Barış Müzakere Edilebilir, Erişim Edilemez: Afrika’nın Maden Kuşakları Nasıl Savaş Ekonomilerine Dönüştü?

15 Haziran 2026
alexander mckinley RYT5Gvy4734 unsplash scaled
Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nden Sahel’e uzanan maden kuşakları, yalnızca küresel teknoloji ve savunma sanayii için kritik ham madde üretmiyor. Aynı zamanda silahlı grupların, yabancı güçlerin ve yerel elitlerin rekabet ettiği karmaşık savaş ekonomilerine de ev sahipliği yapıyor.
Bu makaleyi sesli dinleyin:

18 Şubat 2026’da Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde bir ateşkesin başlaması bekleniyordu. Ancak başlamadı. M23, Angola’nın önerdiği ateşkesi yürürlüğe girmesinden günler önce kamuoyu önünde reddetmişti. İlan edilen başlangıç tarihinden sonraki 24 saat içinde de FARDC ile M23 arasında çatışmalar yeniden yaşandı.

4 Aralık 2025’te Donald Trump, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile Ruanda arasında “tarihî” olarak nitelendirdiği bir “madenler karşılığında güvenlik” anlaşmasına aracılık etti. Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Félix Tshisekedi ve Ruanda Cumhurbaşkanı Paul Kagame, Washington Mutabakatı’nı Donald J. Trump Barış Enstitüsünde imzaladı. Anlaşma, Ruanda birliklerinin geri çekilmesi ve FDLR’nin etkisiz hâle getirilmesine ilişkin daha önceki hükümleri de içeriyordu. Takvimler doldu. Ruanda çekilmedi. FDLR dağıtılmadı. Savaş devam etti. Buna rağmen Washington, anlaşmayı hâlâ diplomatik bir başarı olarak sunmaktadır.

Bu tabloyu özellikle dikkat çekici kılan husus, ABD’nin bu anlaşmadan fayda sağlamak için barışın gerçekten başarılı olmasına ihtiyaç duymamasıdır. Doğu Kongo yanmaya devam ederken, ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki ortak yönlendirme komitesi 5 Şubat 2026’da ilk toplantısını gerçekleştirdi. Amaç, ABD’nin Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin maden zenginliğine erişimini operasyonel hâle getirmekti: Koltan, kobalt, lityum, altın; akıllı telefonlardan elektrikli araçlara ve savunma elektroniğine kadar uzanan kritik ham maddeler. Washington, ekonomiyi güvenlikten ayırmış ve silahlar susmasa dahi kritik minerallere erişimi güvence altına alacak bir düzenleme kurmuştur.

Kıtadaki şiddet, artık çıkarım faaliyetlerinin bir yan ürünü olmaktan çok, bu faaliyetleri yönetmenin bir aracına dönüşmüştür. Savaşlar diplomatik başarısızlıklar değildir. Afrika kaynakları üzerindeki 21. yüzyıl rekabetinin işleyiş biçiminin bir parçasıdır. Demokratik Kongo Cumhuriyeti-Ruanda-ABD üçgeni, daha geniş bir örüntünün yalnızca bir örneğidir. Afrika’nın maden kuşaklarında barış müzakere edilebilir, fakat kaynaklara erişim müzakere edilemez. Kongo’daki kobalttan Sahel’deki altın ve uranyuma kadar, silahlı gruplar, yabancı güçler ve yerel elitler aynı yatakların etrafında konumlanmaktadır.

Ocaktan Füzeye: Maden-Mühimmat Zinciri

20’nci yüzyılın savunma sistemleri petrol ve çelik üzerinde yükseliyordu. 21. yüzyıl ise büyük ölçüde lityum, kobalt, koltan, grafit ve nadir toprak elementlerine bağımlıdır. Bu minerallerin önemli bir kısmı Afrika’da çıkarılmaktadır. Afrika’dan çıkarılan ham mineraller ile Afrika dışındaki ülkelerde üretilen nihai ürünler arasındaki hat sanıldığı kadar düz değildir. Tedarik zinciri uzundur; ancak ilkesel olarak izlenebilir niteliktedir. Eksik olan ise bu zinciri izleyebilecek kurumsal altyapıdır. 

Çin örneğine bakıldığında tablo daha net görülmektedir. Çin, kobalt, lityum, grafit, işlenmiş mıknatıslar ve nadir toprak elementlerinin küresel rafinaj kapasitesinin yüzde 60 ila 80’ini kontrol etmektedir. Oysa bu cevherlerin önemli bir bölümü başka coğrafyalarda çıkarılmaktadır. Sadece kobalt açısından bakıldığında, dünyadaki çıkarılmış arzın yüzde 60’tan fazlası Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nden gelmektedir. Buna karşın küresel kobalt rafinajının yaklaşık yüzde 80’i Çin’de yapılmaktadır.

Afrika tarafında ise Mozambik, Madagaskar ve Tanzanya birlikte küresel doğal grafit rezervlerinin yaklaşık yüzde 21’ine sahiptir. Kıta aynı zamanda Zimbabve, Namibya ve Mali’de kayda değer lityum yataklarına ev sahipliği yapmaktadır. Ancak yüksek katma değerli işleme faaliyetlerinin büyük bölümü hâlâ Afrika dışında gerçekleşmektedir.

Buraya kadar ele alınan yatakların önemli bir kısmı aktif çatışma bölgelerinde yer almaktadır. Çıkarımı ve izlenebilirliği zorlaştıran koşullar, aynı zamanda silahlı grupları uygulanabilir ekonomik aktörler hâline getirmektedir.

Sahel Altın Kuşakları ve Cihatçı Bilançolar

Sahel’de altın kuşakları ile militan devşirme kuşakları örtüşmektedir. Silahlı gruplar ve madencilik faaliyetleri aynı iş gücü havuzu için rekabet etmekte, ancak birbirinden son derece farklı sosyal sözleşmeler sunmaktadır.

JNIM, Batı Afrika’nın Sahel bölgesinde faaliyet gösteren, El Kaide bağlantılı aktif bir Selefi-cihatçı ittifaktır. 2025 itibarıyla yaklaşık 6.000 savaşçıya sahip olduğu değerlendirilmektedir. Finansmanını ise zanaatkâr madencilik faaliyetlerinden alınan vergiler, hayvan hırsızlığı, zorla alınan zekât, fidye amaçlı kaçırmalar, yol geçiş ücretleri ve hawala ağları üzerinden yerel işletmelere yapılan yatırımların birleşiminden sağlamaktadır. Veriler, JNIM’in 2025 yılında saldırı temposunu 2024’e kıyasla iki katına çıkardığını ve “ekonomik savaşı” bilinçli bir strateji olarak tırmandırdığını göstermektedir. Eylül 2025’te JNIM, Mali’nin Kayes ve Nioro kentlerine abluka ilan etmiş; Senegal, Gine, Fildişi Sahili ve Moritanya’dan yakıt ithalatını yasaklamıştır.

JNIM ayrıca Kayes’te yabancıların işlettiği madencilik ve sanayi tesislerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırmış; ekonomik altyapıyı, devletin ikmal hatlarını kesmeye yönelik eş güdümlü bir kampanyanın parçası olarak hedef almıştır. Bu tür silahlı gruplar, resmî istihdamın sınırlı olduğu bölgelerde toprak kontrol etmeye ve işverenlerle rekabet etmeye başlamıştır. Güney Burkina Faso’da JNIM, kısıtlı orman arazilerini altın madenciliğine açarak bürokratik ruhsat gecikmelerinden bunalan madencilerden yerel destek kazanmıştır. Araştırmacılar, JNIM’in yerel ekonomilere entegrasyonunun örgütün yayılması açısından kritik olduğunu; sivillere gelir imkânı sunarken devletin kaynaklar üzerindeki kontrolünü engelleyerek sosyal bağlar kurduğunu belirtmektedir.

Bu terörist grupların sunduğu “karşılık” yalnızca nakit değildir. Madencilik sahalarına erişim, koruma, ilkel düzeyde yönetişim, anlaşmazlık çözümü, şeriat mahkemeleri ve sosyal aidiyet de bu paketin parçasıdır. Sahel’deki genç erkekler, silahlı bir grubun koruması altında gayriresmî bir altın sahasında çalışmak, doğrudan gruba katılmak, Burkina Faso’nun Vatan Savunması Gönüllüleri gibi devlet destekli milislere yazılmak ya da göç etmek arasında tercih yapmaktadır. Resmî ekonomi ise çoğu durumda bu seçeneklerle rekabet edebilecek bir aktör olarak ortada yoktur.

JNIM’in faaliyetlerini faaliyet gösterdiği ülkeler açısından özellikle tehlikeli kılan unsur, altının Sahel’de kalmamasıdır. JNIM’in koruma haraçları ve yol geçiş ücretleri, Mali, Burkina Faso ve Nijer’den çıkarılan zanaatkâr altını kıyı ülkelerine, oradan da özellikle Birleşik Arap Emirlikleri, Türkiye ve İsviçre gibi küresel külçe altın merkezlerine taşıyan kaçakçılık zincirinin üzerine oturmaktadır.

SwissAid’in 2024 tarihli çalışmasına göre Birleşik Arap Emirlikleri, 2012-2022 yılları arasında beyan edilmemiş Afrika altınının yaklaşık yüzde 47’sini çekmiştir. Bu oran, ülkeyi tek başına en büyük varış noktası hâline getirmektedir. BAE, son yıllarda yüzlerce ton Afrika altınını ithal etmiş, rafine etmiş ve resmî tedarik zincirlerine yeniden ihraç etmiştir. Altın bir London Good Delivery külçesi olarak ya da bir ticaret şirketinin bilançosunda göründüğünde, JNIM tarafından vergilendirilmiş bir ocaktan geldiğine dair izler fiilen silinmiş olmaktadır. Ancak bu süreçte oluşan marj çoktan nakde, silaha ve isyanın lojistiğine dönüştürülmüştür.

Güney Burkina Faso’daki aynı gayriresmî ocaklar, genç erkeklere bir günlük ücret imkânı sunarken, Dubai üzerinden akan külçe altın hareketlerini de beslemektedir. Bu akışlar, derginin başka bölümlerinde ele alınan füzelerin, insansız sistemlerin ve elektronik altyapıların finansmanına dolaylı biçimde katkı sağlamaktadır.

Rubaya’nın Tantali ve Washington Koridoru

M23, eski Kongolu ordu subaylarının isyanından doğan, Tutsi öncülüğünde bir isyancı harekettir. Zaman içinde Doğu Kongo’nun en ölümcül silahlı aktörlerinden biri hâline gelmiş; Ruanda desteğiyle 2025 sonu itibarıyla yaklaşık 27.000 savaşçıya ulaşmıştır. International Crisis Group’a göre bu, on iki ay içinde beş katlık bir artış anlamına gelmektedir. M23, ciddi Ruanda desteğiyle ilerleyerek kilit bölgeleri ve maden sahalarını ele geçirmiş, bu süreçte çok sayıda insanın ölümüne neden olmuştur.

Nisan 2024’ten bu yana M23, Kuzey Kivu’daki Rubaya koltan sahalarını kontrol etmektedir. Rubaya tek başına dünya tantalyum arzının yüzde 15’inden fazlasını sağlamaktadır. Rubaya koltanı, aşırı ısı direnciyle değerli bir mineral olan tantalyum üretmektedir. Tantalyum; havacılık ve savunma sanayii, tıbbi ve kimyasal uygulamalar, elektronik sistemler ve daha pek çok alanda temel bileşenlerde kullanılmaktadır.

24 Ocak 2026’da Rubaya madeninde meydana gelen heyelan, çoğu zanaatkâr madenci olmak üzere en az 200 kişinin ölümüne yol açmıştır. Cevherler, çok düşük ücretler karşılığında çalışan yerel kazıcılar tarafından elle çıkarılmaktadır. Birleşmiş Milletler raporlarına göre bu cevherler daha sonra bisikletlere, SUV tipi araçlara, kamyonetlere ve 2 ila 20 ton arasında yük taşıyabilen diğer araçlara yüklenmektedir. M23’ün sınır kenti Goma’nın kontrolünü ele geçirmesi ve Kongo güçlerini bölgeden çıkarmasıyla, koltan kamyonları artık asfalt yollar üzerinden Goma’dan geçebilmektedir. Bu durum Ruanda sınırına ulaşım sürelerini kısaltmıştır.

Birleşmiş Milletler, M23’ün Rubaya koltan üretimi ve ticaretinden ayda en az 800.000 ABD doları vergi geliri elde ettiğini tahmin etmektedir. Örgüt, yaklaşık 120 tonluk aylık koltan üretimi üzerinden koltan için kilogram başına 7 ABD doları, kalay için ise kilogram başına 4 ABD doları vergi almaktadır. Çıkarılan cevher genellikle Ruanda ve diğer komşu ülkeler üzerinden kamyonlarla taşınmakta, ardından işlenmek üzere çoğunlukla Asya’ya gönderilmektedir. Bu süreç, Kongo hükûmetini ve yerel toplulukları söz konusu mineralden elde edilen kazançların büyük bölümünün dışında bırakmaktadır.

Uzmanlar, yasa dışı madencilik kârlarının çatışmayı finanse etmek için kullanıldığı konusunda uyarmaktadır. Bu ticaret yerel halk için anlamlı bir refah üretmemekte, çocuk işçiliği ise oldukça yaygın biçimde görülmektedir. Rubaya madeninde en az 12 çocuğun çalıştığı tespit edilmiştir: Erkek çocuklar maden galerilerine girmekte, cevheri dışarı taşımakta; ardından kız çocukları ve yetişkinlerle birlikte cevherin yıkandığı ve kurutulduğu havzalara götürmektedir.

Kongo hükûmeti, Rubaya’yı dünyaya potansiyel olarak “tamamen izlenebilir ve çatışmasız” bir tantalyum kaynağı olarak sunmaktadır. ABD-DRC çerçevesi altında Rubaya, izlenebilir tedarik için model bir saha hâline getirilebilir. Ancak fiilî durumda M23 madeni hâlâ kontrol etmekte, isyancı vergilendirmesi uygulamakta ve Ruanda’ya yönelik izlenemeyen kaçakçılık faaliyetlerinde bulunmaktadır. Bunun pratik anlamı şudur: Dünyanın en zengin tantalyum yataklarından birinde işleyen isyancı bir gelir ofisi vardır. Rubaya’dan çıkan her kilogram cevher, herhangi bir denetimle karşılaşmadan önce M23’e ödeme yapmış durumdadır. Bu cevher bir füze güdüm sistemindeki kapasitöre dönüştüğünde ise Rubaya’dan geldiğine dair izlerin neredeyse tamamı kaybolmuş olmaktadır.

Çıkarım Sürecinde Yabancı Güçlerin Rolleri

Washington ve Brüksel, kendilerini “sorumlu” alternatifler inşa eden aktörler olarak sunmaktadır. Ancak projeleri aynı çıkarım bölgelerinin üzerine, çoğu zaman sorunlu biçimde oturmaktadır. ABD öncülüğündeki Minerals Security Partnership ve 753 milyon ABD dolarlık Lobito Koridoru paketi; bakır, kobalt ve diğer kritik mineralleri Angola, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Zambiya’dan çıkarıp Çin kontrolündeki liman ve işleme merkezlerini by-pass eden Atlantik yönlü bir demir yolu güzergâhı üzerinden taşımayı amaçlamaktadır. Avrupa Birliği’nin Kritik Ham Maddeler gündemi ise kayıtlarında yer alan yaklaşık 60 “stratejik” projeyle benzer hedefleri ESG, durum tespiti ve izlenebilirlik şartlarıyla çevrelemekte; birçok maden sahasının etrafındaki savaş ekonomileriyle doğrudan yüzleşmeden daha temiz tedarik zincirleri vadetmektedir.

Bu uyumsuzluk en keskin biçimde Doğu Kongo’da görülmektedir. Washington’ın Kigali ve Kinşasa ile yaptığı “madenler karşılığında güvenlik” anlaşmasının güvenlik hükümleri fiilen çökmüş olsa da ABD-DRC yönlendirme komitesi, Amerikan erişimini tantalyum, kobalt ve lityum sahalarına operasyonel hâle getirmek için ilerlemeye devam etmiştir. Buna hâlen M23 tarafından vergilendirilen Rubaya çevresindeki yataklar da dâhildir. Pratikte Batı modeli, standartlar ve imtiyazlı finansman yoluyla koridoru “medenileştirmeye” çalışmaktadır. Ancak bu model ne konvoyların yanmasını ne de isyancıların tedarik zincirinin yukarı aşamalarında kendi vergilerini almasını engellemektedir.

Moskova’nın çıkarım alanındaki varlığı ise “kaynak karşılığında güvenlik” modeline dayanmaktadır. Africa Corps, Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti’nde Wagner’in rejim muhafızı rolünü devralmış; karşılığını yalnızca nakit olarak değil, altın ve uranyuma imtiyazlı erişim şeklinde de almıştır. Mali cuntası, 2021 sonundan bu yana Rus güvenlik hizmetleri için ayda yaklaşık 10 milyon ABD doları ödemiştir. Ancak The Sentry’nin 2025 tarihli araştırması, Wagner’in Mali’de madencilik imtiyazları elde etme girişiminin Bamako tarafından büyük ölçüde geri çevrildiğini ortaya koymuştur. Rusya merkezli Yadran Group, Bamako’daki yeni bir rafineride yüzde 38 azınlık hissesine sahiptir; Mali ise yüzde 62’lik payı elinde tutmaktadır. Rafineri yılda 200 tona kadar altın işlemeyi hedeflemektedir.

Çin’in dâhil oluşu ise maden kapılarında asker bulundurmaktan ziyade, Afrika cevherinin savunma sanayiinin fiilen kullanabileceği bir girdiye dönüştüğü darboğazları kontrol etmeye dayanmaktadır. Çin; kobalt, lityum, grafit ve nadir toprak elementlerinde küresel rafinaj kapasitesinin çoğunluğunu kontrol etmektedir. Bu nedenle Katanga’da çıkarılan kobalt ya da Mali kayalarından patlatılarak elde edilen lityum, çoğunlukla ancak bir Çin tesisinden geçtikten sonra batarya sınıfı kimyasala dönüşmektedir. Çinli şirketler, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin Kisanfu ve Tenke Fungurume gibi amiral gemisi niteliğindeki kobalt madenlerinde kritik hisselere sahiptir. Ganfeng’in Mali’deki Goulamina lityum projesindeki çoğunluk hissesi ise Batı Afrika spodümenini doğrudan Çin’in katot ve batarya tedarik zincirlerine bağlamaktadır.

Kuşak ve Yol dönemi demir yolları, kara yolları ve enerji hatları, bu kontrolü rafineriden koridora doğru geriye genişletmektedir. Böylece Kongo, Zambiya ve Mali’deki madenler, cevheri limana ulaştırmak için giderek daha fazla Çin finansmanlı altyapıya bağımlı hâle gelmektedir. Aynı zamanda Pekin’in sodyum iyon batarya kimyasına yaptığı yatırım, kobalt ve lityuma bağımlılığa karşı bir önlem niteliğindedir. Bu teknoloji ölçeklenirse, Afrika üreticileri çıkarım patlamasının güvenlik sonuçlarıyla boğuşmaya devam ederken, ellerindeki varlıkların değer kaybetmesi ya da atıl hâle gelmesi riskiyle karşı karşıya kalabilir.

Basit ifadeyle Rusya ocağı, Çin ise koridoru ve rafineriyi güvenlikleştirmektedir.

Sonuç

Bu üç sahada görülen örüntü, bir sistem olarak adlandırılabilecek kadar tutarlıdır. JNIM ocağı vergilendirmekte ve altının Dubai’ye akmasına izin vermektedir. M23 ocağı vergilendirmekte ve koltanın Ruanda üzerinden akmasını sağlamaktadır. Her iki durumda da cevher, menşeine ilişkin çok az iz bırakarak ya da hiç iz bırakmadan resmî tedarik zincirlerine girmektedir.

Yabancı güçler bu yapıya karşı çalışmak yerine, onun etrafından dolaşmayı öğrenmiştir. Rusya, ev sahibi hükûmetin izin verdiği yerde ocağı güvenlik altına almaktadır. Mali’de cunta buna izin vermediğinde ise sınırlı getiriler için ağır bir bedel ödemiştir. Çin rafineriyi ve koridoru güvenlik altına almaktadır. Washington ise şimdi üçüncü bir işlev eklemiştir: İsyancılar tarafından vergilendirilen bir yatağı yatırım yapılabilir stratejik varlığa dönüştüren hukuki nitelendirme.

Afrika devletleri açısından yapısal konum son derece zorlayıcıdır. Kinşasa, Rubaya’yı ABD stratejik varlık rezervine dâhil ederken, M23 aynı cevher üzerinden rant toplamaktadır. Bamako Rus güvenliği için ödeme yaparken, JNIM başkenti ablukaya almaktadır. Bu devletlerin hiçbiri, Afrika cevherinin küresel ekonominin gerçekten kullanabileceği bir ürüne dönüştüğü darboğazları bugün itibarıyla kontrol etmemektedir. Bu darboğazlar; rafineriler, izlenebilirlik standartları ve alım anlaşmalarıdır. Bunların tamamı başka yerlerdedir.

Ciddi bir yanıtın ele alması gereken boşluk tam da buradadır. Çin, Emirlik ya da İsviçre işleme altyapısına bağımlı olmayan kıtasal rafinaj kapasitesi. Brüksel’den ithal edilmek yerine Afrika kurumları tarafından tasarlanan ve uygulanan izlenebilirlik mimarileri. Washington’da imzalananlar dâhil olmak üzere her “madenler karşılığında güvenlik” anlaşması için kamusal gelir şeffaflığı. Bunların hiçbiri hızlı kazanım sağlamaz ve hiçbiri gelecek ay bir konvoyun yakılmasını tek başına engellemez.

Ancak alternatif, mevcut on yılın zaten üretmiş olduğu tablodur: Afrika toprağı saha, Afrika emeği maliyet, Afrika devletleri hukuki örtü ve değerin neredeyse tamamı kıta dışında ele geçirilen bir düzen.

En Çok Okunanlar

Kaçırmayın