülke genelinde otoritesini güçlendirmesi Washington’ın sahadaki önceliklerini de değiştirdi. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın YPG/SDG’nin feshedilmesini “tarihi” bir gelişme olarak değerlendirmesi, Washington’ın artık bağımsız bir SDG yapısının korunmasından ziyade Suriye devletine entegrasyonu desteklediğine işaret ediyor.
Bu durum, Türkiye-ABD ilişkilerinde yıllardır kronikleşen en önemli güvenlik ihtilaflarından birinin ortadan kalkmasa bile önemli ölçüde biçim değiştirebileceğini gösteriyor.
Terörsüz Türkiye Sürecinin Bölgesel Ayağı
YPG/SDG’nin fesih kararının zamanlaması Türkiye’de yürütülen “Terörsüz Türkiye” süreci açısından da dikkat çekiyor.
PKK’nın 2025 yılında örgütsel yapısını feshetme ve silahlı mücadeleyi sona erdirme kararının ardından Ankara, sürecin yalnızca Türkiye sınırları içerisindeki PKK varlığıyla sınırlı tutulamayacağını savundu. Irak ve Suriye’deki örgütsel yapılanmaların geleceği de bu nedenle sürecin önemli parçalarından biri hâline geldi.
Millî Güvenlik Kurulunun “Terörsüz Türkiye” hedefinin yanında “Terörsüz Bölge” kavramını kullanması da Ankara’nın meseleyi bölgesel bir güvenlik perspektifi içerisinde değerlendirdiğini gösteriyor.
Bu açıdan Suriye’deki gelişme, Türkiye’deki sürecin bölgesel ayağının en önemli parçalarından biri olabilir.
Yeni Soru Yapının Gerçekten Ortadan Kalkıp Kalkmadığı
YPG/SDG’nin feshi, Türkiye’nin yaklaşık on yılı aşkın süredir Suriye politikasında ulaşmaya çalıştığı temel hedeflerden biri açısından önemli bir dönüm noktası oluşturuyor. Ancak Ankara’nın açıklamaları, sürecin henüz tamamlanmış kabul edilmediğini açık biçimde gösteriyor.
Suriye ordusuna katılan eski YPG/SDG unsurlarının ayrı birlikler hâlinde tutulup tutulmayacağı, komuta zincirlerinin nasıl oluşturulacağı, ağır silahların kimin kontrolüne geçeceği ve kuzeydoğudaki idari yapıların merkezi hükümete ne ölçüde bağlanacağı bundan sonraki sürecin gerçek niteliğini belirleyecek.
Eğer süreç yalnızca YPG/SDG tabelasının kaldırıldığı, eski komuta yapısının ve askerî kapasitenin farklı isimler altında korunduğu bir modele dönüşürse Türkiye’nin güvenlik kaygıları devam edecektir.
Buna karşılık bağımsız silahlı yapının gerçekten sona ermesi ve Suriye ordusunun ülkedeki tek askerî otorite hâline gelmesi durumunda Türkiye’nin güney sınırındaki güvenlik dengesi son on yılın en kapsamlı dönüşümlerinden birini yaşayabilir.
Bu nedenle YPG/SDG’nin fesih açıklaması bir sürecin sonundan çok, uygulamanın sınanacağı yeni bir aşamanın başlangıcı olarak görülmeli. Türkiye açısından bundan sonraki temel ölçüt ise açıklanan kararların sahada gerçekten uygulanıp uygulanmadığı olacak.


