Sahel’de Batı Sonrası Dönem Başlıyor

24 Haziran 2026
1 1 scaled
Mali, Burkina Faso ve Nijer’in oluşturduğu Sahel Devletleri Konfederasyonu, bölgesel güvenlik iş birliğini artırırken Afrika’nın değişen jeopolitik dengelerinin önemli göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor.
Bu makaleyi sesli dinleyin:

Afrika’nın Sahel kuşağında son üç yılda yaşanan gelişmeler yalnızca bölgesel güvenlik dengelerini değil, kıtanın gelecekteki jeopolitik yönelimini de değiştirmeye başladı. Mali, Burkina Faso ve Nijer’de gerçekleşen askerî darbeler ilk aşamada iç siyasi krizler olarak değerlendirilse de bugün ortaya çıkan tablo çok daha kapsamlı bir dönüşüme işaret ediyor. Bir zamanlar Fransa’nın güvenlik mimarisi etrafında şekillenen Sahel bölgesi, artık yeni ortaklar, yeni güvenlik modelleri ve yeni güç merkezleri arayışına sahne oluyor.

Son dönemde Mali, Nijer ve Burkina Faso’nun oluşturduğu Sahel Devletleri Konfederasyonu (AES), bu dönüşümün en somut göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor. Başlangıçta askerî yönetimlerin siyasi dayanışma platformu olarak görülen yapı, giderek ortak güvenlik politikaları geliştiren ve bölgesel savunma iş birliğini artıran bir oluşuma dönüşüyor. Bu durum yalnızca Batı Afrika’daki güç dengelerini değil, Afrika’nın genel güvenlik mimarisini de etkileyebilecek potansiyele sahip.

Bu sürecin temelinde Batı’nın bölgede yaşadığı güven kaybı bulunuyor. Fransa, uzun yıllar boyunca Sahel’de terörle mücadele operasyonlarının ana aktörüydü. Ancak Barkhane Operasyonu’nun yıllar süren varlığına rağmen güvenlik sorunlarının çözülememesi, yerel halklarda ve yönetimlerde ciddi hayal kırıklığı yarattı. Ardından Fransız askerlerinin Mali, Burkina Faso ve Nijer’den ayrılmasıyla birlikte bölge yeni bir döneme girdi.

Benzer şekilde ABD de son yıllarda Sahel’deki askerî varlığını azaltma eğilimine girdi. Özellikle Nijer’deki gelişmeler sonrasında Washington’un bölgedeki hareket alanı daraldı. Böylece Soğuk Savaş sonrası dönemde ilk kez Sahel’de Batılı güvenlik aktörlerinin etkisinin belirgin biçimde gerilediği bir tablo ortaya çıktı.

Ancak ortaya çıkan boşluk tamamen doldurulmuş değil.

Rusya son yıllarda bölgede etkisini artırmaya çalışıyor. Özellikle güvenlik danışmanlığı, askerî eğitim ve silah tedariki alanlarında Moskova’nın görünürlüğü yükselmiş durumda. Bununla birlikte Rusya’nın da Ukrayna savaşı nedeniyle önemli kaynaklarını Avrupa cephesine yönlendirmesi, Afrika’daki etkisinin ne ölçüde sürdürülebileceği konusunda soru işaretleri yaratıyor.

Çin ise farklı bir strateji izliyor. Pekin’in önceliği askerî nüfuzdan çok ekonomik ve altyapısal etki alanı oluşturmak. Madenler, ulaştırma ağları, enerji projeleri ve altyapı yatırımları Çin’in Afrika stratejisinin temel unsurlarını oluşturuyor. Ancak yatırımların büyümesi, zamanla güvenlik ihtiyacını da beraberinde getiriyor. Bu nedenle Çin’in ekonomik varlığının uzun vadede daha görünür güvenlik politikalarına dönüşmesi ihtimali göz ardı edilmiyor.

Tüm bu gelişmeler arasında dikkat çeken aktörlerden biri de Türkiye.

Türkiye’nin Afrika yaklaşımı, geleneksel büyük güç rekabetinden belirli ölçüde ayrışıyor. Ankara’nın kıtadaki varlığı ağırlıklı olarak diplomatik ilişkiler, ekonomik iş birliği, eğitim faaliyetleri ve savunma sanayii ortaklıkları üzerinden şekilleniyor. Son yıllarda birçok Afrika ülkesi sınır güvenliği, terörle mücadele, hava gözetleme ve savunma modernizasyonu alanlarında yeni çözümler ararken Türkiye’nin sunduğu imkânlara daha fazla ilgi göstermeye başladı.

Bu noktada önemli olan yalnızca savunma ürünleri değil. Afrika ülkelerinin giderek daha fazla önem verdiği konu, uzun vadeli ortaklıklar kurabilmek. Eğitim, bakım-idame, teknoloji paylaşımı ve yerel kapasite geliştirme gibi başlıklar birçok ülkenin öncelikleri arasında yer alıyor. Bu durum, yalnızca ürün satışına dayanan klasik güvenlik ilişkilerinden farklı bir modelin önem kazanmasına neden oluyor.

Sahel’de yaşanan dönüşüm aynı zamanda küresel güç rekabetinin yeni biçimini de ortaya koyuyor. Bölge ülkeleri artık tek bir dış güce bağımlı kalmak istemiyor. Bunun yerine farklı aktörlerle eş zamanlı ilişkiler geliştirerek daha esnek bir dış politika izlemeye çalışıyorlar. Bu yaklaşım, önümüzdeki yıllarda Afrika’nın diğer bölgelerinde de benzer şekilde görülebilir.

Bugün Sahel’de yaşananlar yalnızca üç ülkenin iç siyasi tercihlerinden ibaret değil. Aslında bölge, Batı merkezli güvenlik düzeninin sorgulandığı ve yeni ortaklık modellerinin test edildiği bir laboratuvara dönüşmüş durumda. Fransa’nın gerileyen etkisi, Rusya’nın yükselme çabaları, Çin’in ekonomik ağırlığı ve Türkiye gibi yeni aktörlerin artan görünürlüğü, Afrika’nın gelecekteki güvenlik mimarisinin çok kutuplu bir yapıya doğru evrildiğini gösteriyor.

Önümüzdeki dönemde asıl soru, Batı’nın bölgeden çekilip çekilmediği değil. Asıl soru, Sahel ülkelerinin yeni dönemde güvenliklerini hangi ortaklıklar ve hangi kapasite modeli üzerine inşa edeceği olacak. Bu sorunun cevabı yalnızca Afrika’nın değil, küresel güvenlik dengelerinin geleceğini de etkileme potansiyeline sahip.

En Çok Okunanlar

Kaçırmayın

1 10

Modern Savaşın Yeni Kuralları (4)

Bu makaleyi sesli dinleyin: Tarayıcınız ses…
1 10

Modern Savaşın Yeni Kuralları (3)

Bu makaleyi sesli dinleyin: Tarayıcınız ses…